<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227</id><updated>2011-04-21T12:54:39.363-07:00</updated><title type='text'>Olaylarin Icyuzu</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>38</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115065796732581217</id><published>2006-06-18T12:11:00.000-07:00</published><updated>2006-06-18T12:12:47.806-07:00</updated><title type='text'>Sabri Ulker'in Basarı Sırrı</title><content type='html'>Sabri Ülker ile çalışmaya başladığımda ben 33, o 66 yaşındaydı. On yıl kadar yakınında bulundum. Rasyonel bir mistikti. Bugün 85 yaşındadır ve mistikliği de, rasyonelliği de devam ediyor. Son aradığımda, "Efendim, müsaitseniz yarın sabah gelmek istiyorum" demiştim. Cevabı: "Saat kaçta geleceksin? Programıma bir bakayım, sana dönerim." Beş dakika sonra aradığında şöyle diyordu: "Yarın dokuzda üretim toplantısı var; ona katılmam lâzım!" Oysa aktif yöneticilikten kopalı çok olmuştu. Buna rağmen, gününün planını eski tarzda yapmaya devam ediyordu. Fabrikaya gidip, tek tek birim müdürlerini çağırıyor; onlara ecel terleri döktürten sorular soruyor ve tatminkâr cevap veremeyenleri nazikçe azarlıyordu.&lt;br /&gt;Diğer yandan, rasyonelliğini aşan mistikliği de sürüp gidiyordu. Süleyman Kaya Bey yanına gittiğinde, "Anlat bakalım, neler yapıyorsunuz?" diye sormuş. Süleyman Bey, "Allah'a hamd olsun; Ülker çok büyüdü" deyince, Sabri Bey adeta patlamış: "Sus! Büyük olan yalnız Allah'tır. Ne demek Ülker büyüdü? Siz işinize bakın. Öyle boyunuzdan büyük laflar etmeyin!"&lt;br /&gt;Sabri Ülker Bey'den öğrendiğim üç kısa dersi birer darbımesel havasında özetlemek istiyorum:&lt;br /&gt;Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Bunu mistik bağlamda söylemiyorum. Sabri Bey sık sık şöyle derdi: "İşinize odaklanın; başka işlerin cazibesi sizi ayartmasın. Tanıdığım işadamlarının bir kısmı, sektörleri biraz dara girince, hemen tası tarağı toplayıp daha çekici gözüken işlere daldılar. Tabiatıyla, birçoğu muvaffak olamadı. Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Her mesleğin püf noktaları vardır. Bunları üç beş günde öğrenemezsiniz. Bisküvi işi yapan bazıları, zamanla işi bırakıp bez alıp satmaya başladılar. Fakat hamur işinden kumaş işine geçmek öyle kolay değildir. Pek az kişi iş değiştirdiğinde muvaffak olmuştur."&lt;br /&gt;Odaklanma, Sabri Ülker için temel bir değer; adeta bir erdemdi. 1993 yılında, Ülker henüz kek işine girmiş değildi. Bir Amerikan firmasıyla lisans anlaşması yapmak için aylar süren görüşmeler yapmış, fakat şirketi Türkiye pazarı için makul bir fiyata razı edememiştik. Bir ara Sabri Bey, benim tahmin ve tahammül edemeyeceğim kadar yüksek bir bedele bile evet der gibi olunca, dayanamayarak: "Efendim, biz Ülker'de bunlardan daha iyi kek yaparız. Niçin bu kadar yüksek bir bedel ödeyelim?" deyivermiştim. Cevabı bilgeceydi: "Doğru. Biz istersek bunlardan daha iyi kek yapabiliriz. Fakat kekle uğraşınca, bisküvi yapmayı unuturuz!"&lt;br /&gt;DÜRÜST OL, İKİ YAKADA DA KAZAN&lt;br /&gt;Dünya ve ahiret ayırımı her halde sınırlı zihin gücümüzün eseridir. Normalde, iki değil bir hayatımız vardır. Dünya hayatı dediğimiz dönem, kısa süreli bir geçişten ibaret. "Bir ağacın gölgesinde verilen kısa bir mola." O halde, insanî vasıflarımızın etkisi hem molada, hem mola sonrası (mahiyetini kavramaya güç yetiremediğimiz) hayatta karşımıza çıkacaktır. Dürüstlük de temel bir manevî nitelik olduğundan, asıl meyvesini mola sonrasında verecektir. Fakat, Max Weber'in Protestan ahlâkına dair tezinde de vurguladığı gibi, dürüstlüğün bu dünyadaki meyvesi de gayet göz alıcıdır. Bunu Sabri Bey'in, Ülker'in 50. Yıl kutlama töreninde anlattığı şu olayda çarpıcı biçimde görebiliyoruz:&lt;br /&gt;1958 devalüasyonundan sonra, ülkede temel meta fiyatları sık sık yükselmekte, dolayısıyla sanayiciler de ürünlerine boyuna zam yapmaktadır. 27 Mayıs darbesinden birkaç ay önce, her nasılsa çok yükselen un fiyatı hükümet kararıyla geri çekilmiş, dolayısıyla elinde unlu mamül bulunanlar zarara uğramışlar. Sabri Ülker, bütün toptancılarına kendi el yazısıyla birer mektup gönderip, ellerindeki bisküvi miktarlarını bildirmelerini istemiş. Mevcut stoğu tespit ettikten sonra, eski (yüksek) bisküvi fiyatıyla yeni (düşük) fiyat arasındaki farkı hesaplamış ve bu farkı her bir toptancının bir sonraki siparişinden düşmüş. Böylece toptancılar, kendileri için önemli olabilecek bir zarardan kurtulmuşlar.&lt;br /&gt;Peki, çevremizde maalesef çok sık rastlanmayan bu dürüst davranışın, bu "iyiliğin" dünyevî kârı ne olmuş? Onu da şöyle anlatıyor Sabri Bey:&lt;br /&gt;27 Mayıs darbesinden sonra, ortalığa şöyle bir laf yayıldı: "İhtilalciler fiyatların düşmesini emretmişler! Yakında fiyatlar düşecek!" Piyasalar bıçak gibi kesilmiş. Anadolu tüccarı kesesinde banknotlarıyla İstanbul'a gelmiş olsa bile, fiyatların düşmesini bekliyor, mal almıyor. Tabii, bizim bunlardan haberimiz yok, çünkü satışlarımız neredeyse ikiye katlanmış. Sonradan işittik ki, kumaştan züccaciyeye kadar hiçbir yerden mal almayanlar, "Boş dönmektense bisküvi alalım, nasılsa Sabri Bey fiyatlar düşse bile zararımızı öder" diyorlarmış!&lt;br /&gt;Kıssadan hisse: Lider yönetici, maneviyatı güçlü olandır. Sadece maddi hesaplarla başarıya ulaşılamaz!&lt;br /&gt;Başarı, iyi planlama ile inatçı uygulamanın çocuğudur. Ülker grubu on yılda yaklaşık on misli büyüdü. Genelde, ana odaktan fazla sapma olmadan gerçekleşti bu büyüme. Arada bir (otomotiv gibi) bazı alakasız sektörlere girildiyse de, çabuk dönüldü. ("Zararın neresinden dönseniz kârdır!") Bu büyüleyici gelişme tesadüf veya şans eseri değildir. Daha 1990'lı yılların başlarında, 1995, 2000 ve 2005 yıllarının "ana hedefleri" belirlenmiş gibiydi: 1995'e kadar yağ ve fruktoz (şeker), 2000 yılına kadar süt, 2005 yılına kadar ise dondurma ve gazlı içecek alanlarına girmek. Vakitsiz yatırım taleplerine, Sabri Bey hep kulaklarını tıkardı. "Efendim, yazın sıcaklar başlayınca bisküvi ve bilhassa çikolata tüketimi azalıyor. Bu yıl dondurma işine başlasak mı?" diye sorduğumda, kulaklarıma altın küpe olan şu cevabı vermişti: "Süte hakim olamayan, dondurma yapamaz evladım!"&lt;br /&gt;Planlamayı etkili uygulama takip etmelidir. Bir gün kendi aramızda bazı yönetici arkadaşları değerlendirirken, toplantılarda pek konuşmayan, fikrî katkısı sınırlı bir arkadaşı hafif yollu eleştirir gibi olmuştum. Cevabı harikaydı: "Haklısın. Kafası hiç çalışmıyor gibi gözükür. Aslında beyni her söyleneni sünger gibi emer. Tatbikatta ise çok inatçıdır. Bize böyle yöneticiler de lâzım. Herkes fikir üretirse, malı kim üretecek?"&lt;br /&gt;Yeni Şafak&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115065796732581217?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115065796732581217/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115065796732581217' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115065796732581217'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115065796732581217'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/sabri-ulkerin-basar-srr.html' title='Sabri Ulker&apos;in Basarı Sırrı'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115063220872519078</id><published>2006-06-18T05:03:00.000-07:00</published><updated>2006-06-18T05:03:28.786-07:00</updated><title type='text'>boydak in basari sirri</title><content type='html'>Boydak'ın başarı sırrı 1957 yılında Kayseri'de 25 metrekarelik bir atölyede temelleri atılan Boydak Holding, bugün mobilya, enerji, telekomünikasyon, tekstil, kimya ve finans gibi farklı alanlarda 23 şirketi olan bir dev haline geldi.&lt;br /&gt;Ayşegül Sakarya'nın araştırması&lt;br /&gt;Boydak Grubu, son yılların en hızlı büyüyen aile şirketlerinden biri. 1957 yılında Kayseri'de 25 metrekarelik bir atölyede temelleri atılan Boydak Holding, bugün mobilya, enerji, telekomünikasyon, tekstil, kimya ve finans gibi farklı alanlarda 23 şirketi olan bir dev haline geldi. Grup, en büyük çıkışını ise mobilya ile yaptı. Özellikle mobilyadaki markaları İstikbal ve Bellona ile öne çıkan grup, yüzde 35 civarındaki pazar payıyla Türkiye'nin en büyük mobilya üreticisi konumunda. 2006 yılında 1.8 milyar dolar ciro hedefleyen grup, bunun 1.2 milyar dolarını mobilyadan elde etmeyi planlıyor. Grup, bu başarısını ise ihtiyaçları önceden görerek, yatırımlarını gelişen trendler doğrultusunda yapmaya borçlu. Kanepe üretimi ile girdikleri mobilya sektöründe bugün hazır mutfaktan banyo aksesuarlarına kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip olan grup, önümüzdeki dönemde yeni yatırımlar ve satın almalardan oluşan büyüme stratejisi ile adından daha çok söz ettirmeye hazırlanıyor.&lt;br /&gt;İç pazarda yüzde 35 civarındaki pazar payıyla Türkiye'nin en büyük mobilya üreticisi konumundaki Boydak, bugünlere pazardaki değişimi iyi okuyarak geldi. Gelişen trendler doğrultusunda ürün yelpazesini çeşitlendiren şirket, bugün oturma gruplarından yatak ve yemek odası takımlarına, çocuk odasından hazır mutfak ve banyoya kadar ev için gereken her türlü eşyanın üretimini yapıyor. Özellikle İstikbal ve Bellona markaları ile akıllara yer eden grup, son dönemde gelişen ev tekstili ve aksesuarları pazarındaki gelişime duyarsız kalmayarak harekete geçti. Potansiyeli değerlendirmek amacıyla ev içi ürünlere ağırlık vermeyi planladıklarını söyleyen Mustafa Boydak, bu doğrultuda özellikle halı, sandalye ve aksesuara yönelik yeni bir fabrika yatırımı yapacaklarını ifade etti.&lt;br /&gt;Kârlılık analizini doğru yaptık&lt;br /&gt;Boydak'ın başarısının ardındaki en büyük etkenlerden biri ise yatay büyüme politikası. Özellikle mobilya üretiminde gerekli ana hammadde tedarikini kendi hammaddesini üreterek karşılama yolunu seçen grup, bu sayede maliyetlerde önemli bir avantaj elde ediyor.&lt;br /&gt;Boydak Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Mustafa Boydak elde ettikleri başarının ardındaki ilkenin "Yatırımların çeşidini artırırken kârlılık analizlerini doğru yapabilmek" olduğunu açıklıyor. Sanayicilerin gelişen trendleri pas geçmeden yatırım kararları alması gerektiğini belirten Boydak'a göre başarının anahtarı, olaylara global bakabilmek. Bu doğrultuda, Boydak Holding'de yeni hedef, "yurtdışı pazarlara odaklanarak büyümek" olarak belirlenmiş. Şu anda 70 ülkeye ihracat gerçekleştiren Boydak, yurtdışında bayilikler ve franchise yoluyla büyüyeceklerini ifade ediyor. Boydak, öncelikli pazarlarının ise Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri olduğunu söylüyor. Grup, önümüzdeki 5 yıl içinde 300 yeni yurtdışı satış noktasıyla global pazarda, markalaşma faaliyetlerine ağırlık vermeyi planlıyor.&lt;br /&gt;Boydak, satın alma stratejisi ile önümüzdeki dönemde farklı segmentlerde yatırım yapacağı sinyalini veriyor. Bu stratejinin bir parçası olarak Mondi markasını holding bünyesine kattıklarını ifade eden Boydak, "Böylece satışlarımızın çok üst seviyede olmadığı orta gelir grubuna da ulaşmış olduk" açıklamasını yapıyor. Yine aynı politika doğrultusunda ev tekstili ürünleri ve yatak üretimi alanında faaliyet gösteren Sırdaş Yatakları'nın Adapazarı'ndaki fabrikasını satın aldıklarını söyleyen Boydak, 15 milyon dolarlık yatırımla ev içi üretimde daha güçlü bir konuma gelmeyi planladıklarını vurguluyor. Müşteri talep ve beklentileri doğrultusunda İstikbal Regina ile hazır mutfak ve banyo alanına da giren grup, pazardaki gelişmeler ve büyüyen talep doğrultusunda bayi sayısını da 100'e çıkarmayı hedefliyor.&lt;br /&gt;Finans kurumlarını tek çatıda birleştirdi&lt;br /&gt;Boydak Holding'in başarılı adımlarından birisi, şubat ayında Anadolu Finans ve Family Finans'ı Türkiye Finans Katılım Bankası adıyla tek çatı altında birleştirilmesiydi. Birleşme ile maliyetleri düşüren holding, bankaların kârını da artırdı. Çok olumlu tepki aldıklarını belirten Boydak, işbirliği yapmanın müşteriler açısından da maliyet düşüklüğü olarak algılandığını söylüyor. Türkiye Finans Katılım Bankası'nın bilanço büyüklüğünün 3.2 milyar dolar civarında olduğuna işaret eden Boydak, hedeflerinin ise ortalamanın üzerinde büyüyerek şube sayısını 125’e çıkarmak olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;En çok patent sahibi firmalar arasında&lt;br /&gt;Boydak Holding, Türkiye’nin en çok patent ve tescil başvurusunda bulunan ilk üç firması arasında yer alıyor. Ar-Ge ve tasarım çalışmalarına yılda yaklaşık 8.5 milyon dolar aktaran Boydak Holding, 200 kişilik tasarım ve Ar-Ge ekibiyle dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek özellikle mobilya sektöründe tüketicilerin gelişen ve değişen ihtiyaçlarına paralel çözümler üretiyor. 1989 yılında ilk kez İstikbal Mobilya için marka tescil başvurusunda bulunan Boydak Holding’in bugün yalnızca mobilya alanında 110 marka tescili, 367 endüstriyel tasarım tescili ve 11 adet patent hakkı var.&lt;br /&gt;Karar mekanizması demokratik işliyor&lt;br /&gt;Rekabet ortamında koşmaya devam etmelerinde verimliliğin çok büyük payı olduğunu anlatan Mustafa Boydak, çalışanların işlerini daha iyi yapmaları için önemli ataklar yaptıklarını belirtiyor. Boydak'a göre grubun başarısının en önemli sebeplerinden biri, kurumsal yapıya verilen önem. Boydak, "Üst yönetimdeki dinamik yapı ve profesyonellerinin katkısıyla konjonktürü yakından takip ediyor. Bir karar alınması gerektiğinde herkesin fikri alınıyor. Şirketlerimizin yüzde 90'ının genel müdürü aile dışından. Bu, bizim kurumsallaşmaya gösterdiğimiz önem ve saygıyı gösteriyor"  diyor.&lt;br /&gt;Hiç hız kesmeden yatırımlara devamBoydak Holding, hiç hız kesmeden sürekli yeni yatırım yapıyor. Son dönemde yaptığı en büyük yatırımlardan birisi çelik tel ve profil üretimi. Grup şubat ayında toplam 80 milyon dolarlık bir yatırımla Merkez Çelik Boru ve Profil Tesisi, Form Sünger ve Merkez Çelik Tel-Yay-Zımba-Çivi olmak üzere üç üretim tesisini hizmete soktu. 15  milyon dolarlık yatırımla kurulan Merkez Çelik Boru ve Profil Tesisi, mobilya borusu üretimi ile başladığı faaliyeti farklı boru ve profil üretimiyle çeşitlendirmeyi ve çalışan sayısını iki katına yükseltmeyi planlıyor. Boydak ayrıca, 8 milyon dolara iki kimya tesisi de kurdu.&lt;br /&gt;Referans&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115063220872519078?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115063220872519078/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115063220872519078' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115063220872519078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115063220872519078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/boydak-in-basari-sirri.html' title='boydak in basari sirri'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115063207560998652</id><published>2006-06-18T05:00:00.000-07:00</published><updated>2006-06-18T05:01:16.090-07:00</updated><title type='text'>hazine arazisi tahsisi</title><content type='html'>Dışişleri'nin arazisi Rixos'a Sayıştay'a göre Dışişleri'ne tahsis edilen Antalya Beldibi'ndeki araziye 5 yıldızlı Rixos Oteli yapıldı. Sayıştay Raporu'na göre Dışişleri'ne, Kazakistan'a Devlet Konukevi için tahsis edilen Beldibi'ndeki araziye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayıştay Raporu'na göre Dışişleri'ne, Kazakistan'a Devlet Konukevi için tahsis edilen Beldibi'ndeki araziye Rixos Oteli yapıldı. Raporda "Beldibi'nde 50 bin metrekare arazi Kazakistan Cumhurbaşkanlığı'na Devlet Konukevi yapılması için Dışişleri Bakanlığı'na tahsis edilmiştir. Tahsis amacına aykırı olarak, otel yapılmıştır" denildi. Otelin sahibi Fettah Tamince AKP'ye yakınlığı ile biliniyor.&lt;br /&gt;Kazakistan'a niyet Rixos'a kısmet oldu&lt;br /&gt;Antalya Beldibi'nde, Kazakistan Devlet Konukevi yapılsın diye Dışişleri'ne verilen 50 bin metrekare orman arazisine, AKP'ye yakınlığıyla bilinen Tamince otel kurdu.&lt;br /&gt;Sayıştay'ın, Meclis'in isteğiyle hazırladığı "Devlet Malları Raporu'nda" çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Usulsüz kullanımların saptandığı rapora göre, Antalya Beldibi'nde, Kazakistan Cumhurbaşkanlığı'na Devlet Konukevi yapılsın diye Dışişleri Bakanlığı'na tahsis edilen 50 bin metrekare orman arazisine, AKP'ye yakınlığıyla bilinen Fettah Tamince'nin sahibi olduğu Rixos oteller zincirine bir yenisi daha eklendi. Devletin elindeki mallardan vakıflara, özel şirketlere ve kişilere devredilen 71 bin 217 kilometrekaresi, yani Marmara Bölgesi'nden büyük  olan bölümünde "sorun" olduğu ortaya çıktı. Sayıştay Genel Kurulu'nun onayladığı raporda, usulsüz devir işlemleri örnekleriyle ortaya konuldu:&lt;br /&gt;ÖRNEKLER ÇOK&lt;br /&gt;* NAZARBAYEV İÇİN ALINDI: Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, Kemer'in Beldibi Beldesi'nde 50 bin 354 metrekare araziyi Dışişleri Bakanlığı'na tahsis etti. Kazakistan ile ikili anlaşmalar yapıldı, Bakanlar Kurulu kararı çıkarıldı. Sözleşmeye göre bu araziye, Kazakistan Cumhurbaşkanlığı'nın devlet konukevi yapılacak, bir kısmı da Kazakistan Cumhuriyeti eğitim ve dinlenme tesisi olarak kullanılacaktı. Kısa süre sonra bu arazide, AKP'ye yakınlığıyla bilinen ve kuruluşu aşamasında AKP'ye, diğer otellerinin kapılarını açan Fettah Tamince'nin sahibi olduğu Rixos Oteller Zinciri'ne bir yenisi daha eklendi. Sayıştay raporunda, "Arazide tahsis amacına aykırı olarak, beş yıldızlı otel yapılmıştır. Yapılan otel, Rixos Beldibi Oteli adıyla faaliyet göstermektedir" denildi. Otel arazinin yarıdan fazlasını kapladı ama firmadan hiçbir bedel alınmadı. Geri kalan kısmına Kazakistan Cumhuriyeti görevlilerinin kullandığı birkaç bina yapıldı.&lt;br /&gt;* YASADIŞI TATİL KEYFİ: Yüksek yargı organlarının başkanları ile hakim-savcıların tatil yaptığı tesislerin yasadışı işletildiği belirlendi. Antalya'nın Kundu Köyü'ndeki 30 bin metrekarelik Adalet Bakanlığı Dinlenme Tesisleri, 16 yıl önce Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na 49 yıllığına bedelsiz olarak tahsis edildi. Ancak, Sayıştay raporunda, bu devir işleminin yönetmeliğe aykırı gerçekleştirildiği belirtildi. Devlet en az 7 milyon 365 bin YTL zarara uğradı.&lt;br /&gt;* MEDRESELER KAHVE OLDU: İstanbul'daki tarihi eser niteliğindeki gayrimenkullerin devirleri sorunlu bulundu. Fatih Belediyesi, Topkapı Amatör Spor Kulübü'ne sportif amaçlar için arsa ve bina devretti ama yapılan incelemede binanın üst katlarında kumar oynatılan özel bölümlerin olduğu saptandı. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün, Türk Dünyası Araştırma Vakfı'na öğrenci yurdu olsun diye verdiği Şehzade Mehmet Medresesi de Şehzade Mehmet Sofrası adı altında restoran oldu. Bu yerlerin gelirlerinden Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne hiç para aktarılmadı. Sayıştay raporunda, usulsüz kullanıldığı saptanan tarihi yerlerden bazıları şöyle: "Sinan Paşa Medresesi'ni, Kültür Değerlerimizi Koruma ve Geliştirme Derneği çay ocağı, nargile salonu ve kafeterya olarak kullanıyor. Sultan Mahmut Türbesi Müştemilatı'nı, Türk Ocakları Derneği, 100 kadar kitap koyduğu bir odası dışında kafeterya yaptı. Zevki Sultan Sıbyan Mektebi'ni, Mimar Sinan Üniversitesi konukevi yaptı. Küçük Ayasofya Medresesi'ni, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı, ticari işletme olan Yesevi Yayıncılık Reklam ve Film Yapımcılığı şirketine kullandırıyor. Şirket, medresenin içine çelik bölmeler yaptı, kafeterya oluşturdu."&lt;br /&gt;Kapanın elinde kaldı&lt;br /&gt;* İNÖNÜ STADI İÇİN PARA ÖDENMEDİ: Malatyaspor'un kullandığı İnönü Stadı üç yıl önce, "sportif faaliyetlerde kullanılsın" diye Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne devredildi. İl Müdürlüğü, stadı yıllığı 95 bin YTL'den Malatyaspor'a verdi. Ancak hazineye bugüne kadar hiç para yatırmadı.&lt;br /&gt;* ARSALARINI KAPTIRDI: Milli Savunma Bakanlığı, Kocaeli Milli Emlak Müdürlüğü'nden, "savunma hizmetlerinde kullanılmak üzere" arsa istedi. Milli Emlak, ilin değişik yerlerinde 15 ayrı arsa temin etti ancak vatandaşlar arsaları telle çevirip bahçe ve  taksi durağı olarak kullandı.&lt;br /&gt;* OTO YIKAMA SERVİSİ AÇILDI: Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, biri 10 bin diğeri de 20 bin metrekare olan iki arazisini düşük bir bedel karşılığında sporcu eğitimi için Gençlik ve Spor Vakfı'na verdi. Vakıf, arazilerden birini üçüncü bir kişiye devretti. O kişi de burada oto yıkama-yağlama servisi, paralı tuvalet, yemek satışında kullandığı seyyar TIR işletmeye başladı.&lt;br /&gt;* ORMANLAR FINDIKLIK OLDU: Trabzon'da binlerce dönümlük orman arazisinin işgal edilip fındık yetiştirildiği belirlendi.&lt;br /&gt;Ersan Atar/Sabah&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115063207560998652?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115063207560998652/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115063207560998652' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115063207560998652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115063207560998652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/hazine-arazisi-tahsisi.html' title='hazine arazisi tahsisi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115024274732033597</id><published>2006-06-13T16:52:00.000-07:00</published><updated>2006-06-13T16:52:27.566-07:00</updated><title type='text'>Kacak Gokdelenler Ulkesi</title><content type='html'>Kempinski projesinde şok!&lt;br /&gt;Tarih: 16 Mayıs 2006 Kaynak: Tercüman&lt;br /&gt;Astaş Başkanı Vedat Aşçı 'Projemiz TC kurum ve kuruşlarının bize verdiği resmi izinler çerçevesinde ve emsaline uygun yapılmakta; "iİtiraz edeceğiz' dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 kat ve iki kuleden oluşan Kempinski Recidences Astoria projesiyle ilgili plan tadilat talebi, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından reddedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Belediyesi'nin hemen karşısında yer alan arsa üzerinde Astaş AŞ tarafından yaptırılan 168 dairenin de bulunduğu 1.5 milyar dolarlık projenin 2007'de tamamlanması planlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişiklik talebiyle Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürlüğü'ne müracaat eden Astaş Gayrimenkul, 1/binlik ve 1/5 binlik planlarda sadece 3 emsal olan alana 12 emsale denk gelen 27 kat, 110 bin metrekare inşaat izni istedi. Ancak başvuruyu inceleyen İmar Komisyonu, talebin reddi yönünde görüş bildirdi. Geçen hafta cuma günü toplanan Büyükşehir Belediye Meclisi, Şişli'nin planlarını 2003 yılının 1/5 binlik planlarına göre geçirdi. Büyükşehir, planlarda T6 lejantlı ticaret alanı olarak yer alan Recidences'in H: 24.50 (maksimum yükseklik ve 8 kat) beliryerek planları geçirdi. Meclis, Bayındırlık ve İmar Komisyonu'nun 272 sayılı raporu doğrultusunda 1/binlik planları onayladı. Böylece Kempiski Recidences'in yer üstünde bulunan 27 katından 19'unun planlara aykırı olması gibi bir durum ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Astaş itiraz edecek&lt;br /&gt;Kempinski Recidences ile ilgili Meclis kararını Tercüman'dan öğrenen Astaş Gayrimenkul Yatırım ve Turizm AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşçı, 40 günlük yasal süre içerisinde itiraz haklarını kullanacaklarını söyledi. Aşçı, proje ile ilgili ellerinde tapu gibi ruhsatlarının bulunduğunu belirterek, 'Durumu hukukçularımıza inceletip, gereğini yapacağız' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülay Atığ dönemi&lt;br /&gt;Galatasaray Kulübü eski başkanlarından Alp Yalman'ın, kredi borcu nedeniyle Aydın Doğan'ın sahibi olduğu eski Dışbank Vakfı'na, oradan da Astaş'a geçen 1956 ada, 307 pafta, 3 parsel'deki 11 bin 233 metrekare arsaya 1997 yılında dönemin Şişli Belediye Başkanı Gülay Atığ, 110 bin metrekare inşaat, 27 kat yapılması için ruhsat verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu ruhsat, hem ilçe belediyesinin, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin planlarına işlenmedi. Ruhsat 2003 yılında, yani Mustafa Sarıgül'ün başkanlığı döneminde 2007'ye kadar uzatıldı. Kempinski Recidences'ın mevcut durumuyla ilgili Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, altı ay önce tutanak tutarak, imar durumunun bildirilmesi için Şişli Belediyesi'nden bilgi istedi. Şişli Belediyesi'nden Büyükşehir'e bugüne kadar bir cevap gelmediği kaydediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışbank Vakfı tarafından ihale yöntemi ile satılan bahse konu araziyi almadan önce araştırma yaptıklarını belirten Astaş Gayrimenkul Yatırım ve Turizm AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı Aşçı şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ruhsat alım aşamasında Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı itfaiye, sağlık dairesi gibi kurumlardan izin alınmış. Ruhsatı ve kendilerine sunulan planları onaylamışlar. Bütün bunları bizden önce ilgili mal sahipleri yapmış. Ekspertizler, yer ile ilgili bir bedel belirlediler. İhale yapıldı ve arazi bizde kaldı. Neticede ihaleye girmeden önce izinleri kontrol ettik. Yetkililer bize, 'Elinde tapu gibi ruhsat var. Hepsi geçerli. Al yerini yap' dediler. Biz de planlarda karşılığının olup olmadığını sormadan ruhsata güvenerek çalışmalara başladık. Kısacası projemiz ve binamız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurum ve kuruşlarının bize verdiği resmi izinler çerçevesinde ve emsaline uygun olarak yapılmakta.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz manzaralı&lt;br /&gt;Restorandan ve üst katlardan Boğaz, Adalar, Kız Kulesi hatta Atatürk Havalimanı ve Beylikdüzü de görülebiliyor. 13'üncü kattan 25'inci kata kadar olan bölümünde farklı stilleri yansıtan 1 + 1, 2 +1, 3 + 1 seçenekler sunuluyor. Kapıda valet parking, uyandırma servisi, bebek bakımı, alışveriş yardımcısı, evcil hayvan bakımı, oda servisi, aşçı kiralama, koruma hizmeti veriliyor. Daire fiyatları manzara ve büyüklüğe göre 480 bin dolarla 2 milyon dolar arasında değişiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115024274732033597?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115024274732033597/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115024274732033597' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115024274732033597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115024274732033597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/kacak-gokdelenler-ulkesi.html' title='Kacak Gokdelenler Ulkesi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115021272396961445</id><published>2006-06-13T08:31:00.000-07:00</published><updated>2006-06-13T08:32:04.450-07:00</updated><title type='text'>Dejenerasyon</title><content type='html'>rumuz: mucukmucukoooo&lt;br /&gt;kaynak: itiraf&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115021272396961445?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115021272396961445/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115021272396961445' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115021272396961445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115021272396961445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/dejenerasyon.html' title='Dejenerasyon'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115015855685793111</id><published>2006-06-12T17:28:00.000-07:00</published><updated>2006-06-12T17:29:17.363-07:00</updated><title type='text'>medya ve rant oyunları</title><content type='html'>ARSA OPERASYONLARININ FAİLİ BULUNDU Hürriyet, Yazı İşleri Müdürü Tufan Türenç dün köşesinde Milliyet Pazarlama'nın aldığı 2 milyon 238 bin metrekare araziden Aydın Doğan'ın haberi olmayacağını ileri sürdü. Oysa araziyi MİL-PA adına toplayanların büyük bölümü Aydın Doğan'ın yakın akrabaları ve Doğan Holding yöneticileri çıktı. Bunların başında Aydın Doğan'ın eşi Sema Doğan var. 19 Ağustos 2003 Salı 11:26&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet, Yazı İşleri Müdürü Tufan Türenç dün köşesinde Milliyet Pazarlama'nın aldığı 2 milyon 238 bin metrekare araziden Aydın Doğan'ın haberi olmayacağını ileri sürdü. Oysa araziyi MİL-PA adına toplayanların büyük bölümü Aydın Doğan'ın yakın akrabaları ve Doğan Holding yöneticileri çıktı. Bunların başında Aydın Doğan'ın eşi Sema Doğan var&lt;br /&gt;SABAH Gazetesi'nin Doğan Grubu'na ait Milliyet Pazarlama şirketinin Formula 1 pistinin yapılacağı yerin yanında 2 bin 238 dönüm arazi almasıyla ilgili yaptığı 'Manşetin Sırrı' haberine, Hürriyet Gazetesi hiç değinmedi. Evet, Hürriyet Gazetesi bu manşete karşılık bir haber yayımladı ancak iddiaları görmezden gelerek bir dizi küfür yayımlamayı tercih etti. Sadece Hürriyet Gazetesi Yazı İşleri Tufan Türenç, köşe yazısında bu araziden kimsenin haberi olmadığını söyleyerek, şunları yazdı&lt;br /&gt;İÇENE KARIŞMIYORUZ&lt;br /&gt;'...Tanrı tanıktır ki, ne benim, ne Fikret'in (Ercan), ne yazı işlerindeki, ne de haberi hazırlayan ekonomi servisindeki arkadaşlarımızın Aydın Doğan'ın bölgede arazisi olduğundan haberimiz vardı. O arazi ne zaman alınmış, büyüklüğü ne kadarmış, yeri neresiymiş hiçbir fikrimiz yoktu. SABAH'ın manşetini okuduktan sonra o arazinin yıllar önce iki parti halinde alındığını öğrendim. Büyük olasılıkla yüzlerce şirketi olan Aydın Doğan'ın da haberi yoktur.'&lt;br /&gt;Ama SABAH'ın yaptığı araştırma, daha ilk arazi alımından bile aile üyeleri ve şirket üst düzey yöneticilerinin haberi olduğunu ortaya koyuyor. Milliyet Pazarlama'nın aldığı arazinin satıcıları Aydın Doğan'ın eşi Sema Işıl Doğan, akrabaları ve Doğan Holding yöneticilerinden başkası değil.&lt;br /&gt;HABERLERİ VARDI&lt;br /&gt;SABAH'ın haberinde; dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in, Formula 1'in Türkiye'de yapılması kararını 24 Temmuz 2002 tarihinde onayladığı, Milliyet Pazarlama'nın ise Temmuz ve Eylül ayları arasında aldığı arazilerin tapu kayıtlarına işlendiği yer alıyordu.&lt;br /&gt;Hürriyet Gazetesi konuyu, Milliyet Pazarlama'ya sormak yerine İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım ile Türkiye Otomobil ve Motorsporları Federasyonu Başkanı Mümtaz Tahincioğlu'ndan görüş alarak değerlendirmeyi uygun gördü.&lt;br /&gt;İşte Doğan Holding'e ait Milliyet Pazarlama'nın, Formula 1 Projesi'nin bölgesinde aldığı arsalarının kimden alındığı, ne zaman, kaça aldığının listesi.&lt;br /&gt;1- Milliyet Pazarlama İLKSAN Skandalı'nın kahramanı Sedat Çolak'ın şirketi G.D Gayrimenkul'den 31 Mart 2000 tarihinde 159 dönüm arazi aldı.&lt;br /&gt;2- Tuğrul Doğan, Bahtiyar Doğan, Nihal Işık, Burak Barmanbek, İmre Barmanbek, Ganje Alda Tokcan, A. Rıza Temiroğlu ve Işıl Doğan'a ait 130 dönüm yere 12.07.2003'te 995 milyar 664 milyon lira ödendi.&lt;br /&gt;HEPSİ AKRABA-YÖNETİCİ&lt;br /&gt;Bu Doğan Holding'in Milliyet Pazarlama'sının 2002 yılında şahıslardan yaptığı ilk alım oldu. İsimler incelendiğinde de akraba ve çalışanlar dökülmeye başladı. Tapuya Işıl Doğan diye geçen kişi, Aydın Doğan'ın eşi Sema Işıl Doğan'dan başkası değildi. Akrabalar Işıl Doğan ile sınırlı kalmadı. Tuğrul Doğan, Aydın Doğan'ın ağabeyinin oğluydu. Betül Doğan, Aydın Doğan'ın yeğeni idi.&lt;br /&gt;İmre Barmanbek Doğan Holding'in Yönetim Kurulu Başkan vekili. Burak Barmanbek de, İmre Hanım'ın oğlu. Nihal Işık ise, SSK'da doktor da ama, İmre Barmanbek'in yeğeni olma özelliği vardı. Gamze Tokcan ise Doğan Holding'de üst düzey yöneticilik yapan İlder Tokcan'ın kızı. Bu arada Holding'in muhabecisi A. Rıza Temuroğlu da, arsa alıp Milliyet Pazarlama'ya satanlar arasında yeraldı.&lt;br /&gt;VE DİĞER SATICILAR&lt;br /&gt;3- Milliyet Pazarlama 17.07.2002 tarihinde Abdullah Nedim Sarsmaz, Turgut Alev, Nejat Özcan, Necip İmga, Mehmet İlhan Dursoy'un sahipleri olduğu toplam 257 dönüm araziyi 1 trilyon 353 milyar liraya aldı.&lt;br /&gt;4- 23.07.2002'de 819 milyar liraya Erdal Henri Freyman ve Kerim Tuncay Aksoylu'nun 115 dönüm yeri satın aldı.&lt;br /&gt;5- Başar Faktoring A.Ş ve Aksoylu İnşaat Turizm isimli şirketlerin arizide bulunan 208 dönüm hisseleri için 01.08.2002'te 484 milyar lira verildi.&lt;br /&gt;6- 30 Eylül 2002'de İLKSAN'ın bin 314 dönüm hissesi satın alındı. MİL-PA bu satışın ardından 2 bin 238 dönümlük 1024 nolu parselin tümüne sahip oldu. İLKSAN avukatlarının iddialarına göre bu arazi için 14 trilyon ödendi.&lt;br /&gt;Milliyet'in yazarı oldu&lt;br /&gt;Kent Şekerleme'nin sahibi Mümtaz Tahincioğlu, 1997 yılında Türkiye Otomobil ve Motorsporları Federasyonu Başkanı oldu. Adı hiç anılmayan, etkinlik düzenleyemeyen Federasyon, onun döneminde başarılı işlere imza attı. Örneğin 2003 yılında Dünya Ralli Şampiyonası'nı Türkiye'ye getirdi. Antalya'da bu yılın Şubat ayı sonlarında yapılan Dünya Ralli Şampiyonası ile Türkiye'de motorsporları dünyası canlandı. Ancak, Tahincioğlu'nun Antalya'da yapılan yarış öncesi yol yapımı işi yüzünden başı da derde girdi.&lt;br /&gt;Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu; şikayet üzerine 1 trilyon 500 milyar lira harcandığı söylenen yarışmayla ilgili soruşturma açtı. İncelemeler sonucunda yol yapım işinde 700 milyar liralık usulsüzlük olduğunu raporlarına geçirdi. Tahincioğlu, 2003 yılının Şubat ayından itibaren de Milliyet gazetesinin yazarı oldu.&lt;br /&gt;FORMULA 1 EŞİTTİR PARA&lt;br /&gt;Türkiye, dünyanın futboldan sonra en önemli organizasyonu olan Formula 1 yarışlarının yapıldığı 17'nci ülke olabilmek için start aldı. Düzenlendiği her ülkeye tanıtım kadar milyonlarca dolar da para kazandıran organizasyon için Türkiye de kolları sıvadı.&lt;br /&gt;Formula 1 pistinin yapılması düşünülen yaklaşık 2500 dönüm arazi, Tepeören Pendik Yoncası diye bilinen mevkinin 5 kilometre kuzeyinde. Burada düzenlenecek bir Formula 1; İstanbul'a ve Türkiye'ye maddi manevi çok şey kazandıracak. 52 hafta çalışılarak bir spor kompleksi niteliğine büründürülecek olan bölgede okullar açılacak, toplantı salonları, konserler yapılacak; böylece yerel halka iş imkanı da yaratılacak. Ayrıca Türkiye Şampiyonası'nın altı ayağının da burada düzenlenecek olması ile semt yılın 365 günü işler hale gelecek. Türkiye, burada gerçekleşecek olan ilk Formula 1 yarışlarından ortalama 70-80 milyon dolar gelir elde edecek. Bu oran, sonraki yıllarda tecrübeye de bağlı olarak daha da artacak.&lt;br /&gt;NEREYE NE KURULACAK?&lt;br /&gt;Formula 1'in düzenleneceği alana Cumhuriyet tarihinin en büyük spor kompleksi yapılacak.&lt;br /&gt;Otopark; 225 bin metrekare alan&lt;br /&gt;Tribün; En az 60 bin kişi oturma kapasitesi olan tribün&lt;br /&gt;Yarış pisti; Yine en az 5 km uzunluğunda ve 12 km genişliğinde yarış pisti&lt;br /&gt;Uçak pisti; Helikopter inişi ve alanı ve uçak pisti&lt;br /&gt;Camping; 50 bin metrekare genişliğinde camping alanı 12.500 metrekare eğlence merkezi Garajlar için 4680 metrekare alan.&lt;br /&gt;Sabah&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115015855685793111?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115015855685793111/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115015855685793111' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115015855685793111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115015855685793111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/medya-ve-rant-oyunlar.html' title='medya ve rant oyunları'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-115009842767869203</id><published>2006-06-12T00:46:00.000-07:00</published><updated>2006-06-12T00:47:13.690-07:00</updated><title type='text'>ozellestirme 3 yıl icinde yuzde 300 prim</title><content type='html'>Rakıda özelleştirme sonrası başlayan rekabete, Mey İçki'nin yüzde 90'ının Teksaslı Grup TPG'ye satılmasıyla "milliyetçilik" mesajları da eklendi. 2003'te Tekel'in alkollü içki bölümünü 292 milyon dolara satın alan Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab Konsorsiyumu'nun geçtiğimiz günlerde Mey İçki'nin yüzde 90'ını ABD'li yatırım fonu Texas Pacific Group'a (TPG) 810 milyon dolara satmasından hemen sonra ilk 'sataşma' Efe Rakı'dan geldi. İzmirli Elda Grup'un markası Efe Rakı, bir kadına efe giysileri giydirerek, "Efelenen Efelenene" sloganıyla gazetelere tam sayfa ilanlar verdi. Efe'nin reklamındaki asıl mesaj ise fotoğrafın yanındaki küçük yazılarda gizlenmişti. Efe, "Kim derdi ki bir gün kırk yıllık rakımız sofradaki yerini başka bir rakıya bırakacak.. (Bu arada o rakı da bizim olmaktan çıkacak)" diyerek Mey'in Yeni Rakı'sının artık Amerikalılar'ın olduğu mesajını verdi. Mey ise bu reklama karşılık vermeyeceğini, ancak Reklam Özdenetim Kurulu'na başvuracağını açıkladı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-115009842767869203?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/115009842767869203/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=115009842767869203' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115009842767869203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/115009842767869203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/ozellestirme-3-yl-icinde-yuzde-300.html' title='ozellestirme 3 yıl icinde yuzde 300 prim'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114977346975440954</id><published>2006-06-08T06:30:00.000-07:00</published><updated>2006-06-08T06:31:09.986-07:00</updated><title type='text'>Akdeniz ve Rant oyunları</title><content type='html'>Akdeniz bölgesinde bağ, dağ, orman, tarla, bahçe her türlü arazi neredeyse ‘kapış kapış’ gidiyor. Beydağları Sahil Milli Parkı içinde kalan Sarısu ile Tekirova’ya kadar bölge milli park alanından çıkarılarak Turizm Bakanlığı’na devredildi, buradan tahsisler gündemde. Çadırlı kamp alanı olarak kullanılan Göynük kampı bu yıl son kez hizmet verdi. Kındılçeşme Kamping Alanı için çeşitli eylemler sürüyor. Kent merkezinde birçok tarım alanı ‘ticari alan’a dönüştürüldü. 100’ncü Yıl Spor Tesisleri yerini, eğer açılan karşı davlardan bir sonuç çıkmaz ise 30 bin kişilik stadyuma bırakacak gibi. Dokuma Fabrikası alanı da Galataport gibi 49 yıllığına pazarlık usulü ile Hollandalı MDC Turkmall firmasına verildi. Lara Planı içinde yer alan “Temalı Park” ın ne amaçla kullanılacağı merak konusu. Konyaaltındaki Atatürk Parkı içinde ihale hazırlıkları yapılıyor. Bir yandan siyasi parti temsilcileri, bir yandan çevreciler ve diğer taraftan Mimarlar Odası gibi uzman kuruluşlar da görüş ve tepkilerini dile getiriyorlar. Belediye meclislerinde alınan kararlar mahalefetin ‘karşı’ oylarına karşılık iktidarların ‘kabul’ oyları ile ‘rant’ kapıları birer birer açıldı. AKP’li Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi’nin son toplantısında Vakıflar Müdürlüğü’ne ait 150 dönümlük bir alanın 30 dönümü ticari alana dönüştürüldü. 100’ncü Yıl Spor Tesisleri’ne ise 30 bin kişilik stadyum ve 10 kişilik de spor salonu yapılması kararlaştırıldı. Cumhuriyet Caddesi, Sobacılar Çarşısı ve okullar bölgesinin de planlarında değişiklikler yapıldı. Atatürk Parkı’nda da plan değişikliği yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, projenin ANTEPE tarafından yapılacağını, Yap-İşlet-Devret modeli ile ihale edileceğini ve ihale ilgili olarak herkesin bilgilendirileceğini söyledi. CHP’li Meclis Üyesi Fahrettin Köken, Dokuma Fabrikası alanının tahsisini hatırlatarak, “Atatürk Parkı’nda böyle hataya düşülmesin” uyarısında bulundu. DOKUMA’YA İPTAL BAŞVURUSU Birkaç haftadır tartışılan Dokuma Fabrikası alanının Kepez Belediyesi’nce Hollandalı MDC Turkmall firmasına “Pazarlık usulü” tahsisin iptali için siyasi partiler birlik olup konsey oluşturdular. CHP, DYP, MHP, DSP ve ANAP Dokuma tahsisi ve projesini incelemeyi tamamladılar ve dava açarak tahsisin iptalini isteyecekler. Cumhuriyet ile yaşıt Dokuma Fabrikası alanının yok edilmesine yönelik sivil toplum örgütlerinin de tepkileri bir yandan sürerken, Mimarlar Odası Başkanı Osman Aydın, bu alan için düşünülen projenin yanlışlığına da iyaret etmişti. Adliye Kavşağı’nın yapımına kaynak oluşturması için Dumlupınar Bulvarı Tıp Fakültesi karşısındaki Karayolları Bölge Müdürlüğü’ne ait alan satışa çıkarılmıştı. Kamuya ait bir alan plan tadilatı yapılarak, “Özel Sağlık Alanı” olarak düzenlenince yine siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri tepkilerini yükseltmişti ve bu tepkiler yüzünden iki kez yapılan ihaleye hiç bir firma katılma cesaretini gösterememişti. TEMALI PARK Büyük tartışmalarla Büyükşehir Belediye Meclisi’nden geçen Lara Planı yüzünden Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ile Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen arasında büyük tartışmalar çıkmış ve Lara-Kundu bölgesindeki otellerdeki kaçak yapılaşmalara göz yumulduğu söylenerek karşılıklı suçlamalar önü sürüldü ve yıkılması istenmişti. Süleyman Evcilmen, plana aykırı yerlerin tesbitlerini tamamladığını bildirdi ve muhataplarına ihtar gönderildi. Bu arada Lara Planı’nda ayrılan “Temalı Park” için emsal belirtilmediği için yapılaşmanın arttırılacağı ve otel yapımına izin verileceği gerekcesiyle plana büyük tepki gösterilmişti. Geçen hafta Bayat Bademleri köylüleri başta olmak üzere Antalya-Korkuteli arasında Toros dağları arasında 10 kadar taş ocağı izninin verilmesine yöre köylüleri, çevreciler ve siyasetçiler tepki gösterilmişti. MİLLİ PARK DARALDI Beydağları Sahil Milli Parkı içinde kalan Sarısu ile Tekirova’ya kadar bölge milli park alanından çıkarılarak Turizm Bakanlığı’na devredilmesine karşı tepkiler de büyüyor. Kemer bölgesinde bulunan Kındılçeşme Çadırlı Kamp Alanı’nın bulunduğu bölgede yapılaşma olmaması için Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz, Tema Antalya Temsilcisi Nurten Baykara ve Kıldılçeşme Orman Dostları adına Abdullah Argüz ile bir gurup çevreci ortak eylem gerçekleştirdiler. Kemer Belediye Başkanı Hasan Şeker, Kındılçeşme alanına imar planı dışında birşeyin yapılamayacağını sözünü verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114977346975440954?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114977346975440954/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114977346975440954' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114977346975440954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114977346975440954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/akdeniz-ve-rant-oyunlar.html' title='Akdeniz ve Rant oyunları'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114977297619443657</id><published>2006-06-08T06:22:00.000-07:00</published><updated>2006-06-08T06:22:56.413-07:00</updated><title type='text'>Orman Bakanlıgı ve 2B</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.sapsaman.com/modules.php?name=Your_Account&amp;op=userinfo&amp;amp;username=ZileliOrhan"&gt;ZileliOrhan&lt;/a&gt; bildirdi: "ANTALYA TAYİN ÇIKIYOR Aradan bir iki gün geçince, Ankara’ya kura çekmeye gittim. Alınan ve kura çekecek kişi sayısı 305 kişi. Bunun 50 tanesi Orman Genel Müdürlüğü emrine verilerek, yurdun çeşitli yerlerindeki Orman Kadastro Komisyonlarında görevlendirilecek. Diğer 255 kişi ise Doğu hizmeti olan, 6. Bölge’ye gönderilecek. Sivas’tan öte tarafa. Batıya en yakın yer Sivas. Kurayı çeken, mosmor geliyor. Tunceli, Hakkari, Mardin, Kars gibi yerler. Sivas, Erzincan bile çıkmıyor kuradan. Ben gittim, elimi torbaya soktum. Bir açtım kağıdı, “Mersin Orman Bölge Müdürlüğü, falanca Nolu Orman Kadastro Komisyonu Üyeliği”. Tabii ki ben sevinçten uçuyorum, doğu çekmedim diye. Allah rahmet eylesin, Cemal Akın isminde bir Orman Genel Müdürlüğü yetkilisi vardı. Bütün kura çekme işlemi bittikten sonra; “Orman Bölge Müdürlüğü olarak kura çeken 50 kişi bir yere ayrılmasın” diye bir anons yaptı.Biz toplandık. Bize kısa bir konuşma yaparak; “Yerinden memnun olmayan, tekrar kura çekmek isteyen var mı içinizde?” diye sordu. Orman Kadastro Komisyonu’nun olduğu yerler, hep Orman Bölge Müdürlüğü olan ve büyük yerler. Mersin, Adana, Antalya, Balıkesir, İzmir, Denizli gibi.Ben daha önce Mersin’e hiç gitmediğim için, pek istemedim. Gözüm Antalya’da. Eeee, Doğu’dan kurtuldum ya. Artık şımardık. “Hem kız istiyorum, hem de bacakları düz istiyorum”“Ben tekrar kura çekmek istiyorum” dedim. Gittim torbanın başına. Bir çektim, açtım; yine Mersin. Haydaaaaa. “Bir daha çekebilir miyim. Zaten ilk çektiğim de Mersin idi” dedim. Cemal Akın; “Çek bakalım” dedi. Bir daha çektim, yine Mersin. Haydaaa ki, haydaaaa. Ama hâlâ aklımda Antalya var. Cemal Akın’dan biraz yüz buldum ya, adama “Islak peştamal gibi yapıştım”. Başladım adama yalanlar söylemeye; “Efendim ben Antalya’daki Ziraat Fakültesi’nde mastır yapmayı düşünüyorum da, benim orda dayım var da, falan filan”. Bir sürü yalan. Cemal Akın, yanındaki şube müdürüne dedi ki; “Yaz şunu Antalya’ya” dedi. Baktı ki kurtulamayacak benden.Döndüm memlekete ve atama yazısını beklemeye başladım. Ufak bir araştırmadan sonra, Antalya’da lojman olduğunu ve evli olanlara çıktığını duydum. Hemen başladık resmi nikah için hazırlıklara. O arada atama yazısı da geldi. 25-Mart-1987 tarihinde, bir Cumartesi günü resmi nikah kıydık. Bir gün durdum, ertesi gün yola çıktım ve 27-Mart-1987, Pazartesi günü de Antalya’da göreve başladım. RÜŞVET YEMEK, YA DA YEMEMEK. İŞTE BÜTÜN MESELE BUGörev yeri, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, 3 Nolu Orman Kadastro Komisyonu Ziraatçi Üyeliği. Cemal Akın, şube müdürüne “Yaz şunu Antalya’ya” deyince, şube müdürü de Antalya’nın komisyonlarından en düşük numaralı olan 3 Nolu Komisyona beni yazmıştı. Bu yüzden komisyona atanan benden başka bir ziraat mühendisi daha vardı. İsmi Mehmet Şarkışla. Kayserili bir arkadaş. Ayrıca Sefer Cengiz isminde, Samsunlu bir orman mühendisini de, ormancı üye olarak vermişlerdi. Komisyon Başkanı, Hakkı Karataylı isminde bir Adanalı orman mühendisi. Asıl Ormancı üye, Sami isminde bir Burdurlu Orman Teknisyeni. Asıl ziraatçi üye de Hakkı Duran isminde bir Amasya Gümüşhacıköylü bir ziraat teknisyeni. Aday memuruz. Biz işleri öğrenmeye çalışıyoruz. Ama işleri öğrendikçe de, “Ulan, nerden düştük bu pisliğe” demeye başladık. İşim özü şöyle.Orman Kadastro Komisyonları, tarım arazileri ile orman arazileri arasındaki sınırı belirliyor. Eski sınırları tespit ediyor ve canlandırıyor. Eğer eski sınırlardan bugüne, orman arazisi tarım arazisine dönüştürülmüşse, bunu da meşhur 2B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarıyorduk. Esas mesele burada başlıyordu. Çalıştığımız yerler hep Antalya’nın sahil kenarları ve turizm yüzünden fiyatları aşırı değerlenmiş arazilerin kenarı. Adamın arazisini 2B ile orman dışına çıkarınca, adam birden zengin oluyordu. Bu yüzden, hangi arazi sahibinin ihtilaflı arazisinin başına çalışmaya gitsek, adam hemen rüşvet teklif ediyordu. Komisyonların hemen hepsi de bu çarkı döndürüyordu.Komisyonların arazi çalışması bahar ve yaz aylarındaki 6 aylık devrede oluyordu. Genellikle 6 ay evden uzak olarak, arazide çalışma yapılıyordu. Bu yönüyle zahmetli bir iş. Eskiden Orman Kadastro ve Amenajman Komisyonları sürgün yeri imiş. Orman teşkilatında ne kadar lüzumsuz, problemli ve aşırı solcu varsa, hepsi burada idi. Fakat 12 Eylül’den önce turizm bu kadar önemli olmadığı için sürgün yeri olan komisyonlar, 12 Eylül’den sonra çok iyi bir rant ve rüşvet yeri olmuştu.Yeni alınan 50 kişiden, sadece Durdu Ali isminde bir kişi solcu idi. Diğerlerinin hemen hepsi bizim takımdandı. Aramızda birkaç tane de Hoca Efendi takımından vardı. Durum böyle olunca, komisyonların hepsinin huzuru kaçtı. İstenmeyen elemanlar olduk. Çünkü bizler, çarkın dişlilerin arasında giren ve dişlileri kıran, bozan taş, demir parçaları gibiydik. Eğer uyumlu davransaydık, birkaç sene sonra memurluk yapmamıza bile lüzum kalmayabilirdi. Sadece bir adamın arazisinin başına gidiyoruz. Adam bize; -“Çıkarın şu 10 dönümü, 5 dönümü sizin olsun” diyor. Alsak 5 dönümü, komisyonda adam başına bir dönüm düşüyor. O bir dönümüm değeri, o zamanın parası ile rahat bizim bir 1,5-2 yıllık maaşımız. Eğer gözünü kararttıysan, 1 ay içinde, sadece bir köyden, sermayeyi doğrultmak mümkün. Baktık bu iş bozar. Orman teşkilatından ayrılmak istiyoruz, o zamanlar bakan, Yetim Hüsnü. Başbakanın yeğeni. Adama kimsenin sözü geçmiyor. O zamanlar Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı idi. BAŞIM BAL KÜPÜNE BATIYOR, BABA OLUYORUMBahar ayları geldi. Bizim komisyona,çalışma yeri olarak Burdur’da bazı köyler çıktı. Komisyon olarak, Burdur’un Yeşilova İlçesi’nde bulunan, Salda Gölü kenarındaki Orman Tesislerine kamp kurduk. Aradan bir iki ay daha geçti. “Biz düğünü yapalım” dedik. Düğün tarihini Ağustos Ayı’na tespit ettik. Komisyona bir yazı geldi. “3 Nolu Komisyon Yedek Ziraatçı Üyesi Orhan Yılmaz, geçici olarak Denizli Orman Bölge Müdürlüğü’ndeki falanca komisyona görevlendirilmiştir” diye. Hoppalaaaa. Biz düğün yapacağız, başka yere geçici görev geliyor, peşinden de tayin gelir muhtemelen.Ankara’ya gittim. Yukarıdan, şube müdürüne; “Antalya’daki komisyonlardaki yeni ziraatçı elemanlardan birini, Denizli’ye verin” diye bir emir gelmiş. Adam defteri bir açmış, en başta 3 Nolu komisyon var. Kim orada yeni ziraatçı? Orhan Yılmaz. Hemen yazmışlar benim ismimi Denizli’ye. Böyle durumlarda, en başta olmak da, en sonda olmak da iyi olmuyor, herhalde.Bu sefer bizim işe bakan genel müdür yardımcısı Osman Çelik idi. Kendisi Çerkez olduğu için, biz de hanım tarafından bir torpil bulduk. Düzelttirdik tekrar işimizi. “Harala, gürele” derken, en sonunda 8-Ağustos-1988 tarihinde düğünü yaptık da, sonunda muradımıza erdik. Evlendim, 9 ay 20 gün sonra, 27-Mayıs-1988 tarihinde, bir ihtilal yıldönümünde, ilk çocuğumuz oldu. Adını Zeynep Setenay koydum. Kendi kendime düşündüm kü; “Benim eşim Çerkez. Çocuğua Çerkez ismi koysam, adımız kılıbığa çıkacak. Çerkez ismi koymasak, hanıma haksızlık olacak. Ben de dedim; “İki isim koyayım. Biri Çerkez ismi olsun, diğeri normal bir isim. Peygamberimizin hanımı ve kızının ismi olduğu için, Zeynep ismini tercih ettim.İşimizi yapan Osman Çeliğ’in kitapları vardı, onlardan da aldık birkaç tane almıştım, tayin işi için uğraşırken. Kitabın birinde adı geçen, Çerkezler’in efsanevi kadın kahramanlarından biri olan Setenay ismi hoşuma gitmişti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114977297619443657?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114977297619443657/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114977297619443657' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114977297619443657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114977297619443657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/orman-bakanlg-ve-2b.html' title='Orman Bakanlıgı ve 2B'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114971766749755872</id><published>2006-06-07T15:00:00.000-07:00</published><updated>2006-06-07T15:01:07.566-07:00</updated><title type='text'>Yolsuzluk ve ANAP</title><content type='html'>Orman Bakanlığı tarafından ormanlık sahaların işletmeye açılarak özel sektöre devredilmesi kararı, büyük şirket ve holdinglerin iştahını kabartarak rant kavgasını başlatmıştır. "Orman arazi tahsisi" adı altında yapılan talanların, hukukdışı uygulamaların, turizmi teşvikten ziyade, son derece art niyetli olduğu görülmektedir. Âdeta yangından mal kaçırırcasına eski ANAP senaryolarından bir yenisinin daha icra edildiğini görmekteyiz. Özellikle Antalya ve çevresindeki orman arazi tahsislerinde taraflı davranılması ve bu alanların, kendi eş, dost, yandaş, partili ahbaplara peşkeş çekilmesi için, Orman Bakanlığını aşan uygulamalara talimatlarıyla yön veren Başbakan Sayın Mesut Yılmaz, gerek Başbakanlık makamını gerekse Orman Bakanlığını şaibe altında bırakmıştır.&lt;br /&gt;BAŞKAN – Sayın Yılmazyıldız, arkadaşlarımız muvafakat ettiler; ben, sürenizi, arzu ediyorsanız birleştirebileceğim; fikrî insicamınızı ona göre düzenleyin diye erken haber veriyorum.&lt;br /&gt;Buyurun.&lt;br /&gt;İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.&lt;br /&gt;Bakınız, ihale çok enteresan; 12 Aralık 1997 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan duyuru gereğince, isteklilerin, 29 Aralık 1997 günü saat 17.00'ye kadar, Orman Genel Müdürlüğü Kadastro ve Mülkiyet Dairesi Başkanlığına müracaat etmeleri gerekiyor. Bu 17 gün içinde -17 nci günün, akşamına kadar- sahaları gezecekler, ne tesis kuracaklarına karar verecekler, ondan sonra projelendirecekler, yüzde 50'sini özkaynaklarından karşılayacaklarına dair noter tasdikli taahhütte bulunacaklar; yani, 12 fıkra halinde sayılan belgeleri 17 günde tamamlayıp teslim edecekler. İlanda da, her birinde ne tür tesis kurulacağı belirtilmiş. Yani, buradan anlaşılıyor ki, böyle bir duyurunun, bütün ilgileneceklere hitap etmesi mümkün değildir. Bu duyuru, tesisin türü, sınıfı ve yatak sayısı dahi önceden belirtildiğine göre, ancak buralara talip olanlar için ve onların projelerine göre hazırlanmış bir duyuru olmaktan ve sadece onları hedef almaktan öteye geçemez; yani, kasıtlı olarak süre dar tutulmuştur.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmış bir yazıda "Şimdi, bir Turizmi Teşvik Yasası var, bu yasaya bağlı olarak bazı orman alanlarının turizm amaçlı kullanımı gündeme getiriliyor. Bunu, kimler nasıl kullanıyor?" sorusunu, Orman Mühendisleri Odası Sayın Başkanı cevaplıyor ve diyor ki: "Bunları sıralamaya gerek yok, hepsini biliyoruz. Türkiye'nin, İstanbul çevresinden tutun Ege ve Akdeniz kıyıları bugün tükenmiştir. 1980'li yıllarda bu yasa çıkmadan önce, ben, bir bürokratın odasındaydım, daha yasa ortalıkta yoktu; ama, bununla ilgili söylentiler kulağıma geliyordu; söz konusu bürokratın masasının üzerinde tahsis için 40-50 dosya vardı; gelenlere de 'orası kapandı' sözcükleri benim yanımda söylenildi." Bu, çok ilginçtir; yani, buradaki orman alanları, bu yöntemlerle dağıtılmıştır.&lt;br /&gt;Bakınız, bu tahsisler kimlere, nelere yapılmış ve hangi ölçüler dikkate alınmış.&lt;br /&gt;Örneğin, Muğla İli Bodrum İlçesi Çiftlik Köyü Kargıcak mevkiindeki 47 416 metrekarelik orman sahasının, Diler Holding sahibi, Odalar Birliği Başkanı Fuat Miras'a; Muğla İli Bodrum İlçesi Çiftlik Köyü Gelinönü mevkiindeki 140 001 metrekarelik orman sahasının, Begüm Yapı Turizm Ticaret ve Sanayi Limitet Şirketinin sahibi olan ANAP Bursa İl Teşkilatından Berat Tunakan'a; İstanbul İli Pendik İlçesi Emirli Köyü Sığıreğrek mevkiindeki 744 955 metrekarelik orman sahasının Mir İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketinin sahibi olan...&lt;br /&gt;(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)&lt;br /&gt;BAŞKAN – Ben, 10 dakikalık sürenizi de ilave ettim efendim; buyurun.&lt;br /&gt;İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) – ...ANAP'lı eski bakanlardan İbrahim Özdemir'e verilmesi.&lt;br /&gt;Yine, Başbakan Sayın Yılmaz'a özel uçağını tahsis ederek, ANAP'a özel ilgi ve alaka göstererek, pastadan pay almayı alışkanlık haline getirenlerden Yalçın Sünnetçioğlu'nun sahibi olduğu Güroltek Turizm Ticaret ve Sanayi Limitet Şirketine, Antalya İli Merkez İlçesi Güzeloba Mahallesi Lara mevkiinde 99 055 metrekarelik orman sahasının tahsisi.&lt;br /&gt;Yine, pastadan pay kapma yarışında iyi çalışan, rant kavgasında bir hayli başarı sağlayan, ANAP Bursa İl Teşkilatında Bursa İl Başkan Yardımcısı olan Berat Tunakan ile ANAP'lı işadamı olarak tanınan Bursa Otelcilik Anonim Şirketinin sahibi Ertan Sayılgan'a hem Orman Bakanlığı hem de Turizm Bakanlığı oldukça cömert davranmış ve bu kişilere üç yeni orman arazisinin kıyak çekilmiş olmasıyla, Hükümetin partizanca icraatlarına bir yenisi daha eklenmiştir.&lt;br /&gt;Bursa Otelcilik Anonim Şirketine, yine, Antalya İli Merkez İlçesi Güzeloba Mahallesi Lara mevkiinde 71 970 metrekarelik orman sahasının verilmesiyle birlikte, bu kişilerin, Uludağ Otelcilik Anonim Şirketi ve Kervansaray Otelcilik Anonim Şirketi gibi farklı tüzel kişilikler adı altında Bodrum ve Antalya'da aldıkları arazilere turizm tesisi kurma gibi bir amaçlarının olmadığı duyumları da alınmaktadır. Peşkeş yoluyla alınan bu arazilerin, daha sonra arsa spekülatörleri aracılığıyla devri yapılarak rant geliri elde edilmesinin amaçlandığı duyumları vardır.&lt;br /&gt;Muğla İli Bodrum İlçesi Çiftlik Köyü Kargıcak mevkiindeki 165 bin metrekarelik orman alanı, Erol Aksoy İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketine verilmiştir.&lt;br /&gt;Muğla İli Bodrum İlçesi Çiftlik Köyü Kisebüklü mevkiindeki 241 098 metrekarelik orman alanı, Edim İnşaat ve Turizm Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin sahibine verilmiştir.&lt;br /&gt;İşte, bakınız, kamuoyunda infiale yol açan peşkeşler bu kadar değil; toplam 26 sahada 3 895 054 metrekarelik alanın akıbetini burada dile getirmek zorundayız. Bu, usulsüz ve kuraldışı olarak yapılan ve sadece, en büyük özelliğinin, bakana veyahut ANAP'a yakınlıkla ilgili olduğu tespit edilen bu tahsislerin ciddî incelenmesi lazımdır. Hatta, öyle olmuştur ki, bu Koalisyona dışarıdan destek veren Sayın Baykal, Sayın Yılmaz'la bir buluşmasında "bu ormanlar da peşkeş çekiliyor, bu kadarı fazla" demiştir; aldığı cevapta "tamam, bundan sonra ormanları peşkeş çekmeyeceğiz; bundan sonra açık duyurularla, ihalelerle yapacağız" denilmiştir. Herhalde, CHP'li sayın arkadaşlarımız da, bugüne kadar olan hırsızlıklar, talanlar için, ne yapalım, gönlümüze yatmıştır demeyeceklerdir, bunların araştırılması, gerçeklerin ortaya konulması için bu soruşturma önergesine gerekli desteği vereceklerdir kanaatindeyim.&lt;br /&gt;Bir hükümet, üç beş kişi uğruna asla milletinden uzaklaşmamalıdır. Böylesine milletle bağdaşmayan uygulamaların sürmesi halinde, alışkanlık haline getirilen bu diyet ödeme ve peşkeşlerin devamı halinde, Anasol-D Hükümetini oluşturanlar ve destekleyenler, milletten gerekli cevabı alacaklardır.&lt;br /&gt;Orman arazileriyle ilgili, Orman Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı arasında ekim ayında imzalanan protokol anlaşması ise, son derece şikelidir. Bakınız, burada, Orman Bakanı, basından tepki gelince "ben, orman tahsislerini durdurdum" diyor; yani, gönlüne yatmıyor; eh, suçüstü de yakalanmış; ama, gerekçe olarak da "ben turizmden anlamam, bunları Turizm Bakanı dağıtsın" diyor; yani, sonuçta, böyle danışıklı bir dövüş, son derece şaibeli bir şey ve enteresandır; bu protokolü imzalamıyor, dört ay sonra, bu tahsisler yapıldıktan sonra 1.1.1998 tarihinde protokol yürürlüğe giriyor. Yani, nereden bakarsanız bakın, bu tahsislerin hepsi şaibe kokuyor, peşkeş kokuyor.&lt;br /&gt;Kısacası, çekilen bütün bu peşkeşlere, dur demek zorundayız; ülkesini seven, vatanını seven, doğayı seven insanlar olarak, çocuklarımıza gelecekte yeşil bir ülke, güzel bir ülke bırakmak istiyorsak, bu talanların çok ciddî araştırılması bir zorunluluktur. Siyasetçilerin, özellikle mevcut Hükümetin, böyle ormanlardan elini çekmesi zorunluluğu vardır. Yoksa, en başta İstanbul ve civarında orman kalmayacaktır. Sadece burada böyle değil, bunların örnekleri kendi seçim bölgemde de var.&lt;br /&gt;Bir arkadaşımız, Kaz Dağlarındaki orman katliamını sormuştu; "durduruldu" deniliyor; fakat, nedense bu orman katliamlarıyla ilgili olarak bana sürekli, fakslar ve "işte peşkeş!.." şeklinde haberler geliyor. Üstelik -çok enteresandır- sivil inisiyatif grubunun girişimleri sonucunda, bu yörede, İstanbul Üniversitesinden bir teknik heyet inceleme yapmış ve sonuçta, meyil oranı yüksek olan bölgede yapılan orman kesimlerinin erozyona ve sel baskınlarına açık davetiye çıkardığı, teknik heyetçe tespit edilmiştir. Sel baskınlarının çok yaşandığı bölgemiz açısından, kesim işlemi son derece tehlikelidir -zannediyorum, bazı sayın bakanlarımız Gömeç'e, Ayvalık'a, Altınova'ya, Manyas'a geldiler- eğer siz, bu dağlardaki ormanları kestirirseniz, sağa sola, müteahhitlere verirseniz, ondan sonra bu sonuçlar çıkar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114971766749755872?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114971766749755872/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114971766749755872' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114971766749755872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114971766749755872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/yolsuzluk-ve-anap.html' title='Yolsuzluk ve ANAP'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114971762194293255</id><published>2006-06-07T14:59:00.000-07:00</published><updated>2006-06-07T15:00:22.136-07:00</updated><title type='text'>Hasan Ekinci</title><content type='html'>Acarkent muhabbeti       Eski Orman Bakanı Hasan Ekinci'nin kulağını çınlatmış, Beykoz'daki Acarkent'te kendisi ve kızlarına ait 4 villa için:        - Ekinci bir ekti, dört biçti, demiştik.       Çünkü Acarkent'in açılışına katılan Türk İş Başkanı Bayram Meral, eski Orman Bakanı Hasan Ekinci'nin orman alanındaki Acarkent'e katkılarını ima etmişti.       Hasan Ekinci dün telefonla arayarak bu konuda açıklayıcı bilgi verdi.       Ekinci'nin sahip olduğu villa adedi 4 değil, 12 imiş... Kızları da kooperatife yazılarak 3 villa sahibi olmuşlar. Etti 15...       Ancak... Hasan Bey'in bu villaları edinme şekli değişikmiş...       Hasan Ekinci bu edinimde hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük bulunmadığını söyledi ve şöyle devam etti:       - 1981 yılında siyasi yasaklı iken Modaköy şirketinde genel koordinatör olarak çalıştım. O zaman bu arazi bu şirkete aitti. Üzerinde inşaat yasağı vardı. Arazinin yüzde 11 hissesini bana verdiler. Karşılığında 5 - 6 aylık maaşımı şirkete bıraktım. 1986 yılında ANAP iktidarında özel orman alanlarına yüzde 6 inşaat izni çıktı. O anda arazi çok değerlendi. Ben o dönemde de siyasi yasaklıydım. Arazinin imara açılmasında da hiçbir etkim yoktur...       Hasan Ekinci'ye inandık... Teşekkür ettik...       Ancak kafamız başka bir noktaya takıldı..       Rant piyangosuna...       1981 yılında 6 maaşınızı verip bir araziden hisse alıyorsunuz... Aradan 5 yıl geçiyor. Arazideki imar yasağı kalkıyor. Ve bir gecede mülti milyarder oluyorsunuz. Hasan Ekinci'nin 6 aylık maaşıyla aldığı arazinin bugünkü karşılığı 12 villadır... Bu villaların toplam değeri ise 6 ile 10 milyon dolar arası bir meblağ... 6 maaş karşılığı 10 milyon dolar... Görünürde yolsuzluk yok. Hasan Ekinci'nin kabahati de yok. Rant piyangosu vurmuş bir kere!       Bu yasayı 1986'da TBMM'den geçiren özel orman sahipleri kimlerse...       Esas büyük voliyi onlar vurmuş... Biz çıkalım kerevetine...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114971762194293255?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114971762194293255/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114971762194293255' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114971762194293255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114971762194293255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/hasan-ekinci.html' title='Hasan Ekinci'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114967547913441314</id><published>2006-06-07T03:17:00.000-07:00</published><updated>2006-06-07T03:18:03.300-07:00</updated><title type='text'>belediye ve ihaleler</title><content type='html'>BÜYÜKŞEHİR'DEN ADRESE TESLİM İHALE... Bu nasıl ihale?İstanbul Büyükşehir Belediyesi 40 karayolunun Hizmete Alımı ile ilgili olarak bir ihale düzenledi.Bu ihalede yapılacak olan işler "Konsept geliştirme ve uygulama, davetiye hazırlanması ve dağıtımı, konser, ses ışık sistemleri kurulumu, stad süsleme, lazer ve sahne şovları, havai fişek gösterimleri, stat vinil afişi, güvenlik, led ekran, canlı yayın, bilboard, süperboard, prizma, raket afiş, üst geçit afiş, otobüs durak afişi, elektrik direği afişi, belediye binaları vinil afişi, genel vinil afiş, İETT otobüs afişi, broşür, kitap, radyo spotları, led ekran film hazırlanması, 40 karayolunun süslenmesi, 10 kavşakta canlı yayın hazırlığı - ses sistemi - vinil afiş - konfeti - broşür - gösteriler - kamera ve fotoğraf çekimleri, 10 adet totem yapımı, üst geçit tabela yapımı ve ışıklı pano yapımı" olarak belirtildi.İlginç olan ise bu denli yüklü ve yoğun işin ihaleden hemen 1 gün sonra teslim edilmesinin şart koşulması oldu.Akıllara takılan soru şu: Hangi şirket ihalede belirtilen bu işler için hazırlıklı olabilir. Bu ihaleyi alacağını bilmeden fakat bir gün sonrasında tüm bunları yapmayı taahhüt edebilmek için nasıl bir yapı gerekiyor.Bu 'dostlar alışverişte görsün' tavrının bir örneği olabilir mi?.Yani insan düşünmeden edemiyor.Bu ihaleyi kazanacağın kesin olmadan ihaleye gireceksin kazanırsan bir gün sonra işi teslim edeceksin.Eğer kuşlar önceden haber vermediyse ve sen de ona göre gardını almadıysan nasıl bir cesaretle bu işe soyunacaksın? Bu koşulları önceden hazırlamadan bu işin altından nasıl kalkacaksın?Tüm bunlar bir yana ihaleyi düzenleyen kurum yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi bilmedeği ve araştırmadığı bir şirkete bu ihaleyi nasıl verecekte hemen ertesi gün işi teslim alacak. Sanki iş belli, kimin yapabileceği belli, ihale de ballı bir durumla karşı karşıyayız gibi görünüyor .Sizler ne dersiniz.? ihalenin orijinal metni için &lt;a href="http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/IhaleVeIlan/IhaleDetay?IhaleId=7291"&gt;http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/IhaleVeIlan/IhaleDetay?IhaleId=7291&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114967547913441314?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114967547913441314/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114967547913441314' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114967547913441314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114967547913441314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/belediye-ve-ihaleler.html' title='belediye ve ihaleler'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114953752901927357</id><published>2006-06-05T12:58:00.000-07:00</published><updated>2006-06-05T12:58:49.216-07:00</updated><title type='text'>Zorlu'nun Basari Sirri</title><content type='html'>Bankacılık, tekstil, elektronik ve enerjinin sektörlerinde neredeyse sıfır noktasından başlayan  Ahmet Nazif Zorlu  başarısını tek bir cümleyle özetliyor: 'Bizim en büyük özelliğimiz hızlı olmamız' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorlu Holding'in patronu Ahmet Nazif Zorlu, 69 milyon dolara bir tabela olarak devletten aldığı Denizbank'ın yüzde 75'ini 2.4 milyar dolara satıp şirket değerini de 3.2 milyara yükseltince tüm dikkatleri üzerine çekti. Faaliyet gösterdiği bankacılık, tekstil, elektronik ve enerjinin neredeyse tümüne sıfır noktasından başlayan Ahmet Nazif Zorlu başarısını tek bir cümleyle özetliyor: "Bizim en büyük özelliğimiz hızlı olmamız. Atı alan Üsküdar'ı geçer".  İş dünyasının en başarılı isimlerinden Ahmet Nazif Zorlu, değişen rekabet ortamında grubun stratejisini pazarı ve değişimi iyi takip edebilmek, fırsatları erken algılamak ve tüm bunları yaparken de hızlı davranabilmek olarak özetliyor. Zorlu "Türkiye zamanında harekete geçip fırsatları iyi değerlendiremediği için elektronikte çok şey kaçırdı. Hızlı olup, zamanında harekete geçmek başarının anahtarı. Fırsatları değerlendirmek için yarını beklememelisiniz. Çünkü yavaş kalan geri kalıyor." diyor.&lt;br /&gt;Başarının değişime tepki verebilme hızınıza bağlı olduğu yeni rekabet ortamında, dinamikler de değişiyor.  Artık hızlı davranabilme becerisi, şirketlerin iş dünyasında gideceği noktayı ve başarısını da belirleyecek. Dışarıdaki değişime çabuk ayak uydurabilen esnek firmaların başarı şanslarının rakiplerine oranla daha yüksek olduğu bu yeni dönemin galipleri ise yalnızca iyi olanlar değil, aynı zamanda hızlı olacak.  Çünkü sınırların kalktığı, teknoloji ve üretim faktörlerine artık herkesin sahip olduğu bu yeni rekabet ortamında yavaş kalmanız, o pazarı başkasına kaptırmanız demek.&lt;br /&gt;Artık büyük-küçük, eski-yeni ayrımı değil, hızlı-yavaş şirket ayrımı önem kazanıyor. Yani artık büyük balık küçük balığı değil, hızlı balık yavaş balığı yutuyor. Pazarda başka balıklara yem olmamak için yapmanız gereken ise rakiplerinizden daha hızlı olmak. Bu ise, fırsatları erken algılama, hızlı karar alabilme  ve uygulamaya koyma ve pazarın değişen koşulları ile değişen müşteri beklentileri karşısında değişim esnekliğini gösterebilme becerinize bağlı. Ancak günlük değişimlere karşı bile esnek davranabilen firmaların ayakta kalabildiği bu yapıda, değişime hızlı tepki verebilmek için her aşamada hızlı karar kalıp uygulama becerisi göstermeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklük değil büyüme ve kârlılık  başarıdır&lt;br /&gt;Son 10 yılın Fortune 1000 listesinden sadece 45 şirketin anlamlı bir büyüme ve kârlılık göstermesi de başarının anahtarının artık “büyüklük” olmadığını gösteriyor. Türkiye’de de son yıllarda yüzlerce küçük şirketin veya sıfırdan başlayıp hızla yükselen şirketlerin başarı hikayeleri göze çarpıyor. Yeni rekabet unsurlarını fark eden büyük şirketler ise, iş süreçlerini hızlandıracak mekanizmaları hayata geçirip, organizasyon yapılarını daha dinamik hale getirecek adımlar atıyorlar. Bunu yapmayanlar için ise başarısızlık yakın. "En büyük özelliğimiz hızımız" diyen Türkiye'nin en büyük gruplarından Zorlu Grubu'nun "rüzgarın kızı" Süreyya Ayhan'ı oynattığı reklam filmleriyle yarışı ancak hızlı koşanların kazanabileceğine yaptığı vurgu da, bunun en güzel göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Nazif Zorlu'dan başarı için tavsiyeler&lt;br /&gt;En büyük özelliğimiz hızlı olmak&lt;br /&gt;Yoktan var ettiği şirketlerini sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da en büyükleri arasına sokma becerisi gösteren Ahmet Nazif Zorlu tam bir hızlı balık örneği. 1997'de özelleştirme ile 69 milyon dolara aldığı Denizbank'ın yüzde 75'ini, 10 yıl bile geçmeden, 2.4 milyar dolara satma başarısını gösteren Zorlu, böylece bankanın toplam değerini de 3.2 milyar dolara yükseltmiş oldu.&lt;br /&gt;Aynı başarıyı Vestel'de devam ettiren  Zorlu, üzerinde tedbir kararı bulunan şirketi "Gelecek elektronikte olacak" diyerek 90 milyon dolara almıştı. Bugün piyasa değeri 700-750 milyon dolar civarında olan Vestel,  Türkiye'nin ihracat şampiyonu. Alındığı dönemde 100 milyon dolar olan şirketin 2005 cirosu ise 3 milyar 469 milyon dolar. Ahmet Nazif Zorlu, grubun başarısını, "En büyük özelliğimiz hızlı olmamız" şeklinde açıklıyor. Yavaş kalanın geri kalacağını söyleyen Zorlu'nun kendi ifadesi ile "Rekabet ortamında atı alan Üsküdar'ı geçiyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizbank'ta nasıl bir strateji izlendi?&lt;br /&gt;Denizbank, fona devredilen Tarişbank'ı 2002'de bünyesine katması, büyümede önemli bir etken. Özellikle Ege bölgesinde tarımsal kredi kullandırımında önemli bir işlevi olan Tarişbank'ın ekonomi ve sektör içindeki varlığının önemi göz önüne alındı. Devirle birlikte hem mevcut tüm krediler hem de müşteriler Denizbank'a geçmiş oldu. Zorlu, bankayı şubeleri ve personeliyle alarak hizmet yaygınlığını artırdı. Ayrıca Toprakbank'ın 17 şubesini ve 68 bin müşteriden oluşan kredi kartı portföyünü de satın alan Denizbank, büyümesini satın almalar yoluyla sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı olmak kamikazelik değil &lt;br /&gt;Başarı için, doğru zamanda ve zemininde harekete geçmek şart. Atı alan Üsküdar'ı geçiyor. Bunun için de bir fırsat gördüğünüzde çok fazla düşünmemek gerekiyor. Pazarda boş bir alan yakaladığınızda, zaman kaybetmeden cesaretle hızlı bir şekilde radikal kararlar alabilmelisiniz. 'Yapayım mı, yapmayayım mı, ben bir düşüneyim' dersen geç kalırsın, hiçbir şey yapamazsın. Hızlı davranacaksın ama kamikaze gibi de girmeyeceksin. Araştırmacı olacaksın. Hayal kurarken bile geleceğe bakacaksın. Trendleri izleyip, fizibilite çalışmanı yapacaksın. Yoksa hiçbir ön çalışma yapmadan 'ben girdim" diye bir işe girmek yanlış. Biz hangi işe girdiysek geleceğe bakarak girdik. Tekstil, elektronik, beyaz eşya, bankacılık, enerji bunlar hep gelecekte de geçerliliği sürecek alanlar. Önemli olan projenizin gelecekte ne durumda olacağını tasarlayıp görebilmek. Herkes yaparken otel yapmanın bir anlamı yok. Yoksa şu anda inşaat şirketlerinin düştüğü duruma düşersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediğim çarşafı bulamayınca ev tekstiline girdim&lt;br /&gt;Yıllar önce, evime istediğim kalitede çarşaf bulamayınca İtalya'ya yaptığım bir seyahatte yanımda 6 adet çarşaf getirdim. Sonra, benim gibi diğerlerinin de olabileceğini düşünerek, Türkiye'deki bu boşluğu görüp ev tekstiline girmeye karar verdim. Yola çıkarken “önce dünya markası olacağız” dedik. Bu nedenle büyümek için değişik stratejiler izledik. Avrupa’dan satın aldığımız markalar var. Bugün Taç Linens ile ev tekstilinde Avrupa’da bile bu mal kalitesinde mağaza zinciri yok. Markamızın yüzde 60-70 tanınırlığı var. Bugün sat deseler, 250 milyon dolara vermem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal'ın sözlerine inanarak Vestel'i alıp ihracatın amiral gemisine çevirdi&lt;br /&gt;"En büyük özelliğimiz hızımız" diyen Ahmet Nazif Zorlu'nun 1953'te Denizli'de birkaç dokuma tezgahı ile başlayan hikayesi, tam bir hızlı balık örneği. Türk tüketicisini desenli nevresim ile tanıştıran, "perdesiz ev olur mu?" deyip girdiği tül perde işinde dünyanın,   ev tekstilinde ise  Avrupa'nın en büyük üreticisi konumuna gelen, Özal'ın "Gelecek elektronikte" sözleri üzerine Vestel'i alarak Türk ihracatının amiral gemisi yapan, sadece bir tabela olarak aldığı Denizbank'ı Türkiye'nin 6'ıncı büyük bankası haline getirip yabancı sermayeye satma becerisi gösteren Zorlu, hızlı davranmanın meyvelerini yiyor. "Yavaş kalırsan geri kalırsın" diyen Zorlu'nun ifadesiyle başarının ardında piyasayı koklayıp fırsatları hızla algılamak yatıyor.&lt;br /&gt;Denizli'nin geleneksel çizgili çarşaflarının karşısına Türkiye'de ilk kez renkli ve desenli nevresim ile çıkan Zorlu, Taç markası altında farklılaştığı ürünleriyle büyük başarı yakadı. Pazardaki boşluğu farkedip, yakaladığı fırsatı iyi değerlendiren Zorlu, ilk olmanın avantajıyla nevresim pazarının yüzde 60'ını ele geçirdi. Aynı eksiği gördüğü tül perdede, dünyanın en büyük üreticisi oldu.&lt;br /&gt;Gelecek yükselen sektörü olarak görülen elektronik fırsatını değerlendirmeye karar veren Zorlu, Sabancı, İhlas ve Bayraktar Holding gibi rakiplerini geride bırakarak Vestel'i alma becerisi gösterdi. Üzerinde tedbir kararı ile 90 milyon dolara aldığı Vestel'in o zamanki cirosu sadece 100 milyon dolardı. Şu anda pazar değeri 750 milyon dolar olarak ifade edilen şirketin 2005 cirosu ise 2 milyar 687 milyon euroya ulaştı. 2.5 milyar dolarlık ihracata da imza atan şirket Türkiye'nin ihracat şampiyonlarından.&lt;br /&gt;Aslında geleceğin yükselen sektörlerindeki kötü durumdaki şirketleri alıp değerini yükseltmek Zorlu'nun piyasayı iyi koklama becerisinden kaynaklanıyor.  Devletin, kurtarmak için önce Emlak Bankası içine alıp sonra elinden çıkarmak için özelleştirme yoluna gittiği Denizbank'ı, neredeyse sadece bir tabela bankası olarak alan Zorlu, bankayı Türkiye'nin en büyük 6'ıncı bankası konumuna getirdi.  69 milyon dolara aldığı bankanın bugünkü değeri ise, Dexia'ya satışla birlikte 3,2 milyar doları buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vestel'in imajını düzetmek için piyasadaki bozuk ürünleri toplattı&lt;br /&gt;Zorlu Vestel'i aldığında şirketin büyük bir üretimi yoktu. Sadece 350 bin televizyon üretiliyordu, üstelik markanın imajı da kötüydü. Elektronikte başarı yakalayan firmaların bunu nasıl yaptığını görmek için Zorlu, şirketi alır almaz iyi örnekleri incelemek üzere Uzak Doğu'ya gidip buradaki şirketleri inceledi. İşe markanın kamuoyunda çok da iyi olmayan imajını düzeltmekle başladı.  Öncelikle piyasada bulunan tüm hatalı ve bozuk ürünleri toplatıp değiştirtti. Müdürlerinin "Batarız" itirazlarına rağmen, "Asıl bunu yapmazsak batarız" diye direnen Zorlu, önemli bir maliyeti üstlenmeyi de göze aldı. Böylece piyasadaki 5 bin adet bozuk Vestel yenileriyle değiştirildi. Stratejisinde kalite unsurunu ön plana çıkaran Zorlu, bu anlayış doğrultusunda ürünlerine 3 yıllık garanti getiren ilk firma oldu. Böylece Vestel'in sektörde farklılaşması başladı. Başarı stratejisinde öne çıkan bir diğer etken ise Ar-Ge'ye verilen önem oldu. Dünyadaki gelişmeleri daha hızlı takip edebilmek amacıyla İngiltere, ABD, Hong Kong, Manisa ve İzmir’de Ar-Ge yatırımlarına yöneldi. Televizyondan beyaz eşyaya, klimadan bilgisayara kadar geniş bir ürün yelpazesi yaratıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokumada pazardaki rakiplerinden  farklı olmayı seçti&lt;br /&gt;Dokuma üzerine kurduğu ilk fabrikasında en önemli hammadde ihtiyacı iplik temininde sorunlar yaşanması, üretim ve ihracatta da aksamalara yol açıyordu. Bunun üzerine hızlı bir karar alıp 6 ay içinde yine aynı hızla bir iplik fabrikası kurdu. Böylece üretimde süreklilik sağlandı. Türkiye pazarını tanıştırdığı desenli çarşaf ve masa örtüsü üretimiyle ise, pazardaki rakiplerinden farklılaşma stratejisi izledi. Ürünlerin gördüğü büyük talep üzerine, kapasiteyi genişletmek için Korteks'i kurdu. Burada, pazardaki bir diğer boşluk tül perde üretimini görüp bu işe girdi. Almanya'dan aldığı 12 tül makinesi ile ürettiği tüller de büyük talep görünce yeni makineler alarak pazardaki talebi fırsata çevirdi. Burada yakalanan başarının ardındaki en önemli neden ise, rakipler hala mekanik üretimdeyken, Zorlu'nun üretimi sayısı 100'e yaklaşan elektronik makinelerle çok daha hızlı bir şekilde gerçekleştirebilmesiydi. Yıllık üretim 150 milyon metrekareye ulaşınca ihracata yönelen Zorlu, üretim yarıya yakınını ihraca başladı. Zorlu'nun ihracatta yakaladığı başarıda ise, izlediği pazarlama stratejisi büyük yol oynadı. O yıllarda imajı hiç de iyi olmayan Türk malları karşısında Zorlu, mallarını almak istemeyen yabancı müşterilerine tek tek gidip, iknaya çalıştı. Üstelik cebinden yüz binlerce dolar masraf edip, sadece müşterileri ikna edebilmek için farklı desen ve modeller üretip müşterilere yolladı. Şu anda ise bu ülkelere yüz milyon dolarlarca  ihracat gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Know-how ile enerjide başarıyı yakaladı&lt;br /&gt;Ahmet Nazif Zorlu, "Biz bugün olduğu gibi herkes enerjiye giriyor diye bu sektöre girmedik" diyor. Sektörün geleceğini araştırılıp tüm fizibilite çalışmalarının ardından enerji alanına girmeye karar verilen Zorlu Grubu'nun hedefi, enerjide know-how ’ın değer katacağı projelere imza atmak olarak belirlenmiş. Zorlu Holding'in kendi elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla 1993 yılında kurulan Zorlu Enerji, şu anda 180 sanayi kuruluşuna elektrik satışı yapıyor. Sadece Türkiye değil, yurtdışında know-how'la büyüme stratejisi izleyen şirket, İsrail'de üç enerji santrali inşa ediyor. Tesislerin 25 yıllık işletme ve bakım hizmetlerini de grup bünyesindeki şirketler üstenecek. Rusya'nın en büyük özel enerji santralini de Zorlu üstlenmiş durumda. Büyüyen ekonomi ve artan nüfus nedeniyle Rusya pazarında artan enerji tüketimini fırsata çevirmeye çalışan Zorlu, stratejisinin en önemli ayaklarından birini bu pazara yönelik oluşturdu. Burada ikinci tesisini yapan grup, aynı zamanda santrali işleterek Moskova'nın elektrik ve ısı ihtiyacını karşılamayı planlıyor. Grup ayrıca santral bakım hizmetleriyle Yunanistan ve Hindistan ’daki enerji pazarına da girmiş durumda. Türkiye'de ise özellikle doğalgaz dağıtım alanına hız vermiş durumda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114953752901927357?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114953752901927357/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114953752901927357' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114953752901927357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114953752901927357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/zorlunun-basari-sirri.html' title='Zorlu&apos;nun Basari Sirri'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114937094228726700</id><published>2006-06-03T14:41:00.000-07:00</published><updated>2006-06-03T14:42:22.583-07:00</updated><title type='text'>Cesur kisilik SACAN</title><content type='html'>Organize Suçlar İstanbul Şube Eski Müdürü Adil Serdar Saçan, polis teşkilatını topa tuttu: 'Bunlar devletin değil Fethullah'ın emrinde' ORGANİZE SUÇLARİSTANBUL ŞUBE ESKİ MÜDÜRÜADİL SERDAR SAÇAN AÇIKLIYOR:“Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipiYöneten: Ramazan Akyürek”“Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi,Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polisbirimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.”İşte Aydınlık dergisinde yayınlanan röportajın bütün detayları:18 yıl boyunca emniyet teşkilatında çeşitli görevler üstlenen Saçan açıkkonuştu: “yaşanan gelişmeler Emniyet içinde yuvalanmış Fethullahçıkadrolar tarafından örgütleniyor”. Saçan, tertibin başındaki ismi deveriyor: 1978–79 yıllarında Polis Koleji’ndeki polis adaylarını IşıkEvleri’ne götüren, bugünün Emniyet İstihbarat Daire Başkanı RamazanAkyürek.Türkiye’de ilk Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğü 1998 yılındakuruldu. Müdürlüğün İstanbul’daki şubesinin kurucusu Adil Serdar Saçan. 5 yıllık görev süresince Ömer Lütfi Topal cinayeti, Malki cinayeti, KorkmazYiğit, Albayraklar Holding, İGDAŞ, Akbil ve İSTAÇ gibi operasyonlarıyürüten Saçan, AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte görevden alındı.Saçan’ın ifadesine göre bunun nedeni, “Emniyetteki irticai kadrolaşmayakarşı olması”Adil Serdar Saçan’la Danıştay’a yapılan saldırısı sonrası, hükümet yetkilileri ve kimi basın organları tarafından ulusalcılara karşı yapılan psikolojik savaşı görüştük. Saçan’la yaptığımız ilk telefon görüşmesinde, gazete sayfalarına yansıyan iddialarla ilgili görüşünü sorduk. 18 yıl boyunca emniyet teşkilatında çeşitli görevler yürüten Saçan lafını “eveleyip-gevelemeden” söyledi: “Danıştaya yapılan saldırı sonrası yaşanan“kamuoyunu yönlendirme” faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmaörgütledi. Bu örgütlenmenin başında emniyet istihbarat daire başkanıRamazan Akyürek bulunuyor.AYDINLIK: Telefon görüşmemizde “Danıştay saldırısı sonrası yaşanangelişmeleri Emniyet içindeki Fethullahçı yuvalanmanın organize ettiğini” söylediniz. Bu örgütlenmeyi ve bu olay içindeki rolünü anlatır mısınız?A. SERDAR SAÇAN: Polis Koleji’ne 1978 yılında girdim. Birden IşıkEvleri’ni buldum karşımda. Bu yıllar Polis Koleji’nin bu örgüt tarafındanele geçirilme dönemidir. Polis Akademisi’nden o dönem mezun ilk komiser yardımcıları -seçilmiş bir grup- polis kolejine gelmişti. Şimdi kolejdeki örgütlenmeyi yapan bu kişilerin hepsi şu anda emniyet müdürü. Bunlardan birisi de şu anki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.İKİ YIL İÇİNDE İL EMNİYET MÜDÜRÜ OLACAKLARKomiserler, Kolej’deki öğrencileri Işık Evleri’ne götürmeye başladılar.Bizim dönemimizden Işık Evi eğitimi almış birçok kişi var. Önümüzdeki 2yıl içinde onlar il emniyet müdürü seviyesine çıkacaklar. Şu anda müdüryardımcısı durumundalar. O tarihten sonra Polis Koleji ve Polis Akademisi,daha sonra Polis Okulları bu F Tipi örgütlenmenin (Fethullah Gülenörgütlenmesi – Aydınlık’ın notu) eline geçti. Ve emniyet örgütününyönetici kesiminin büyük bir bölümü, bunlardan oldu.ÖZAL DÖNEMİNDE ÇIKAN ÖZEL YASA1985 yılında, “Özel Sınıf” adı altında polis koleji değil, üniversiteyibitirmiş olan kişileri de aldılar. Bir sene eğitip, 1986 yılında amiryaptılar. Atatürk, Polis Koleji’ni, Cumhuriyet’e bağlı bir polis teşkilatıyetişsin diye kurmuştu. Ama 1985 yılında. Özal döneminde bir yasaçıkarıldı. Böylece; örneğin İlahiyatı bitirmiş adam Polis Koleji’ne girmeden, sınavla Polis Akademisi’ne girdi. 8 ay eğitim görüp, Kolej ve Akademi mezunları gibi yetki sahibi oldular. Bunların büyük bir bölümü “F tipi”dir (Fethullah Tipi). Bunlar şu anda il emniyet müdür yardımcısı düzeyindeler. Önümüzdeki sene itibariyle birinci sınıf emniyet müdürü olacaklar. Emniyet örgütlenmesi içindeki üst yapılanmanın büyük bir bölümüşu anda ne yazık ki, örgütün kontrolüne geçti. Dolayısıyla emniyetbirimleri de F tipi örgütlenmenin kontrolüne geçti.Işık Evleri eğitiminden geçmiş emniyet müdürleri, imam emniyet müdürleri... Üzerlerinde resmi üniforma var ama üniformanın arkasında çok ciddi bir örgütlenmeye bağlı emniyet mensupları var.“SAVCILARA İSİM VERİRİM”AYDINLIK: Emniyet Genel Müdürü, Danıştay’a saldırı olayının arkasında, adı belli olmayan bir örgütün varlığından bahsediyor?SAÇAN: Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.F TİPİ ÖRGÜT SOKAKLARI İZLİYORDinleme kapsamında MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) diye bir sistem kurdular. Bu sistem bütün sokakları izliyor. Yasal alt yapısı yok.Her yere bir kamera koydular ama her sokağa kamera koyan devlet Danıştay’a kamera koymayı unutmuş. MOBESE’yi kuran firma, bu sistemi kuran örgüt, biraz önce bahsetmiş olduğum grubun kontrolünde.DANIŞTAY SALDIRISI VE ÖNCESİSon olayda Cumhuriyete doğrudan sıkılmış bir kurşun var. Atatürkçü olduğu, Cumhuriyetçi olduğu, laik olduğu kesin olan bir üst yargıya Cumhuriyet tarihinde ilk defa sıkılmış bir kurşun. Danıştaya yapılan saldırı sonrasıyaşanan “kamuoyunu yönlendirme” faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçıyapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında emniyet istihbarat dairebaşkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.Ancak son olaylar yaşanmadan önce Türkiye’de bir takım olaylar oldu.Bunlardan bazı örnekler vereceğim.Bir terörle mücadele komiseri, 2001 veya 2002 senesinde Çağdaş EğitimVakfı’nda bir kaset buluyor. Önce sızıyor oraya güya komiser. Ve sonraarama yapılıyor vakıfta ve orada kaset bulunuyor. Kaseti bir dinliyorlar.Fethullah Gülen’le ilgili soruşturma yapmakta olan Nuh Mete Yüksel’in seks kaseti. Tesadüfe bakın şimdi. Kim yapıyor operasyonu? Devlet yapıyor ama; devlete sızma, üniforma giyme budur yani. Peşinden Nuh Mete Yükselgörevden alınıyor, sürülüyor.YÜKSEK YARGIYA SALDIRININ MERKEZİ DE AYNIPeşinden tekniğe dayalı bir istihbarat operasyonu daha. Yargıtay BaşkanıEraslan Özkaya olayı. Yöntemi bildiğim için söylüyorum. Özkaya laiklikleilgili bir konuşma yapıyor, laikliği başka tarif eden grup bunubeğenmiyor. Ve Eraslan Özkaya birden bire Alaaddin Çakıcı ile ilişkilendiriliveriyor. Soruşturma yapılınca adamın suçsuzluğu ortayaçıkıyor ama daha evraklar adliyeye gitmeden basında çarşaf çarşaf yazıyor.Burada da operasyonu yapan İstihbarat ve kaçakçılık daireleri.Danıştaya silahlı saldırı yapıldı. Fakat yüksek yargıya yapılan silahsızsaldırılar daha önemli. Yüksek yargıya Yargıtay Başkanının şahsında saldırı yapıldı.Hemen devamında AKP’nin bir milletvekili (TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu – Aydınlık’ın notu) diyor ki “yargıya güvenmiyoruz”. Akabinde Kaçakçılık, İstihbarat Daire Başkanlıkları “Neşter” diye bir operasyon başlatıyorlar. Yargıtay’a otomatik tüfekle saldırı gibi bir olay. “Yargıtay’ın yargıçları, rüşvet aldı” diye telefon görüşmeleri yayınlanıyor. Yüksek yargıçlar karalanıyor. Yargıtay Genel Sekreterliği topa tutuluyor. Sonuçta hepsi beraat ediyor.BDDK OPERASYONUBunun peşinden BDDK Başkanı Engin Akçakoca ele alındı. Adamın evininyanında bir depo bulunuyor. Evraklar bulunuyor ihbar gelmiş falan filan.Adam “lanet olsun” dedi gitti. Hedef gösteriliyor. Polis hazır. Polisdediğim, bizim Türkiye Cumhuriyeti polisi değil.FERHAT SARIKAYA IŞIK EVLERİNE GİTMİŞ Mİ? ARAŞTIRILSINDevam ediyorum... Van 100. Yıl Üniversitesi meselesi. Orada hedef kim? Üniversiteler. Neden Çete’ye sokuldu orada rektör. Çünkü o tarihteki mevzuata göre telefonları dinlemek için çete mensubu olması lazım. Hemen İstihbarat Dairesi ve malum örgüt faaliyete başladı. Daha enteresan bir şey. Rektör Aşkın’ın avukatı (TBB eski başkanı Teoman Evren-Aydınlık’ın notu) Ankara’da, şimdiki Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’la birlikte aynı büroyu kullanıyor. Bu büroya giriliyor, talan ediliyor. Bu da yüksek teknik kullanabilecek kişiler tarafından yapılabilecek bir arama. Ondansonra da Şemdinli olayı meydana geliyor. Burada da askere kurşunsıkılıyor. Herkes bu savcı yetkisini aştı falan filan dedi. Peki bu savcı kim? Son olayda Muzaffer Tekin’in dedesine kadar araştırıyorsun. Bu savcıyı araştırdılar mı? Bu savcı ışık evlerine hiç gitmiş mi acaba? Şemdinli’de bir güç gösterisi var. TSK’nın en üst düzeydeki paşasıçetecilikle suçlanıyor. Bu güce kim sahip Türkiye’de.Dikkat edin. Şemdinli’de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma Komisyonu’na İstihbarat Dairesinin Başkanı geliyor. Diyor ki, “hırsız içeride dışarıda aramaya gerek yok” Onu alıyorlar onun yerine sicilinde “Fethullahçı” yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok. Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.SAVCI İSTANBUL POLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇMALIAYDINLIK: Son soruşturmada da Bakan Mehmet Ali Şahin, “Süprizlere hazırolun” dedi.SAÇAN: Somut olay şu. Cumhuriyet Gazetesi üç defa bombalandı. Birincibombalamada, tamam, polis olarak bu eylemi yersiniz. İkinciyi yemezsin,gazetenin önünde tedbirini alırsın. Bu olay örneğin Zaman Gazetesi’neolsaydı, ikinci eylem yapılabilir miydi? İddia ediyorum yapılamazdı. Nedenoraya bir izleme aracı atmıyorsunuz. Üçüncüyü de attılar. Ekipler oradaduruyor, adamlar yürüyüp gitti. Aynı adamlar Danıştay’da Cumhuriyet’inhâkimini katletti. Ondan sonra polis çıkıp “biz başarılıyız” diyor. Aynıyerde üç olay oluyorsa bir kere bu görevlilerin yakasından tutacaksın. Hiçsoruşturma açıldı mı bunlar hakkında? Aksine ödüller veriliyor. İstanbulCumhuriyet Başsavcısı’nın bu konuda soruşturma açması lazım. En azından“görevi ihmal” var burada. Ondan sonra Ankara adamı yakalayınca İstanbul polisi, “Ben bu adamları vermem, bu adamlar Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba attı” diyor. Ankara’daki eylem olmasaydı sen yakalayamıyordun ki bunu.Bence o adam oraya yakalanmak için gitti zaten. Bu ya görevi ihmaldir, yada acemilik sebebiyle ölüme sebebiyettir. Bir komplo varsa komplo buradan başlıyor.İSTİHBARAT DAİRESİ’NİN OLANAKLARINI KULLANIYORLARAYDINLIK: Komplo, Fethullahçı yuvalanmadan sağlanan imkânlarla mıyapılıyor?SAÇAN: Tabii tabii. İstihbarat dairesi, kaçakçılık dairesi. Dikkat edinhepsi tekniğe dayalı. Telefon görüşmeleri... Eraslan Özkaya telefonla görüşmüş, bir avukatın bürosunda Nuh Mete Yüksel’le ilgili kaset çekiliyor. Planlı...Danıştay saldırısı öncesi de Başbakan, “Danıştay 2. Daire’nin kararı şöyleböyle” dedi saldırı oldu. Polis Yargıtay’a operasyon yaptı.BASIN İŞİN PSİKOLOJİK HAREKATINI YAPIYORAYDINLIK: Basın, polisten gelen bilgileri sorgulamadan bunun peşincekoşturup gidiyor. Muzaffer Tekin bağlantısı diye bir şey ortaya atıldı.Basının bilgi yetersizliğinden mi?SAÇAN: Basın ne veriliyorsa onu yazıyor. O merkez aynı zamanda bu işin psikolojik harekâtını da yapıyor. Onlar ne verirse basın da onu yazıyor.AYDINLIK: Tüm bunları kim planlıyor?SAÇAN: Şemdinli olayıyla bu iki olaya baktığınızda bu olaydan zarargörenlerden biri kabul etsek de etmesek de hükümet. İkincisi, ulusalcıolan bir yargıç öldü, ulusalcı olan bir grup zarar gördü. Bir de askerebağladılar işi. Bu iki gücü “İstediğim an kafa kafaya tokuştururum” diyenüçüncü bir güç çıkıyor ortaya. Bu üçüncü gücü destekleyen yer neresi?Biraz evvel bahsettiğim devlete sızmış olan, “biz X imamına bağlıyız”diyen grup. Bunlar taşeron. Planlayan kim peki? İran meselesinde hemhükümet hem ordu bir merkezin verdiği işi yapmadılar veya geciktiriyorlar.Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başkaülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere…O güç diyor ki, “siz biz ne dersek yapmak zorundasınız. Yapmadığınız zaman biz artık sizin ülkenizde Danıştay’ı basacak güçteyiz. Yarın kafamızı bozarsanız Milli Güvenlik Kurulunu da basarız” diyor adam yani.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114937094228726700?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114937094228726700/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114937094228726700' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114937094228726700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114937094228726700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/06/cesur-kisilik-sacan.html' title='Cesur kisilik SACAN'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901980401361889</id><published>2006-05-30T13:09:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T13:10:04.303-07:00</updated><title type='text'>BIA ve SOROS</title><content type='html'>'Soros'un Bombası' Nerede, Biliyorum!-N.Mater 30-01-2004 &lt;a style="TEXT-DECORATION: none" href="http://www.savaskarsitlari.org/aramasonuc.asp?YayinID=33"&gt;bianet.org&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.savaskarsitlari.org/sozumvar.asp?ArsivTipID=1&amp;ArsivAnaID=17726&amp;amp;SayfaNo=1"&gt;&lt;/a&gt;  &lt;a href="http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&amp;ArsivAnaID=17726#ilgili"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BİA, "Soros'un" denilen "Açık Toplum Enstitüsü"nden proje desteği ve hibe almadı. Alabilir miydi? Alabilirdi. Soros'un "parası", memleketteki herhangi bir medya kuruluşunun, ya da hayır sahibinin "para"sından neden daha "tartışmalı" oluyormuş? BİA Haber Merkezi 29/01/2004 Nadire MATER BİA (İstanbul) - Yaz, yaz, cevap ver! Çünkü sıranın dışındasın. Kimseyle alıp veremediğin yok, yolunu ayırmışsın, kendi yolunda gidiyorsun. Hayır, duramıyorlar, üç ayda, beş ayda bir parmakları havada seni "hizaya sokma" kampanyası düzenliyorlar. Sanki, "tek merkezden" harekete geçiyorlar, bir yerlerde bir düğme var; basıyorlar, ve "vatanın sahipleri" saldırıya başlıyor. Böylece, terörize edecekler, soluksuz bırakacaklar, kendileri gibi olamayanı yaşatmayacaklar akıllarınca. Bu, kaynakları "kuş"lar, "böcekler" olanlarla, künyeleri belirsiz İnternet siteleri bu toplumu ve farklı düşünenleri zapturapt altına almakla görevliler ya da kendilerini görevli addedenler en çok da kendileri gibi olmayanların "para"sıyla, "para alışverişi"yle ilgililer nedense. Son performans "Soros bombası patlıyor" şeklinde "düştü" ajanslara! Bunların "habercilik"lerini gördükçe, ne iyi etmiş de Bağımsız İletişim Ağı gibi bir proje başlatmışız demekten kendini alamıyor insan. Yani, BİA projesinin yerindeliğini, gerekliliğini hayat durmaksızın gösteriyor. Şiddetsiz bir hayat düşünemeyenler işte, Bianet'te asla görülemeyeceği üzere "bomba patlıyor" başlıkları atarlar. Ne haberciliğin evrensel ilkeleri, ne etik, ne dil bunlara ulaşamıyor. Nasıl derler, ben herkese "kazanılabilir unsur" olarak bakıyor ve kendilerine artık iletişim fakültelerin okuma listelerine giren BİA Habercinin El Kitabı dizisini öneriyorum yine de. Okuyun, lütfen okuyun. Ben, Türkiye'de yaygın medya dışında da bir modelin olabileceğine inanıyorum, ve benim gibi düşünenlerle bunu yapmaya çalışıyorum... Yakınmak yerine başka bir şey yapmaya uğraşıyorum. Hani küreselleşme var ya küreselleşme, bu da bizim gibilerin küreselleşmesi. Dünyanın her yerinde bizler gibi insanlar var, sadece medyadan söz ediyorsak, "bir başka medya mümkün" diyorum özetle. Mümkün olanı gerçek kılmaya katkıda bulunmaya uğraşıyorum. O yüzden, üç dört yıldır bana/bize saldıranlar Bianet haberciliğiyle ilgili olumsuz bir cümle kurmayı başaramadılar. Gelelim "Soros"a. Malum muhabir, "kaç para, kaç?" dercesine, "ne kadar aldınız?" diyor, "Açık Toplum Enstitüsü"ne proje sunup sunmadığımızı, sunduysak ne sunduğumuzu falan sormadan.Kim kime para veriyor? Burada da, reklam gibi olmazsa eğer, Bilgi Üniversitesi'nin "Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim Sertifika Programı"nı haber vereyim isterim. Meraklılarının bu programa başvurup, uygun bulunurlarsa, katılmalarını öneriyorum... Öğrenmenin yaşı yoktur. Özetle, bayağılaştırılarak "para almak" denilen şeyi açıklamak gerekirse, şundan söz ediyoruz: Eğer kamusal bir "derdin" varsa, bunun için gerekli kaynağın tamamından yoksunsan, ama gene de onunla ilgili bir şeyler yapmak istersen, biz buna "proje" diyoruz, kaynak araman gerekir. Bir STK olarak bu görevindir de. Her kaynak sana evet demeyebilir, yılmaz, araştırmaya devam edersin. Sonunda başvurduğun kuruluşlardan biri projeni desteklemeye, ona kaynak ayırmaya değer bulabilir. O zaman "hibe" verir, "bağış"ta bulunur, "fonlar". Kimbilir, sivil toplum kuruluşlarının aldıkları fonlarla, bu memlekette bilinen "fon"ları mı birbirine karıştırıyorlar dersiniz? Hani ne oldukları, nasıl harcandıkları bilinmeyen, denetlenemeyen, hesap sorulamayan, dokunulamayan fonlar...Herkesin, her konuda proje kurma, projesini gerçekleştirmek için kaynak bulma şansı, hatta daha ileri giderek söylersem, hakkı var. En sağdan, en sola her görüşle ilintili projenize dünyanın her bir yerinde destek bulabilirsiniz; mesleki projelere, dar ya da geniş amaçlı projelere, her şeye... Ama, "kaç para kaç?" gazetecilerinin yazdığı gibi dünyanın hiçbir yerinde insanlara "al para" demezler. Benim içinde yaşadığım dünyalarda, "piyango bileti almadan ikramiye çıkmaz" misali, önce projen olacak, projen bir sosyal sorumluluk çerçevesine sahip olacak, piyasa dışında olacak vs vs.. Dünyanın nispeten gelişmiş ülkelerinden farklı olarak, Türkiye'de kamu fonları ne yazık ki çok sınırlı, üstüne üstlük yurttaş girişimlerine kaynak yaratmak bir yana dursun kamu da pek çok "sivil projesi"ni Avrupa Birliği başta olmak üzere Dünya Bankası ve benzeri kuruluşlardan aldığı desteklerle yürütüyor. En son örnek, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü, "İş Sağlığı ve Güvenliğinin İyileştirilmesi/İSGÜM Programı" çerçevesinde "Türkiye'deki iş sağlığı ve güvenliği standartlarının iyileştirilmesi"nde değerlendirmek üzere Avrupa Birliği'nden 8.16 Milyon Euro destek alıyor. Bütün bunlar böyle de, BİA, "Soros'un" denilen Açık Toplum Enstitüsü'ne mali destek almak için proje sunmadı, dolayısıyla hibe de almadı. Alabilir miydi? Evet, alabilirdi! Peki, BİA, Açık Toplum Enstitüsü'nden destek alsaydı ne olurdu? Her şeyden önce bu bir sır olmazdı! Bunu keşfetmek için "araştırmacı gazeteci"ye gerek kalmazdı. Öncelikle, Bianet sitesinde, "Açık Toplum Enstitüsü'nün katkılarıyla" ibaresini herkes görürdü. Yani, bu "para alanlar" denilenler, saydamdırlar. Aldıkları desteği, hiçbir şey için olmasa bile, en azından teşekkür için yazarlar, ilan ederler. Kaldı ki desteği verenlerin, istisnası varsa bilmiyorum, esasta istedikleri tek şey vardır: Söz konusu projeye destek verdiklerinin proje sahiplerince duyurulması! Meraklısına not kabilinden belirteyim: Yerleşik uluslararası usullere göre, hibeyi alan, onu, öngördüğü plana göre harcayıp harcamadığını destek veren kuruluşa belgelendirilerek rapor eder. Proje sahibi kuruluşun genellikle, vakıf, dernek, kar amacı gütmeyen şirket olarak bir tüzel kişilik sahibi olması şart olduğundan, bu ülkede geçerli usullere göre ilgili kamu denetim mekanizmalarına da hesap verir. Hiçbir şey gizli kalmaz. Kalamaz. Üstelik kalmamalıdır da. Projenin muhatapları, bu kaynağın nasıl kullanıldığını mutlaka bilmelidir. Başka hiçbir şey olmasa, bu, etik bir yükümlülüktür. Sadece, BİA'dan konuşuyorsak, burada her şey saydam cereyan ediyor, her şey belgeli. Çalışanlar sigortalı, hem de gerçek maaşları üzerinden... Yöneticilerin mal beyanları da ilgili birimlere iletiliyor; zaten hayat standartlarına bakılsa, saydam verilerle çelişen bir durumu da görmek mümkün olmayacak..Şimdi, bu vesileyle ben, saydamlık çağrısını herkese yapıyorum. Medya kuruluşları hesaplarını, aldıkları kredileri, hibeleri, açıkça ortaya koysun, çalışanların -sendika meselesi bir yana ( ne kadar bir yana bırakılabilirse!)-, sigorta durumları, kadro durumları, gösterilen maaşlarıyla gerçek maaşları, sınırsız kredi kartları falan -liste mutlaka uzuyordur ama benim hayal gücüm ve hayat tecrübem daha fazlasını yazmaya imkan tanımıyor- açıklansın..Nadire Mater'e, BİA'ya, Bianet'e benzeri kişi ve kuruluşlara durmadan "açıkla" çağrısı yapanlar, kendi maaşlarını açıklasınlar, çalıştıkları kuruluşun hisseleriyle ilgili bilgileri okurlarıyla paylaşsınlar, bu bilgileri bilmiyorlarsa "gerçeği öğrenme hakkı" adına köşelerinde kampanyalar açsınlar, ya da diziler yapsınlar....Tekrar, "BİA Açık Toplum Enstitüsü'nden destek alsaydı" ne olurdu sorusuna dönüyorum. Neden George Soros'un "parası", memleketteki herhangi bir medya kuruluşunun, ya da hayır sahibinin parasına göre daha "kabul edilemez"miş. Bunu biri açıklasa da öğrensek?BİA projesi -hep açıkça belirttik- şu ana kadar Avrupa Birliği, Heinrich Böll Vakfı ve McCormick Vakfı'ndan destek aldı. Ama bu üç kuruluşla ilgili haber ve yazılar haber değeri taşıdığı ölçüde Bianet'te yer aldı. Bu nedenle BİA'ya bu kadar saldıranlar şu ana kadar haberlerimizle ilgili tek eleştiri getiremediler. Mesela, "AB'den para alıyorlar, AB şakşakçılığı yapıyorlar" diyemedi hiç kimse. Proje yapmakla ilgili, genel olarak yaygın medyada çalışanların anlamakta zorluk çekecekleri bir başka nokta da, projeyi yapanın sadece desteklenmesi kabul edilen kendi projesinde ortaya koyduğu amaçlarla bağlı olduğudur. Yani, bizim Bianet'te yaptığımız gibi, haberi yaparken bizi bağlayan sadece bianet habercilik ilkeleridir, başka bir şey değil. Destek veren kuruluşların da "benden yana ol" talebi olmuyor özetle. Ben şahsen, bu burs olayına erken girdim. Benim kasabamda lise yoktu, devlet parasız yatılı sınavlarına girdim, kazandım, yani devlet bursuyla okudum. Bu burstaki koşul, sınavı kazanmak ve okul hayatın boyunca sınıfta kalmamaktı. Üniversitede yine burslu okudum; alma koşulu sadece ailenin ekonomik durumunun bunu gerektirmesiydi, sürmesi için de sınıfları geçmek...Devlet de benim bildiğim dünyadaki kuruluşlar gibi, 40 yıl önce bile bursu verirken, "benden olacaksın" diye şart koşmadı, ben de devletle arama, "devletten onca para almama rağmen" hep bir mesafe koydum. Hatta, üniversitedeyken, hem boykotumuzu yapar, mitingimize gider, hem de bursumuzu alırdık; benim burs aldığım Sağlık Bakanlığı sadece derslerdeki başarıyla ilgiliydi. İlerleyen yaşlarımda hibenin ve projenin, dolayısıyla fonun ne olduğunu öğrendim. Şimdilerde de, bizim gibi insanlar için kamusal amaçlarla fon almanın, proje sunmanın ne kadar "vatan hainliği", "bölücülük" vs olduğunu öğrenmeye devam ediyorum. Ben kişisel olarak "Açık Toplum Enstitüsü"nde Danışma Kurulu üyeliği yaptım, İyi ki de yapmışım, böyle çalışmalar insanı "zenginleştiriyor". Hemen aklına "para" geleceklere uyarı: Yine yanlış düşündünüz para kastetmiyorum. Danışma Kurulu üyelerine para ödenmiyor. Danışma Kurulu'nda, önceden tanıdıklarımı daha iyi tanıma şansının yanı sıra yeni insanlar, dünyalar tanıdım. Tekrarlayayım; sahiden zenginleştiriciydi. Bu, "Soros bombası" haberi şöyle bitiyor: "Gizli saklı projelerin adamı, spekülatif spekülatörün marifetleri Türkiye'de Açık Toplum Enstitüsü tarafından açıklanacak. Bakalım ortaya çıkan tablo kimlerin canını sıkacak?" Bu iki cümleyi anlayan beri gelsin. Bu muhabir, editör ve derginin genel yayın yönetmeni, mesela asla Bianet'te çalışamaz. Bence, çalıştıkları yerde de çalışmamalılar. Her şeyden önce, dergilerinin yayın dili Türkçe'yi bilmiyorlar. Mantık ve muhakeme problemleri de var: "Soros, 'Açık Toplum Enstitüsü' kurup bu enstitü eliyle 'para dağıtıyor'," sonra da aynı " 'Açık Toplum Enstitüsü', 'spekülatif spekülatörün marifetlerini açıklıyor'." Ne "araştırmacı gazetecilik" ama!Devamla; "tablodan can sıkılma meselesi" de, okuru peşinen yönlendirdiği için Doğan Yayın Konseyi'nin işi. Bazı İnternet sitelerinde de, aynı haber "Muhalif medya panikte" başlığıyla iktibas ediliyor. "Çok özgürlükçü" oldukları için "İnternet medyasını tercih" ettiğini söyleyenler muhalif medyanın, kimi kastediyorlarsa, "panikte" olduğunu nereden biliyorlar, biriyle bile konuşmuşlar mı? Dahası, nasıl da sevinç tınlatan bir başlık değil mi? Sahiden artık eğleniyorum, bu yazılar, diziler Bianet reklam kampanyası olarak sonuçlanıyor, ve Bianet'e yarıyor, tıklar artıyor, izleyenimiz çoğalıyor. Daha nicelerine dermişim...(NM)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901980401361889?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901980401361889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901980401361889' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901980401361889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901980401361889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/bia-ve-soros.html' title='BIA ve SOROS'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901928400058465</id><published>2006-05-30T13:00:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T13:01:24.360-07:00</updated><title type='text'>Devlet denetim elemanları dernegi</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;EKONOMİDE TEHLİKELİ GİDİŞATA DİKKAT!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Ekonomiye disiplin getirilmesi ve Türk Lirasına itibar kazandırılması konusundaki  Hükümetin gayretlerini yakından izliyoruz. Ancak, reel faizin düşürülmesi ve bütçe açıklarının yatırımların kısılmadan sağlanması konusunda aynı başarının neden  gösterilemediğini de merak ediyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Dolara, diğer ülkelerdeki yıllık faizin 5 katının verilmesi ne demektir, bu durum daha ne kadar devam ettirilecektir? Hiçbir ekonominin yıllık 38 milyar $ faiz ödemesini sürdürmesi ve buna dayanması mümkün değildir. Haçlı seferleri ve Moğol istilasından sonra Türkiye 3. kez sömürülmektedir. Net borç ödeyicisi olarak yıllık 40 milyar $’a varan faiz ödenmesinin anlamı, ülkemizin faizle soyulması demektir. &lt;b&gt;Bu, olayın ilk yönüdür&lt;/b&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;İkinci yönü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;; tamamen yabancı menşeli, kaynağı belirsiz döviz (sıcak para) girişidir. Buna; arazi, arsa, yazlık v.b. gayrimenkulleri ve rekabetçi yerli işletmeleri yabancılar satın alıyor diye, İMKB’da Türk menkul değerlerini ve Hazine kağıtlarını yabancılar devralıyor diye sevinenler olabilir! Ekonomik çoğaltan etkisi sıfır olan bu tip sermaye ve yabancılaşma bir tarafa, belli güçlerce yönlendirilen düşük döviz kurları vasıtasıyla yerli sanayimiz ile istihdam için tehlikeli ve geri dönülemez bir yıkım yaşanmaktadır. İhracatı artırmaya yönelik alınan önlemler konusundaki gayretleri olumlu bulurken, Gümrük İdarelerinin bu önlemleri &lt;u&gt;uygulamadaki yetersizliklerinin giderilmesinin gerekmektedir.&lt;/u&gt; Bilhassa ithalatta alınan önlemler, tarife dışı engeller uygulanması açısından Dış Ticaret ve Gümrük İdarelerinin koordinesinin kaçınılmazlığı aşikardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Düşük döviz kurunun, yabancı malların iç talebini teşvik etmesi bir yana; büyük boyutlara varan düşük faturalı ve beyan dışı ithalatların engellenmemesi nedeniyle  kayıtdışılık artmaktadır. Özellikle döviz kurunun düşüklüğü nedeniyle sanayicilerin, ham ve yarı mamul ihtiyaçlarını yurt dışından karşılama yolunu seçmelerinden, ülkemizde iç daralma nedeniyle işsizlik ve durgunluk had safhaya varmıştır. Bu gidişata acil ve köklü önlemler alınmadığı takdirde, daha önce yüksek faiz ve yüksek kur artışlarıyla yaşanan &lt;b&gt;&lt;u&gt;ekonomik yıkım&lt;/u&gt;; iç talebin yapısal olarak yok olması ve yerli sanayii iflaslarıyla ortaya çıkacak deflasyonun da etkisiyle, ikinci kez ve daha ölümcül olarak yaşanacaktır. &lt;/b&gt;Bu kez zaten gelir ve harcama gücünü kaybetmiş halkın yanında, özellikle imalat sanayi işletmeleri, yani yerli sanayi yıkılacaktır. Bu tehlike görülmeli ve dış dünyadan gelen övgülere (!) aldırmadan gerekli tedbirler alınmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bize tek çare gibi sunulmaya çalışılan, yatırım ve istihdam artışlarını, AB havasıyla gelecek yabancı sermayeden bekleme saflığı ise terk edilmelidir. Ekonomi dışı önyargılarla, hiçbir zaman Güney Kore, İrlanda, İngiltere veya İspanya’ya gösterdiği ilgiyi ülkemize göstermeyecek olan yabancı sermaye, Türkiye gibi büyük bir ekonomide zaten önemli bir yer tutmayacaktır. Gelen yabancı sermaye ise, sadece kurulu ve kârlı işletmeleri satın alan ya da faiz rantı için gelen sıcak paradan ibarettir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Önemli bir konu da; belli odaklara diyet ödeme görünümü veren, stratejik ve tekel konumundaki kamu teşebbüslerinin yok pahasına satılmasıdır. Kârlı olup, Türkiye’de alternatifi olmayan Erdemir, Telekom, Tüpraş gibi kuruluşların satışının yeterli gerekçeleri yoktur. Bunlar ülkenin ve ekonominin can damarıdır. Buradan uyarıyoruz; dünyada &lt;u&gt;rakip stratejik ülke&lt;/u&gt; ve sermaye grupları sebebiyle, alanında dünyanın büyük şirketi arasında olan ve zaten özerk olarak yönetilen Erdemir de, Tüpraş gibi iptaller v.b. nedenlerle satılamayacak; satılsa da ülkede tekel durumundaki milyarlarca dolarlık bir kuruluş yok pahasına gidecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;HÜKÜMET, YOLSUZLUKLAR KONUSUNDA YOL AYRIMINDA !&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Yolsuzluklarla mücadele söylemi, Kasım 2002 seçimlerinin ana temalarından ve AK PARTİ’nin oy alma nedenlerinden biri olmuştur. TBMM’nin konuya eğilmesi ve bir yolsuzluk araştırma komisyonu kurulması, toplumda yolsuzlukla mücadele konusunda hükümetin kararlılığı olarak algılanmıştır. Ancak, son zamanlarda yolsuzlukla mücadele konusunda baştaki azim ve kararlılığın olmadığı şeklinde genel bir kanaat oluşmaktadır. Ortaya çıkarılan bir takım yolsuzlukların organizasyon modeline bakıldığında; &lt;b&gt;bürokrat-siyasetçi-iş adamı &lt;/b&gt;ilişkileri  çerçevesinde ve bunlar arasındaki anlaşmanın güvenliğini sağlayan &lt;b&gt;mafyanın&lt;/b&gt; varlığı, yeniden çeteleşme sürecine girildiğini göstermektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Son 5 yılda çok ciddi yolsuzluk operasyonları yapılmasına ve bir şekilde toplumda saygınlık kazanmış ünlü kişilerin ibret olacak bir şekilde adalet ve kamuoyu önünde mahkum edilmelerine rağmen, kısa bir duraklamadan sonra çeteleşme sürecine tekrar girilmesi, üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir durumdur. Konu oldukça ciddidir ve derinliği ile yaygınlığı toplumu tehdit etmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Çeteleşmeyi teşvik eden unsurlar nelerdir? Yolsuzluklar büyük oranda ortaya çıkarıldığı ve Kanunlar işletildiği halde, çeteleşmeye meyilli unsurlar hangi dinamiklerle hareket etmektedirler? Tüm bunların geçmişteki acı deneyimler çerçevesinde milli güvenlik açısından ele alınmasının kaçınılmazlığını göstermektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ülkemiz kritik bir süreçten geçerken, kasıt olmadığına inandığımız bir şekilde, teftiş ve denetim kurullarının kaldırılması gündeme getirilmiştir. Her ne kadar Denetim Elemanları, görevlerine büyük bir özveri ile devam etmişlerse de yolsuzluk ekonomisinin bu durumdan oldukça yararlandığı ve cesaretlendiğini düşünmekteyiz. Hükümetin kamu reformu kapsamındaki teftiş ve denetim birimlerine yaklaşımı, organize suç örgütlerinin yeniden toparlanma sürecine katkıda bulunmuştur. Tekrar artma trendine giren yolsuzlukları önlemek için, Teftiş ve denetim kurullarının etkin çalışması ve fonksiyonel bağımsızlıklarının sağlanması en iyi ve masrafsız çözüm yoludur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; EN BÜYÜK YOLSUZLUK ALANI: ÖZELLEŞTİRME !&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Yolsuzluklar toplumu kemiren ve çürüten eylemlerdir. Kamu kaynaklarının etkin kullanılmamasından tutun, rüşvet ve zimmete kadar fiiller yolsuzluk olarak algılanmalıdır. Bilindiği gibi 1986 yılında kabul edilen İngiliz Morgan Bank tarafından hazırlanan Özelleştirme Ana Planı doğrultusunda, bu yıldan itibaren devletin ekonomiden çekilmesi benimsenmiştir. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için KİT’ler özellikle zarar ettirilmiş ve tek tek yok pahasına elden çıkarılmaya başlanmıştır. Üretim tesisleri büyük oranda tasfiye edilmiştir. Sıra hakların ve hizmetlerin özelleştirilmesine gelmiştir. Özelleştirmeden bu güne kadar 9 milyar 504 milyon YTL gelir elde edilmiş, bu gelir büyük oranda özelleştirme masraflarına harcanmıştır. Özelleştirme giderleri 9 milyar 235 milyon YTL’dir. Dolayısıyla özelleştirmeden kayda değer bir gelir elde edilememiştir. Özelleştirilen üretim tesislerinin tamamına yakını kapanmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Yaklaşık 20 yıllık özelleştirme uygulamalarında kamu kaynakları yerli/yabancı özel sektöre aktarılırken plansız, programsız neredeyse talan mantığıyla hareket edildiği görülmektedir. Yolsuzluk, haksız kazanç elde etmek için usulsüz işlemler yapmak olduğuna göre, özelleştirme yoluyla toplumun bir kesimine kaynak aktarılması sırasında yapılanlar EN BÜYÜK YOLSUZLUĞU oluşturmuştur. Başta banka özelleştirmeleri olmak üzere kamu kuruluşlarının özelleştirmesinde yapılan yolsuzluklar ile bu kuruluşların üretimden çekilmesi ve yerine ikame tesislerin kurulamaması nedeniyle katlanılmak zorunda kalınan kayıpların maliyetleri yüz milyarlarca dolara ulaşmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Özelleştirme kapsamında halen 29 adet kamu teşebbüsü, 6 otoyol, 2 köprü (FSM, Boğaziçi), 29 elektrik üretim tesisi, 6 adet liman ve birçok gayrimenkul (Emekli Sandığı otelleri dahil) bulunmaktadır. Dikkat çekici bir konu: Özelleştirme kapsamındaki kuruluşların Teftiş Kurulları dağıtıldığından denetimleri yapılmamaktadır. Bu kuruluşlarda büyük yolsuzluklar yapıldığına dair Derneğimize ciddi duyumlar ulaşmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Özelleştirme yoluyla kamuya ait çok önemli ve stratejik sanayi tesisleri tasfiye edilmektedir. Etibank’a ait Ferrokrom, Çinko, Kurşun ve Bakır tesisleri, özelleştirildikten sonra kapanmıştır. Buna karşılık bu madenlerde ham cevher üretimi devam ederken mamul ürünleri ithal eder hale gelinmiştir. Bu dışa bağımlılığın artırılması anlamına gelmektedir. Özelleştirme tasfiyeye yönelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;MAAŞLARA ARACILIK KARŞILIĞI BANKALARDAN ALINAN PARALAR NE OLUYOR?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bilindiği gibi kamu kurum ve kuruluşları maaş ve ücret ödemelerini bankalar kanalıyla yapmaktadırlar. Bu ödemeler yıllık 32 katrilyon liraya ulaşmaktadır. Bankalar, kurumların maaş ödemelerini kendileri kanalıyla yapması için kurumlara belli bir komisyon ödemektedirler. Bu ödemeler, maaş ödeten müşteri kurum yöneticilerinin tercihlerine göre banka kaynaklarının yönlendirilmesi şeklinde olmaktadır. Harcamalar banka kayıtlarına yansımakla birlikte, harcamayı yaptıran müşteri kurumların kayıtlarına yansıtılmamaktadır. Müşteri kurumların bazılarında, bu kaynaklar makam aracı, demirbaş alımı vb. harcamalar yapılması yanında örtülü ödenek gibi de kullanılmaktadır. Müşteri kurum yöneticilerinin insiyatifine bağlı olan bu durum, yeni bir yolsuzluk alanı olarak karşımıza çıkmaktadır ve yaklaşık 1 katrilyon liralık meblağ söz konusudur. Buradan Hükümeti, bütçe dışı olan ve kayda girmeyen harcama kaleminin suistimalinin önlenmesi için gerekli tedbirleri almaya çağırıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;MERKEZ BANKASI, HAZİNE’YE GİDECEK KÂRI NERELERE HARCIYOR?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;         &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Merkez Bankasının, fiyat istikrarını sağlamada ülkenin ekonomik ihtiyaçlarına ve devlete karşı bağımsız, ancak bazı uluslararası kuruluşlar ile uluslararası finans çevrelerine ne derece bağımlı olduğunun sorgulandığı bir dönemde biz bu tartışmaya girmeyeceğiz. Ancak,  2005 Ağustos’da yapılacak yurtdışı atamalarının 2005 Mart ayında yapılması, asli kadroda dahi olmayan sözleşmeli “Bilgisayar Sistem Uzmanı”, “Avukat” gibi elemanların işçi dövizleri, finansman işlemleri gibi dış Temsilciliklere tayin edilmeleri, Tokyo’da resim sergisi açılarak, sanat faaliyetleri adı altında, Hazine’ye aktarılacak kârın nasıl harcanarak yok edildiği, Derneğimize iletilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 10pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Diğer taraftan, 1988’de Bankadan aktarılan paralarla kurulan TCMB Sosyal Güvenlik Yardım Sandığı Vakfı’nın, çalışırken 2 milyar TL alan bir Memur’a, Emekli Sandığı maaşına ilaveten her ay 5 milyar TL ek emekli maaşı ödemesi, kamuoyunda hayretle karşılanmaktadır. Merkez Bankası Sosyal Güvenlik Yardım Vakfı yöneticileri bu başarılarının sırlarını diğer kamu kuruluşlarının vakıfları yöneticileri ile paylaşırlar mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 10pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Hazine işlemleri üzerinden hiçbir riske girmeden elde edilen kaynakların gerçek bir kâr olmadığı ve Hazine’ye aktarılarak bütçeye kaynak olarak girmesi gerekirken nerelere nasıl harcandığını dikkatlerinize sunuyoruz! Devlet, Hazine bunun denetlemesini yapmıyor mu? Üzülerek ifade etmek gerekirse DENETDE olarak, geçtiğimiz yıllarda da belirttiğimiz gibi Merkez bankası üzerinde hiçbir kamusal denetim yapılmamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;FİNANSAL HİZMETLER KANUN TASARISI İLE NE YAPILMAK İSTENİYOR?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Finans sektörünü düzenleyecek kanun tasarısında, bir taraftan bankaların yabancıların eline geçmesine sınır konmazken, diğer taraftan Bankalar Yeminli Murakıplarının yok edilmeye çalışılması ve bankaların denetiminin yabancı denetim şirketlerine havale edilmesi, gelecekte ülkenin bağımsızlığına malolacak çok tehlikeli gelişmelere yol açacaktır. Geleceğimizi karartan ve devletin tüm politikalarını ipotek altına girmesine sebep olan ve zararları 80 milyar doları geçen, elkonan bankaların kriz öncesi bağımsız denetimlerinin yabancı isimli ve ortaklı denetim şirketleri tarafından yapılmış olduğunu önemle hatırlatıyoruz. Worldcom, Enron, Parmalat vb. uluslararası firmalarda ortaya çıkan yolsuzluklarda, denetim firmalarının katkıları nedeniyle dış denetimden ümit kesilerek, daha etkin iç denetimin nasıl yapılacağının tartışıldığı bir süreçten geçmekteyiz. Sanki dünya bu süreci yaşamıyormuş gibi, ülkemizde yabancı denetim firmalarının faaliyet alanlarının genişletilmesi, bankacılık gibi hayati önemi olan bir sektörün şaibeli firmaların insafına bırakılması kabul edilemez. Bunun yanında kamu oyunda halen tartışılan ama bizce tartışılmaya bile gerek olmayan bankalar yasasında yapılmak istenen ve TMSF tarafından mali durumu bozulan bankalara el konulması yolunun açık tutulması yönünde yapılacak düzenleme, bundan sonraki ekonomik ve mali krizlere sebep olacaktır.      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;MOTOROLA- TMSF ANLAŞMAZLIĞININ HAZİNE’YE FATURASI? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 10pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bilindiği üzere, Telsim’e elkonmadan önce, Motorola firması alacakları için yurtdışında 4 milyar dolara varan dava açmış ve çoğunluğunu kazanmıştı. Ancak, &lt;b&gt;Motorola&lt;/b&gt; tarafından bu dava konusu alacaklarının sulh yoluyla ödenmesi konusunda TMSF’ye geçen Telsim’e bir teklif yapıldığı, birkaç yüz milyon dolar gibi bir bedelin ödenmesi karşılığında davalardan vazgeçeceğini belirtmesine rağmen, konu TMSF tarafından karara bağlanmadığı ve sonuçlandırılmadığı için, Hazine nasıl olsa bankalardaki sendikasyon kredilerinde olduğu gibi öder diye Motorola, TMSF aleyhine Newyork’da Dünya Bankası bünyesindeki “Uluslar arası Yatırım Uyuşmazlıkları Çözüm Merkezine” Türkiye Cumhuriyeti Devleti alehine başvurulduğu öğrenilmiştir. Dünya Bankası tarafından ülkemize açılan kredilerin uyuşmazlığın çözümünde baskı unsuru olarak kullanılacağı düşünülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 10pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ SAĞLIKSIZ GELİŞMELER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ülkemizin ilaç giderleri hızla artmaktadır. Türk ilaç pazarı dünyanın en hızlı büyüyen 2. pazarı konumundadır. Bu büyüme ihtiyaçtan mı, yoksa yanlış politikalardan mı kayaklanmaktadır?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ülkemizin 2002 yılındaki ilaç harcamaları 3 milyar ABD Doları iken, 2003 yılında % 40’lık büyüme ile 4.2 milyar ABD Dolarına yükselmiştir. 2004 yılında ise yaklaşık 6 milyar ABD Doları olacağı beklenmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;İlaçta dışa bağımlılığımız artarak devam etmektedir. İlaç piyasamızın yaklaşık % 60’ını (ciro olarak) yabancı şirketler kontrol etmektedir. İhracatımızın ithalatı karşılama oranı % 9’dur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Yerli üreticiler sürekli gerilerken, yabancı şirketler bundan yararlanarak, yerli üretici firmaları hızla satın alarak bunların yerini alacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Tıbbi cihaz ve malzemelerde de durum farklı değildir. Neşter ve benzeri operasyonlarda da görüldüğü gibi, sektördeki yolsuzluk serbestleşme ile artma trendine girmiştir. Sektördeki yolsuzluklar, ruhsatlandırma -firma-gümrük üçgeninde cereyan etmektedir. Sektördeki en büyük  tek alıcı konumunda olan devlet, piyasayı belirleme fonksiyonunu yerine getirememekte, bu fonksiyon, yabancı ilaç ve tıbbi cihaz-malzeme şirketleri tarafından kullanılmaktadır. Sağlık hizmetlerinin serbestleştirilmesi oranında devletin denetim ve kontrolü artırılması gerekirken, bu yapılamamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; Kamunun özel sağlık sektöründen sağlık hizmeti alması uygulamasının yaygınlaşmasını müteakip, kurumlarda yeterli denetim yaptırılmaması sonucu, yakında büyük miktarlı hayali sağlık fatura yolsuzlukları literatürümüzde yerini alacaktır.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-INDENT: 36pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Hekimlerimizin ve diğer sağlık personelinin özlük haklarında kalıcı iyileştirmeler yapılmasını zaruri görmekle birlikte, devlet hastanelerinde uygulamaya konulan performansa dayalı ücret uygulaması, başladığından bu yana yaklaşık 1,5 katrilyon TL ödeme yapılmasına karşılık sorunu çözemediği gibi daha da artmasına neden olmuş, hastanelerde hekimler arası,  hekim-yardımcı sağlık personeli arasındaki ekip çalışmasını bozmuş, personeli birbirine hasım haline getirmiş, kişisel çıkar duygularını daha da arttırmıştır. Hasta hekim ilişkilerinde güven bunalımına neden olmuş, özel muayenehane sorununu çözememiştir. Uygulama öncesindeki hasta memnuniyeti ile uygulama sonrasındaki hasta memnuniyeti de değişmemiştir. Hekimin denetimi hastaya havale edilerek, “hasta iyi doktoru tercih eder” anlayışıyla,  liberal piyasa söylemi olan “kalite kendisini pazarlar” kuralı örtüştürülmeye çalışılmaktadır. Devlet hastanelerindeki bu olumsuz uygulama, döner sermayeleri, dönmez konuma getirmektedir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Çözüm sağlıkla ilgili yasa tüzük ve yönetmeliklerin ödün verilmeden uygulanması ve etkin denetiminin sağlanmasında yatmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; DEĞERLENDİRME VE ÇAĞRIMIZ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Değerli Basın Mensupları,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Yolsuzluklar büyük oranda ortaya çıkarılmakta, aktörleri kısmen cezalandırılmaktadır. Ancak, yolsuzluk olgusu tartışılmamaktadır. Örneğin son enerji yolsuzluğunda, yolsuzluğa karışanlar tutuklanmış ve yargılanmaya başlanmıştır. Konu birkaç gün, yolsuzluğa karışanların kimliği çerçevesinde gündemde kalmış ve unutulmuştur. Oysa, bu yolsuzluğun yöntemi, sistemi, önleyici tedbirlerinin ne olacağı gibi hususlar hiç tartışılmamıştır. İlginç bir şekilde kamuoyumuz yolsuzluğu yapanlarla ilgilenmekte, yolsuzluk olgusunu ise kanıksamış gözükmektedir. Oysa devleti yöneten organlar, olaylara kamuoyu hassasiyeti ile yaklaşamazlar. Devlet süreklilik arz eden bir kurumdur ve ilelebet var olacaktır. Yolsuzluklar devleti kemiren, içten çökerten marazi yapılar olduğuna göre, devlet yapısının sağlam kalabilmesi için yolsuzlukların bünyeden atılması gerekmektedir. Bunun için tedbir almak, başta siyaset kurumu olmak üzere tüm kurumların görevidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Yolsuzluğun sosyal ve moral maliyeti çoğu zaman ekonomik maliyetinin üstündedir. Ancak, her bir yolsuzluk, tüm vatandaşlara mali yük olarak geri dönmektedir. Yani küçük ve ahlaksız bir azınlık, geriye kalan tüm toplumun hakkını gasp etmektedir.  Yolsuzluk tüm vatandaşları doğrudan ilgilendiren bir olgudur. Yolsuzluklarla mücadele denetim birimlerinin asli görevidir. Ancak, bunda başarılı olabilmek için yolsuzlukla mücadelenin bir süreçler yönetimi olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bu süreçlerden birincisi, yolsuzluk karşıtı bir kültürün oluşturulmasıdır. Fertler yolsuzlukla elde edeceği kazancın haksız olduğunun şuurunda olmalıdır. Yolsuzluğu engelleyecek en önemli unsur budur. Kişinin polisi, kendi vicdanıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;İkinci süreç, toplumsal refleksler yolsuzluk yapanları dışlayıcı şekilde olmalıdır. Zira yolsuzluğa karışanlar topluma ve toplumu oluşturan fertlere karşı suç işlemişlerdir. Eğer bir toplumda yolsuzluk yapan, mali gücü vardır diye, itibar görüyorsa, o toplumda hak ve hukukun egemen olması mümkün değildir. Hak - Hukuk kavramını yitirmiş toplumlarda da yolsuzluklar engellenemez. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Üçüncü süreç, yolsuzlukların ortaya çıkarılması ve soruşturulmasıdır. Bu süreçte denetim birimleri devreye girer. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Dördüncü süreç, yolsuzluğa karışanların cezalandırılması ve verdikleri zararların giderilmesidir. Burada yargılama ve zararın tazmini söz konusudur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bu dört süreç eş zamanlı ve düzgün  olarak  çalışmalıdır ki, yolsuzlukla mücadele etkin olsun. Herhangi bir süreçte görülecek bozulma tüm süreçleri olumsuz etkilemektedir. Birinci ve ikinci süreçlerin etkin olduğu toplumlarda denetim birimlerinin sayısal olarak azaltılması düşünülebilir. Tersine bu süreçlerin olumsuz çalıştığı hak-hukuk kavramlarının zayıfladığı toplumlarda üçüncü ve dördüncü süreçlerin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Son zamanlarda da açıkça görüldüğü üzere büyük yolsuzluklar bürokrasi – siyaset –işadamı çgeni kurularak yapılmaktadır. Mafya, sistemin güvenliğini sağlamaktadır. Yüksek bürokrasinin baskısı olmadan hiçbir büyük boyutlu yolsuzluk yapılamaz. Korunmayan hiçbir bürokrat büyük yolsuzluğa cesaret edemez. Yolsuzluğun bir tarafı mutlaka iş dünyasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;       Yolsuzluğun beslendiği en önemli kaynak kayıt dışı ekonomidir. Ülkemiz gerçekleri ve denetim sisteminin yüksek bürokrasiye ve siyasete bağlı olması dikkate alındığında tek başına denetim sisteminden yolsuzlukları engellemesini beklemek büyük bir haksızlık olacaktır. Buna rağmen denetim kurulları bürokrasi içerisinde en az yıpranan birimlerdir. Yolsuzlukların ortaya çıkarılmasında oldukça başarılı çalışmalar yapılmıştır.  Yolsuzlukla mücadelede uzmanlaşmış kadrolar yok sayılarak, yeni ve etkin bir denetim yapısının oluşturulması mümkün değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 14.15pt; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: Arial"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;    Bugüne kadar köklü bir önleyici tedbir alınamayan ve yeniden artma trendine giren yolsuzlukları önlemek için, Teftiş ve denetim birimlerinin etkin çalışmasına yönelik olarak fonksiyonel bağımsızlıklarının sağlanması ve denetim sistemindeki sorunların giderilmesi konusunda Hükümeti ve diğer ilgilileri işbirliğine çağırıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN-BOTTOM: 6pt; TEXT-INDENT: 1cm; TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:78%;"&gt;&lt;b&gt;DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="BodyText3" style="MARGIN-TOP: 0cm"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:78%;"&gt;&lt;b&gt;           (DENETDE)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901928400058465?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901928400058465/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901928400058465' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901928400058465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901928400058465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/devlet-denetim-elemanlar-dernegi.html' title='Devlet denetim elemanları dernegi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901386184676046</id><published>2006-05-30T11:30:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T11:31:01.953-07:00</updated><title type='text'>Kadrolasma</title><content type='html'>AL SANA BIR ÖRGÜT&lt;br /&gt;AKP KADROLARI AKRABA - TİCARET ve SİYASET İLİŞKİSİ AKP iktidarının atamalardaki gerçek amacı; kendilerini iktidara taşıyan bazı sermaye sahipleri ile yandaşları olan cemaat, vakıf ve eş dostlarına diyet borçlarını ödemektir.Kadrolaşmada liyakat ilkesi yerine, kendi sözlerinden çıkmayan emredileni yapan ve devlet tecrübesi olmayan kişileri tercih etmiştir.Diyet borçlarını ancak bu kadrolar ödeyebilirdi. Bu atamalarda krtik ve akçalı makamlara getirilenler her nedense Recep Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde görev yapan ve haklarında sayısız davalar açılanlar ile AKP’li bakan ve milletvekillerinin akraba, eş ve dostlarından oluşmaktadır. AKP’nin kadrolaşmasında siyaset, ticaret ve eş – dost akraba atamalarına ilişkin bazı örnekler aşağıda verilmiştir. Ömer DİNÇER Başbakanlık Müsteşarlığına atandı. Tayip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde BİT’lerden sorumlu danışmanıydı. İGDAŞ’ta müteahhitlere fazla para ödemekten sanık. ‘’Laik Cumhuriyetin sonu gelmiştir. Cumhuriyetin ve merkezi devletin tavsiyesi, ancak yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle tamamlanacaktır. ‘’ diyen bu zat hazırlamış olduğu kanun tasarılarıyla Türkiye’nin üniter yapısını bozma gayreti içerisindedir. Veysel EROĞLU DSİ Genel Müdürü: Albayraklar davası ve İGDAŞ yolsuzluğu sanığı. Davası devam ediyor. Ermen TUNCER İstanbul Sağlık Müdürü. BELBİM davası sanığıdır. Şenol DEMİRÖZ TRT Genel Müdürü. BELBİM davası sanığıdır. M.Ahmet DERE Eti-Bor Genel Müdürü. AKP Balıkesir Milletvekili Turhan ÇÖMEZ’in eniştesidir. Mehmet Azmi AKSU Şeker Fabrikaları Genel Müdürü. İç İşleri Bakanı Abdulkadir AKSU’nun kardeşidir. Yalçın KOÇER Şeker Şirketi Enstitü Müdürü. Sanayi Bakanı Ali COŞKUN’un arkadaşıdır. Metin AKDAĞCI Şeker Fabrikaları Tarımsal Mekanizasyon ve Pancar Dışı Ürünler Daire Başkanı. Sanayi Bakanı Ali COŞKUN’un arkadaşı. Abdullah ŞENER ERDEMİR Başkan Vekilliğine getirildi. Daha sonra TÜPRAŞ Gemlik Gübre Fabrikası Genel Müdürlüğüne atandı. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER’in kardeşi. Recai BERBER İSKİ Genel Müdür yardımcısı iken Ereğli Demir Çelik İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanlığına atandı. Bu kişi Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın aynı zamanda tersane işinde ortağıdır. Süleyman KARAMAN İETT Genel Müdür yardımcısı iken TCDD Genel Müdürlüğüne atanmıştır. Albayraklar Davası sanığı ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın halasının oğludur. Abdurrahman GÜNDOĞDU Türk Hava Yolları Genel Müdürü. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım A.Ş. Genel Müdürü idi. Cahit PAKSOY AYCELL Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı ve Türk Telekom A.Ş. Yönetim Kurulu üyesi. Gemi Mühendisi olmasına rağmen bu göreve getirilmiştir. İstanbul ekibinden ve geçmişte hakkında sayısız yolsuzluk iddiaları bulunan bu kişi AYCELL’in ARİA’ya peşkeş çekilmesinin aktörüdür. İbrahim ŞAHİN PTT Genel Müdürü. Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın akrabasıdır. İsmet YILMAZ Denizcilik Müsteşarı. Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın şirketinin avukatıdır. Hakkı SÜTLÜOĞLU Orman Bakanlığı Özel Kalem Müdürü. Çevre Bakanlığından alınan İmdat SÜTLÜOĞLU’nun amcaoğludur. Şükrü KUTLU Türk Telekom A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın yakın akrabasıdır. Muammer TÜRKER Ulaştırma Bakanlığına Müsteşar Yardımcısı. İçişleri Bakanlığında müfettiş iken atanmıştır. Tayip ERDOĞAN ve Binali YILDIRIM’ın belediyedeki yapmış oldukları yolsuzlukların soruşturmasını yapan ve onları aklayan müfettişlerden biridir. Celal AKBULUT KTHY’larına (Kıbrıs Türk Hava Yolları) yönetim kurulu başkanı ve Ulaştırma Bakanı’nın önce Havacılıktan sorumlu danışmanı. Basında manşetlerden de verildiği gibi bu zatın yapmadığı rezalet kalmamış, dolandırıcılık, evrakta sahtecilik yaptıklarından birkaçıdır. Binali YILDIRIM’ın çok yakın arkadaşıdır. Mehmet EKİNALAN Türk Telekominikasyon A.Ş. Genel Müdürü. 57. Hükümet tarafından Yüksek Denetleme Kurulu ve Türk Telekom Teftiş Kurulu Raporları gereği yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük nedeniyle AYCELL Genel Müdürlüğü görevinden alınmıştı. Osman Yıldırım COŞKUN AYCELL Yönetim Kurulu üyesi. Sanayi Bakanı Ali COŞKUN’un oğludur. Erkan TOPAL AYCELL Yönetim Kurulu üyesi. AKP İstanbul İl Başkan Yardımcısıdır. Cihanser EREL Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı. Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN’nın kayınbiraderi. Akif FEYİZOĞLU SSK İstanbul Bölge Müdürü. Tayyip ERDOĞAN’ın mahkemeye gitmemesi için ishal raporu veren Hikmet FEYİZOĞLU’nun kardeşidir. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne atandı. Tayyip ERDOĞAN’ın Belediye Başkanlığı döneminde yolsuzluk iddiası ile yargılanan Mustafa ALBAYRAK’a sahte işkence raporu verdiği gerekçesiyle yargılandı. İbrahim ATALAY Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına atandı. Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın yeğenidir. Haluk AKŞİT TBMM Başkanlığı Başdanışmanı. Turizm eski Bakanı Güldal AKŞİT’in eşidir. Hasan EKİZ Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürü. Tarım Bakanı Sami GÜÇLÜ’nün teyzesinin oğludur. Mustafa ESEN Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı. 28 Şubat sürecinde irticai faaliyetlerinden dolayı soruşturma geçirmiş ve eski Gümüşhane valisidir. Zeki SAYIN Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı. İSKİ’de Tayyip ERDOĞAN’ın sağ kolu olarak görev yaptı. Yusuf Ziya GÖKSU İzmir Valisi. İçişleri Bakanı Abdulkadir AKSU’nun yakın akrabasıdır. Can Okan ÇAĞLAR Ziraat Bankası Genel Müdürü. ERDOĞAN’ın dağıtıcılığını yaptığı ÜLKER Grubuna ait Family Finans’ta görev Yaptı. Enver SALİHOĞLU Rize Valisi. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı BİT’lerde yapılan yolsuzlukları (AKBİL) araştıran Mülkiye Başmüfettişidir. Halit UZUNKAYA DSİ Samsun Bölge Müdürü. AKP Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA’nın akrabasıdır. Osman İLTER Enerji Bakanlığı Bakan Danışmanı. Enerji Bakanı Hilmi GÜLER’in kayınbiraderi. Mehmet BÜYÜKEKŞİ THY Yönetim Kurulu üyesi. Ziylan Ayakkabılarının Yönetim Kurulu Başkanı ve Tayyip ERDOĞAN’ın yakın arkadaşıdır. Ayakkabıcılık ile Havacılık sektörünün birbiri ile ne alakası vardır acaba ? İbrahim KAPUSUZ Başkent Elektrik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. AKP Grup Başkanvekili Salih KAPUSUZ’un yeğeni. Mehmet SONGUR Mülkiye Başmüfettişi iken Çalışma Bakanlığına Danışman oldu. İstanbul Belediyesinde İETT’ye mevzuata aykırı otobüs alma soruşturmasının, İSKİ ihalelerinin İSKİ yönetimine yakın kimselere verilmesi soruşturmasının, Topkapı Şehir Parkı Anadolu Bölge İnşaatı ihalesinin yapılması soruşturması, Hyundai firmasından otobüs alınması için halk otobüsü sahiplerine baskı uygulaması soruşturması, İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından satın alınan boruların düşük teklif veren başka bir firmaya verilmesi soruşturmalarının müfettişi idi. ŞÜKRÜ ÖZTÜRK Devlet Bakanı Özel Kalem Müdürü yapıldı. Daha önce evrakta sahtecilik suçundan dolayı açığa alınan Sağlık Bakanlığı memuru idi. Aziz BABACAN Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına atandı. Devlet Bakanı Ali BABACAN’ın amcasının oğludur. Nihat PAKDİL Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü. TBMM Başkan vekili Nevzat PAKDİL’in kardeşidir. Güven ÖNDER Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdür Yardımcısı. 63 yaşında olan bu zat Sanayi Bakanı Ali COŞKUN’un eşinin yeğenidir. Nesrin YILMAZCAN Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü. AKP Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet YILMAZCAN’ın eşi. Şaban ŞİMŞEK Milli Eğitim Bakanı Müsteşar Yardımcısı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK’in Van 100. Yıl Üniversitesinden okul arkadaşıdır. Mithat DUMANLI Mülkiye Başmüfettişi iken Başbakanlık Danışmanı oldu. İstanbul Belediyesinde Kanal 7’ye para aktarma soruşturmasının müfettişidir. Cemal ÖZTAŞ Mülkiye başmüfettişi iken TBMM Milli Saraylar Başkan Yardımcısı oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesince alınan yıkım kararının yerine getirilmemesi soruşturması müfettişi idi. Hüseyin Avni COŞ Bingöl Valiliğine atandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı BİT’lerde yolsuzluk soruşturmalarında (AKBİL Davası ) görev alan Mülkiye Başmüfettişidir. AKP’nin KADROLARI, YÖNTEMLERİ ve YAPTIĞI ZULÜMLER Kamuda çalışan üst düzey bürokratlar görevden alınmadan önce ilgili bakanlar tarafından istifaya davet ediliyor; istifa etmeyen bürokratlar bizzat bakanlar tarafından ‘üzerinize müfettişleri gönderirim, zaten onlarda hazır bekliyor, hakkınızda mutlaka ceza vereceğim malzeme bulurlar, ondan sonra da gidip mahkemelerde uğraşırsınız’ diye tehdit edilmişlerdir. Bunun üzerine görevden alınan bürokratlar hakkında hiçbir vicdana sığmayacak ve akıl almaz bahanelerle soruşturmalar açılmıştır. Görevden alınan müsteşar ve genel müdürler devlet umuruna yakışmayacak şekilde rencide edilmek için başkanın emrine uzman olarak atanmışlardır. Haklarını aramak için mahkemelere başvuran bürokratlar hemen Doğu ve Güneydoğu’ya sürülmektedir. Bu da yetmiyor onlara; görevden aldıkları yöneticilere verdikleri müşavir ve uzman kadrolarından da alarak 25-30 yıl hizmeti bulunan bürokratları düz memur yapıp ANAYASA suçu işlemekteler. Bir zamanlar kendilerine zulüm yapıldığını belirterek mağdurları oynayıp millete hiçbir proje sunmadan milletin duygularını kullanarak iktidara gelen AKP, zulmün 1000 mislini Milliyetçi bürokratlara yapmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901386184676046?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901386184676046/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901386184676046' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901386184676046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901386184676046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/kadrolasma.html' title='Kadrolasma'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901368986367527</id><published>2006-05-30T11:27:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T11:28:10.360-07:00</updated><title type='text'>Atasay'dan cevap</title><content type='html'>Atasay Kamer’in dünyanın önde gelen kuyumculuk şirketleri arasına soktuğu Atasay’ın yeni hedefi Rusya pazarına girmek.&lt;br /&gt;Atasay Kamer, Atasay Kuyumculuk’un kurucusu. O artık Türk kuyumculuk sektörünün duayenlerinden.&lt;br /&gt;Atasay Kamer, Atasay Kuyumculuk’un kurucusu. O artık Türk kuyumculuk sektörünün duayenlerinden. Oğlu Cihan Kamer ile birlikte 1934 yılında Denizli’nin Çivril ilçesinde temellerini attığı Atasay Kuyumculuğu bir dünya şirketi yapmaya çalışıyor. Bu arada, başka işlere de girmeyi deniyor. Başbakan Erdoğan’a yakınlığı zaman zaman başına dert oluyor. Ama o havaalanlarında uyuyarak verdiği mücadelenin meyvelerini dünyanın dört bir yanına ürün satarak almanın keyfini yaşıyor. Atasay Kuyumculuk’un yeni hedefi Rusya pazarı. Oradan başladık söyleşiye:&lt;br /&gt;- Rusya yeni hedef pazarınız mı?&lt;br /&gt;Evet, Ruslar iyi kazanmaya başladı. Bizim için iyi pazar. Amerika’da yoğun rekabet fiyatları aşağı çekti. En son Rusya’da 5 gün kaldım. Rusya’da kuyumculukta gelişme var. Onlar dünyadaki ekonomik durgunluktan pek etkilenmiyorlar şimdilik. Tabi benim düşüncem Rusya’ya perakende mağazaları açabilmek. Son dönemde 150- 200 arasında alışveriş merkezi yapılmış Moskova’da. 50 alışveriş merkezi de yapılıyor. Bütün buralarda olmak istiyoruz.&lt;br /&gt;- Altında yeni pazarların yanında üründe de çeşitlilik yoluna gittiniz&lt;br /&gt;Doğru. Çeşit çok önemli. Biz bu yüzden 2006’da pırlanta işine girdik. Amerika’dan gelen bir arkadaş dedi ki: “Dünyada bir üst tabaka var, bir alt tabaka var. Birde orta tabaka var. Dünyada orta tabakadan on kişide bir kişi üst tabakaya çıkıyor. 9 kişi alt tabakaya düşüyor. Bu devamlı böyle devam ediyor . Onun için dünyadaki pırlanta satışının yüzde 25 artışının sebebi bu.” Biz çelik takı işine de girdik şimdi. İron diye bir marka yaratıyoruz. Dünyada çelik takıya ilgi artıyor. Gümüş işi de güzel mesela. Dünyada çelik, gümüş, pırlanta işi güzel.&lt;br /&gt;- Atasay’ın dünyadaki yeri nedir?&lt;br /&gt;Biz 20 ton üretim kapasitesi ile dünyada ilk 10 şirket içindeyiz. Türkiye ve dünyanın bir çok bölgesinde 150’ye yakın mağazamız var. Türkiye’de ve Çin’de üretim yapıyoruz.&lt;br /&gt;- Sizin sektörde vergi hep konuşuluyor.&lt;br /&gt;Bence çok anlamlı değil. Adam 10 bin dolara bir taş alacak. Sen vergi koyarsan gidip Dubai’den alıyor. Dubai’ye uçak dahil eşiyle birlikte 1600 dolara 2 günlük geziye gider. Hem Dubai’yi görür hem de 10 bin dolarlık alışverişini yapar. Sen 10 bin dolarlık taşa yüzde 20 vergi koyarsan adam bunu ödemek yerine Dubai’den alır ve tatili bedavaya getirir. Biz bunu anlatıyoruz.&lt;br /&gt;Dubaili ortaklarımız enleri yapmak istiyor&lt;br /&gt;Tabi. İnşaat işinde de 7- 8 sene evvel kurulmuş Ataay diye inşaat şirketim var. Altınolukta arazilerim var. Sıcak suyun olduğu yerde 620 dönüm benim arazim var. İnşaat işine çok evvel ben girmek istedim. Bir fırsat olmadı. Dubai’ye 1980’den beri gider gelirim ben. Bunun hiçbir siyasiyle bir ilişkisi yok ki. Suudi Arabistan’da en üst düzeyden tanıdıklarım var. 80’den beri ihracat yapıyorum. İnşaat işindeki yabancı ortaklarımız Dubai’yi Dubai yapan adamlar. Bizimle büyük projeler yapmak istiyorlar. Enleri yapmak istiyorlar. En büyük, en yüksek. Muazzam inşaat şirketleri var.&lt;br /&gt;Erdoğan Başbakan olmadan Atasay vardı&lt;br /&gt;Atasay gelişen bir grup. Sadece altına sıkışıp kalmak doğru olmaz. Tabii yani yeni iş alanlarına girecek. Tabiî ki burada birileri Başbakanın Erdoğan’a yakınlığı kullanıyor. Başbakan’a yüklenmek isteyen Cihan’dan (Cihan Kamer oğlu) giriyor. Biz inşaat işine girdik. Parayı verdik bin 700 dönüm arazi aldık. Başbakanla ne alakası var. Atasay kuyumculuk Başbakan Erdoğan, Başbakan olmadan, Başbakan, Belediye Başkanı olmadan vardı. Atasay Kamer, yıllardır var. Tayyip Bey belediye başkanı olmadan benim 4 şirketim vardı. Aldığımız arsa özel bir sahsın arsası. Devletin ne etkisi olabilir ki. Biz asla hiçbir işimizde imtiyaz aramadık. Öyle bir işe girmeyiz de zaten insanların hakkı var. İmtiyazlı iş ne demek? Başkalarının hakkı hukuku var demek. Enerji işine girmiş dediler. Enerji işinde bugün birçok gazete sahibi de var. Alarko’da enerji işi yapıyor. Enerji işine girmeyen bir insan mı var? Artı enerjiye ihtiyacımız olacak denilip duruyor. Niye bu işe girmeyelim mi? Cihan suların üzerindeki enerji üretimine bakıyor. Bakmasın mı yani. Su akar Türk’te ona bakar, diyerek devam mı etsin. Orada enerji üretilmesin mi? Su bu ülkede bedava akıyor. Dışardan enerji alıyoruz. Her şeyden evvel enerjiye ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;Oğlu ve gelini en büyük destekçisi&lt;br /&gt;Atasay Kamer şirketin büyümesinde iki büyük yardımcısı olduğunun söylüyor. Yardımcılarından biri oğlu Cihan Kamer diğeri gelini Çiğdem Kamer...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901368986367527?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901368986367527/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901368986367527' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901368986367527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901368986367527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/atasaydan-cevap.html' title='Atasay&apos;dan cevap'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901306365470693</id><published>2006-05-30T11:17:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T11:17:43.686-07:00</updated><title type='text'>Mesut Yılmaz ve Yolsuzluk</title><content type='html'>Çeteler ve uzantılarıyla mücadelenin ucu nereye kadar giderse gitsin, hangi isme ulaşırsa ulaşsın, benim yakınım dahi olsa, en yakınım, arkadaşım hatta partili birisi dahi olsa açılan soruşturmalar, yapılan işlemlerden geri dönüş olmayacaktır.  "Çeteler ve uzantılarıyla mücadelenin ucu nereye kadar giderse gitsin, hangi isme ulaşırsa ulaşsın, benim yakınım dahi olsa, en yakınım, arkadaşım hatta partili birisi dahi olsa açılan soruşturmalar, yapılan işlemlerden geri dönüş olmayacaktır.Susurluk'un arkasındaki gerçekler ortaya çıkmadan kimse hukuk devletinin işlediğine inanmasın. Ne gücüm varsa hepsini kullanmazsam bu başbakanlık bana haram olsun.Susurluk ve enflasyon için kellemi koydum. Küfrü, hakareti, baskıyı, her şeyi göze aldım. Türkiye'ye çağ atlatacağım."Sözler ve EylemlerBu sözler Mesut Yılmaz’a ait.Sözler güzel, halkın özlemini duyduğu sözler ama eveliyatı ve sonucuna baktığınızda tam bir riya, tam bir kandırmaca, tatbikat tam tersi.Yıl 1995, Yılmaz büyük bir bağış karşılığı, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığında tanınmış bir ismi, Mustafa Bayram’ı, Van’da birinci sıradan aday göstererek TBMM’ne sokuyor.Sadece Bayram değil, ismi “kaptagon” ticareti ile anılan Mehmet Ali Yaprak’ın kayınbiraderi Mehmet Hamurlu’yu Gaziantep’ten aday gösterdiği gibi, başka birçok ismi de TBMM çatısının altına sokmaya çalışıyor.Yani Yılmaz, para uğruna, oy uğruna çeteyi TBMM’ne taşıyor.Yılmaz, iki yıl sonra şöyle diyordu:"Şu dokunulmazlık işini artık halletmemiz lazım. Adalet, `gelin diyor, milletvekillerinin ifadesini alacağım' diyor. `Bu işe karışan milletvekilleri var' diyor. `Devletin hem de ruhsatsız silahlarını, devlette kaydı olmayan silahlarını bulunduran milletvekilleri var' diyor. `Kanunsuz işler yapan devlet görevlileri var' diyor. `Bu milletvekillerinden hesap sormam lazım' diyor. Meclis bu milletvekillerini parmak hesabıyla bunu reddediyor. Dokunulmazlık kalkmadıkça, bu olayların arkasındaki esrar perdesini kaldırmamız mümkün değil. ..."Bu ayıbı artık Türkiye'nin üzerinden kaldıralım, bu utancı kaldıralım. Gelin gerçek hukuk devletini kuralım. Eğer ben suç işlemişsem, devlet, başbakan olarak beni mahkemeye çıkarabilmeli, hesap sorabilmeli. Milletvekilinden hesap sorabilmeli. Yanlış yapan herkesten hesap sorabilmeli". (Milliyet 15.09.1997)Devlet ondan hiç hesap soramadı, mahkemeye çıkaramadı.Soruşturmalar2000 yılında Mesut Yılmaz hakkında “Çetelerle İşbirliği” dahil, açılan yolsuzlukla ilgili Meclis soruşturmalarının konuları şöyleydi:1- Kurtköy Havaalanı İnşaatı. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz hakkında Kurtköy Havaalanı ihalesiyle ilgili kurulan Soruşturma Komisyonu, 25 Mayıs.2000’de "Yüce Divan'a sevke gerek olmadığı" yönünde karar verdi. Komisyonda FP ve DYP'li üyeler Yılmaz'ın Yüce Divan'a gönderilmesi, MHP, DSP ve ANAP'lılar da buna gerek olmadığı yönünde oy kullandı. Karar 5'e karşı 9 oyla alındı. DYP Çanakkale Milletvekili Nevfel Şahin'in önergesiyle geçen dönem kurulan, bu dönem yeniden oluşturulan komisyonda Yılmaz, "Kurtköy Havaalanı inşaatına ilişkin İcra Kurulu kararından sonra Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Devlet Hava Meydanları İşletmesi, Demiryolları, Limanlar, Hava Meydanları İnşaat Genel Müdürlüğü tarafından 24 Ekim 1996 protokole karşın, ihalenin DLH'dan alınıp NATO ENF dairesine verilmesiyle devleti zarara uğratarak görevini kötüye kullanmakla" suçlanıyordu.2- POAŞ’ın Özelleştirilmesi. Petrol Ofisi AŞ'nin (POAŞ) özelleştirilmesi ihalesinde görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla kurulan soruşturma komisyonu, 31 Mayıs.2000’de ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve eski bakan Işın Çelebi hakkında, 5’e karşı 9 oyla "Yüce Divan'a göndermeye gerek olmadığına" karar verdi.3- Türkbank'ın Satışı. Meclis Soruşturma Komisyonu 31 Mayıs 2000’de, Mesut Yılmaz Hükümetinin düşmesine sebep olan Türkbank'ın satışı ihalesiyle ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları konusunda gerekli önlemleri almayarak görevlerine kötüye kullandıkları" iddiasına karşın Eski Başbakan ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile eski Devlet Bakanı Güneş Taner'in Yüce Divan'a sevkine gerek görmedi.4- İzmit Körfez Geçişi. Mesut Yılmaz’ın, İzmit Körfez Geçişi ihalesinde görevini kötüye kullanarak devletin zarara uğratılmasına göz yumduğu iddiası üzerine kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu 1 çekimsere karşı 14 oyla 01 Haziran 2000’de Yüce Divan'a sevkine gerek görmedi.5- SEKA’ya Ait Arazinin Bedelsiz Verilmesi. Mesut Yılmaz, eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez’in İzmit’de SEKA’ya Ait Bir Araziyi Ford Otomotiv A.Ş.’ye Bedelsiz Vermek Suretiyle Görevlerini Kötüye Kullandıkları iddiası ile Meclis Soruşturma Komisyonu oluşturuldu. Komisyon 02 Haziran 2000’de 6'ya karşı 9 oyla Yılmaz ve Erez’in Yüce Divan’a sevkine karar verdi.6- Çete'lerle İşbirliği. Mesut Yılmaz, Eyüp Aşık ve Yaşar Topçu'nun "Yasadışı örgütlerle ve mensuplarıyla birlikte hareket ettikleri, devlet ihalelerinde çetelerle işbirliği yaptıkları, hükümetin çeteler ve mafya ile mücadelede izlediği politikanın başarıya ulaşmasını engelleyerek, görevlerini kötüye kullandıkları iddiası ile kurulan "Çete Komisyonu" 02 Haziran 2000’de, 5'e karşı 9 oyla "Yüce Divan'a gerek yok" kararını aldı.7- Telsim ve Turkcell Sözleşmesi. Meclis Telsim - Turkcell Soruşturma Komisyonu ANAP Lideri Mesut Yılmaz ile dönemin Ulaştırma Bakanı Necdet Menzir hakkında Yüce Divan'a gönderme kararı aldı. Karar 6'ya karşı 7 oyla alındı. Telsim - Turkcell Soruşturma Komisyonu 12 Haziran 2000 tarihinde yaptığı 2.5 saatlik toplantıda, Yılmaz ve Menzir'i "Telsim ve Turkcell firmalarıyla imzalanan sözleşmelerde Özelleştirme Kanunu hükümlerine aykırı davranmak suretiyle devleti gelir kaybına uğratarak görevlerini kötüye kullandıkları" gerekçesiyle Yüce Divan'a gönderme kararı verdi.8- Turizm Alanlarının Usulsüz İhlali. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz hakkında İstanbul'da yeni turizm alanları ilanında partizanlık yaptığı gerekçesiyle kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu, bugüne kadar karar veren 14 komisyon içinde "oybirliğiyle aklama kararı" veren ilk komisyon oldu. 14 Haziran 2000’de toplanan Komisyon'un 15 üyesi de Yılmaz'ın Yüce Divan'a sevkine gerek olmadığına karar verdi. Komisyon Başkanı MHP'li Bedri Yaşar, üyelerin vicdanlarıyla karar verdiğini belirterek raporu en kısa zamanda TBMM Başkanlığı'na vereceklerini bildirdi.Mesut Yılmaz'ı dolaylı olarak ilgilendiren bir diğer Meclis Soruşturması ise yol ihaleleri ile ilgiliydi:Karadeniz Sahil Yolu. Karadeniz Sahil Yolu'nun devamı olan yolların ihalesinde usulsüzlük yaparak, devleti zarara uğrattığı iddiası ile ilgili olarak Meclis Soruşturma Komisyonu 01 Haziran 2000’de 5'e karşı 8 oyla Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Yaşar Topçu'nun Yüce Divan sevkine karar verdi. (Gazeteler - Suç Dosyası – 06 Haziran 2000)Sınırsız ve Sorumsuz Destek“Eğer ben suç işlemişsem, devlet, başbakan olarak beni mahkemeye çıkarabilmeli, hesap sorabilmeli” gibi hamasi laflarla kamuoyunu kandırıp, halkı aptal yerine koyan Mesut Yılmaz, başı sıkışınca çeşitli entrikalarla, şantaj ve tehditle, gündemi değiştirerek veya rakipleriyle uzlaşarak soruşturmalardan kaçıyor, millete hesap vermiyordu.Sonuç malum, en şaibeli politikacı Mesut Yılmaz’ı, büyük Türk milletini temsil eden TBMM, bütün soruşturmalarından, akladı ve tertemiz hale getirildi.Soruşturmaların bir faydası olmuş, gözü Cumhurbaşkanlığı’nda olan Mesut Yılmaz’ın önünü kapatmıştı.Bu şaibeli politikacıya, hem cumhurbaşkanlığı hem de aklanması ve siyasi geleceği için ölçüsüzce destek veren iki büyük medya kuruluşu vardı.Doğan ve Sabah grubu.Sabah grubunun başına gelenler, bu desteğin ne biçim bir menfaatler ağına dayandığını bir parça ortaya çıkardı.Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, bakın ne diyordu soruşturmalar daha bitmeden:“Ben geçen cumartesi günü yazdığım yazıda, ...pekálá sahip olduğu tecrübe ışığında Yılmaz'ın adaylığının dışlanmaması gerektiğini belirtmiştimAdının bu kadar çok konuşulması ile cumhurbaşkanlığı makamının gerektirdiği vasıfların önemli bir bölümüne sahip olması arasında doğrudan bir ilişki olduğu da düşünülebilir....Yılmaz Başbakan Yardımcısı olarak sorumluluk alıp hükümet çalışmalarına aktif bir şekilde katılır, koalisyonun icraatına enerjik bir katkıda bulunursa, bu hem ANAP'ın hem de kendisinin imajını iyileştirmesine yardımcı olur.... Yılmaz'ın dönüşü, ortaya çıkacak olan boşluğu doldurmak, Ecevit'e destek vermek bakımından yararlı olabilir.... Ayrıca unutmayalım ki, Mesut Bey hem Dışişleri Bakanlığı, hem de üç kez başbakanlık yapmış, dosyalarına hákim, Türkiye'nin sorunlarına vakıf, tecrübeli bir siyasetçi.Bence Mesut Bey'in bu tecrübesinin hükümete taşınması her bakımdan isabetli olur.”Özkök, Mesut Yılmaz’ın bir an önce hükümette yer alması için TBMM komisyonlarına mesaj yolluyordu:“Bu noktada Yılmaz'ın, hakkındaki iddiaları inceleyen TBMM'deki soruşturma komisyonlarına, çalışmalarını hızlandırmaları için bir çağrıda bulunması da gerekiyor. “ (Hürriyet 27 Nisan 2000)Mesut Yılmaz hükümete girdi ve engin tecrübesini hükümete taşıyarak, hem partisini, hem de Türkiye’yi batma noktasına getirdi.Ona sorumsuzca destek vererek, hata ve yolsuzluklara dolaylı bir şekilde arka çıkanlar, bir gün hukuki sorumluluklarını da paylaşabilecekler mi acaba?Ordu ile Dün ve BugünSene 1997. Yılmaz orduyu savunuyor:“ANAP Lideri Mesut Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir bakanın Silahlı Kuvvetler'e mensup bir general için ağır hakarette bulunduğunu belirterek "Hükümet sahip çıkması gereken kurumları rencide ediyor. Ordunun rahatsızlığı sürpriz değildir" dedi....Tüm kurumların olduğu gibi Silahlı Kuvvetler'in de uyum içinde çalışması sorumluluğunun hükümetin olduğunu söylüyorum. Devleti temsil eden kurumlara sahip çıkılması, bu kurumların rencide edilmemesini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur, ama ilk kez hükümet sahip çıkması gereken kurumları rencide etmektedir. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir." (Milliyet 02.02.1997)Sene 2001, aynı Yılmaz’ın ordu ile ilgili sözleri:- “Askerlerin işbaşına geldiği dönemde yolsuzluklar olmayacak mı? En büyük yolsuzluklar o dönemlerde olur. Çünkü ortalık karanlık olacaktır.”- (Beyaz Enerji soruşturmasının Jandarma tarafından yürütülmesi üzerine) ‘‘Olağanüstü soruşturma yöntemlerinin yasaya aykırı olarak kullanılmasının yaygınlaştırılması, korkarım ki Türkiye'de kötü bir çığır açacaktır. Bu yöntem, amaç dışı kullanılırsa, hukuk devletinden çıkıp, gestapo ve polis devletine gidiliyor endişesi doğacaktır’’Çete’lerle Kol KolaYıl 1997, Mesut Yılmaz muhalefette.Yılmaz’ın yakın temasta olduğu tanınmış bir “çete reisi” var. Alaattin Çakıcı. Aynı zamanda hemşehrisi de sayılıyor. Temaslar çoğunlukla Yılmaz’ın o tarihte sağ kolu olan Eyüp Aşık vasıtası ile yürütülüyor.Susurluk olayını kendine puan yapmak için kullanan Yılmaz, Çakıcı ile işbirliği neticesinde, ondan yer altı dünyası ile ilgili önemli bilgiler aldığını sanıyor. Bilgi demek kuvvet demek. O bakımdan bu ilişkiden çok memnun.Çakıcı’nın ise dini imanı para. O, menfaat görmediği bir iş için küçük parmağını bile oynatmayan akıllı bir psikopat. Polisle, istihbarat teşkilatları ile işbirliği yapmış, tecrübeli bir kriminal.İnsan kullanmasını çok iyi biliyor. Karşısında amatör bulunca istediği gibi oynuyor, yönlendiriyor. Mesut Yılmaz’ı da saf görmeli ki ona “Kemal Sunal” adını takmış. O da bu ilişkiden memnun.Çakıcı, ortağı Erol Evcil ile Türk Ticaret Bankasını almayı kafasına sokmuş.Banka alma modası var ya, o da "banker çete reisi" olacak, haraç paralarının transferi de kolaylaşacak.O tarihte Türk Ticaret Bankası'nın satışı bahis konusu değil. Zaten bankanın büyük hisseleri "banka çalışanlarına" ait.Çakıcı hemen Yılmaz'ın hoşuna gidecek bir senaryo yazıyor:"Çillerler ve Yalı Çetesi bize Türkbank'ı vermeğe söz verdi, ancak sonra vazgeçip 20 milyon dolar rüşvet istediler" diyor.Herkesten haraç almakla şöhret kazanmış olan ve vermeyeni bacaklarından vurdurtan Mafya Şefi'nin, "kendisinden ve ortağından haraç istendiği" şeklindeki tutarsız senaryosuna, Eyüp Aşık ve Mesut Yılmaz balıklama atlıyorlar.Çakıcı'ya, "bankayı onlar vermezse biz iktidara gelince veririz, senin hukuki durumunu da düzeltiriz" sözleri veriliyor.Bir İbret VesikasıGelişmeleri 01 Mayıs 1997 akşamı yayınlanan, Flash TV - 23.ncü Saat programından izleyelim:ERKEK SPİKER : Sevgili izleyiciler, Susurluk kazası ve beraberinde getirdiği iddiaların üzeri örtülmek mi isteniyor? İşte bu soruya en somut yanıtı Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut YILMAZ Parti grubunda daha dün verdi. Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut YILMAZ Susurluk Skandalı’nın unutturulmaya çalışıldığını öne sürüyordu ve Türk Ticaret Bankası’nda yaşanan rezalete dikkat edin diye konuşuyordu.BAYAN SPİKER : Türkiye’nin yoğun gündeminde Susurluk Skandalı'ndan giderek daha az söz edilmeye başlanmasını çeteler unutturulmaya çalışılıyor diyerek açıklayan Mesut YILMAZ’a göre bu çeteler hala faaliyette.MESUT YILMAZ : Bu rejim bunalımı arasında unutturulmaya çalışılan birtakım gelişmeler de vardır. Bunların en başında da Susurluk sonrası ortaya çıkan gelişmeler geliyor. Artık varlığı bütün kamuoyunun malı olmuş olan bir takım devletin içine sızmış olan çeteler bu rejim tartışmaları içerisinde, bu demokrasi tartışmaları içerisinde kamuoyunun gündeminden uzaklaştırılmaya, düşürülmeye çalışılmaktadır. Ama bundan daha vahim olan bir durum bu çetelerin maalesef faaliyetlerini halen devam ettirmekte olduklarıdır.BAYAN SPİKER : YILMAZ özellikle Türk Ticaret Bankası’nda yaşananlara dikkati çekiyor.MESUT YILMAZ : Bugün hala günümüzde yeni rezaletler, yeni eylemler sergilenmektedir. Ben şu anda bunların detaylarına girmeyeceğim. Ama özellikle medyamızın nedense fazla ilgi görmekten, ilgi göstermekten kaçındığı Türk Ticaret Bankası üzerinde oynanan oyunlara, rezaletlere kamuoyunun dikkatini çekiyorum. Anavatan Partisi olarak bu meseleyi çok yakından izlemeye devam edeceğimizi söylemekle yetiniyorum.ERKEK SPİKER : Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut YILMAZ Türk Ticaret Bankası’nda yaşanan rezalete dikkat edin derken, dün Türk Ticaret Bankası’nın Olağanüstü Genel Kurulu vardı. Genel Kurul öncesinde basın ve yayın kuruluşlarına gönderilen faks mesajlarında ise inanılması güç iddialar yer alıyordu. Faks metninde Olağanüstü Genel Kurulun Susurluk Skandalı’na ışık tutacak gelişmelere sahne olacağı belirtiliyordu. Bu faks mesajını ardından arkadaşlarımız olayı araştırmak için Türk Ticaret Bankası Merkez Binasına gittiler. Ancak bina önünde kızgın emeklilerle karşılaştılar. Emeklilerin dile getirdiği iddialarda çok önemliydi.BAYAN EMEKLİ : Bunlar burada atmaca gibi başımızda bekliyorlar, bir şey olursa almak için. Doymuyorlar, gözleri doymuyor.ERKEK SPİKER : Bu sözler Türk Ticaret Bankası Olağanüstü Genel Kurulu sürerken bankanın önünde söylendi. Türk Ticaret Bankası Mecidiyeköy Merkez Binası önünde toplanan banka emeklileri içeriye girmek istemelerine rağmen alınmıyorlardı. Türk Ticaret Bankası emeklilerinin banka önünde toplanmalarının nedeni ise gazete ve televizyon haber merkezlerine gönderilen faks mesajı idi. Faks metninde yazanlar inanılır gibi değildi. Faks metninde Başbakan Yardımcısı Tansu ÇİLLER’in eşi Özer ÇİLLER’den Alaattin Çakıcı’ya kadar pek çok kişinin ismi geçiyordu. İşte faks metni: “Türk Ticaret Bankası’nın bugün çok önemli olağanüstü genel kurulu var. Bu olağanüstü genel kurulun önemi Susurluk skandalı ile ortaya çıkan çetelere de ışık tutacak gelişmeleri içeren toplantıyı izlemenizi rica ederiz. Bu konudaki gelişmeler Özer ÇİLLER, Adil ÖNGEN ve Alaattin ÇAKICI’yı kapsıyor". Bu iddiaları araştırmak üzere Türk Ticaret Bankası önüne gittiğimizde banka emeklilerini beklerken bulduk. Banka emeklilerinin dile getirdiği iddialarsa yine çok önemliydi.BAYAN EMEKLİ : Tansu ÇİLLER gibi adi bir kadın, eğer çekiyorsa bunu çeksin. Siz bunu söyleyin. Bizim bankayı gammazlamak istiyorsa yeter artık doymadı mı? Gerçekten doymadı mı?ERKEK EMEKLİ : Yaa şimdi zamanında zaten bir şey almışlar. Kredi almışlar, daha bunların borçlarını ödememişler. Düşünün yani....BAYAN EMEKLİ : Bunlar burada atmaca gibi başımızda bekliyorlar, bir şey olursa almak için. Doymuyorlar, gözleri doymuyor.ERKEK SPİKER : İşte banka emeklileri inanılması güç iddialar ortaya atıyorlar. Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut YILMAZ da Türk Ticaret Bankası’nda yaşanan rezalete dikkat edin diyor. Peki Türk Ticaret Bankası’nda neler yaşanıyor. Şimdi olaylara ilk başından başlamak istiyoruz. Susurluk kazasıyla gündeme gelen iddiaları araştırmak için TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na ifade veren Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi AVCI Alaattin ÇAKICI’nın bir banka satış işiyle ilgili olarak Adil ÖNGEN isimli bir eski bankacıyı tehdit ettiğini söylüyor. Tarih 4 Şubat 1997.EKRANDA YAZILI OLARAK : ZABITLARDAKİ GERÇEKLERERKEK SPİKER : Tarih 4 Şubat 97. TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu’na ifade veren Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi AVCI Türkiye’yi sarsacak iddialarda bulunuyor. Hanefi AVCI sözü Alaattin ÇAKICI’ya getiriyor ve ÇAKICI’nın MİT’le yakın ilişkide olduğunu söylüyor. AVCI ÇAKICI’nın bir banka satışıyla ilgili olarak devlet yönetimine yakın eski bir borsacı olan Adil ÖNGEN’i tehdit ettiğini söylüyor. Hanefi AVCI’nın ifadesi aynen şöyle. Aslında zaten Alaattin ÇAKICI’nın ve kendi adamlarının bütün işleri eskiden beri MİT tarafından organize ediliyor. Yani yurtdışı çıkışlarında yardımcı olunuyor, yurtdışı Türkiye girişleri takibinde de aynı şey geçerli. Hatta bu çok fazla ilerletilmiş durumda... Alaattin ÇAKICI birtakım insanları tehdit ederse, Türkiye’de oradaki insanlar devreye girip yardımcı oluyormuş gibi. Hatta bir olay var Bursalı bir işadamı Erol EVCİL, bu adam geçmişte Alaattin’i birkaç defa kiralamış, birkaç eylemde kullanmış. En son banka açmak istiyor. Banka açmasına mani olan bir takım insanlar var devletin yönetiminde. Bunları 2 milyon dolara ÇAKICI’ya vermeye söz veriyor. Bunun üzerine başkan Mehmet ELKATMIŞ araya giriyor ve etkili kişiler kim devlet yönetiminde diye soruyor. Hanefi AVCI da bu soruya Adil ÖNGEN bir tanesi hatırlıyorum ben diyor. ELKATMIŞ necidir diye sorduğunda Hanefi AVCI şöyle devam ediyor. Bu adam bankacı hatta zannediyorum devlet üst yönetiminde özellikle ÇİLLER’lere çok yakın bir insan, onlarla yakın irtibatta olan. Bu adamın banka açma yetkisi var, imkanı var diye ÇAKICI tarafından tehdit ediliyor. Erol EVCİL 2 milyon dolar ÇAKICI’ya verecek, ÇAKICI da bu şahısları tehdit ediyor diyor ki, öldürür, asar, keserim. Bu adama banka açma vereceksiniz... İşte Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbaratının ikinci adamı Hanefi AVCI Susurluk Komisyonu’na 4 Şubat tarihinde bu ifadeyi veriyor. Ve tarihler 12 Mart 1997’yi yani Hanefi AVCI’nın bu ifadeyi vermesinin üstünden 36 gün geçiyor. Ve İstanbul’da bir olay yaşanıyor ve bu olay Hanefi AVCI’yı tam anlamıyla doğruluyor. Hanefi AVCI Susurluk Komisyonuna Alaattin ÇAKICI’nın tehdit ettiğini söylediği Adil ÖNGEN isimli eski Bankacı Balmumcu’da saldırıya uğruyor. Adil ÖNGEN saldırıdan yara almadan kurtuluyor ama koruması yaralanıyor.EKRANDA YAZILI OLARAK : 12 MART 1997ERKEK SPİKER : Ve tarih 12 Mart 97. Hanefi AVCI’nın Susurluk Komisyonu’na ifade vermesinin üzerinden tam 36 gün geçiyor. Hanefi AVCI’nın Susurluk Komisyonunda ÇAKICI tarafından tehdit ediliyor dediği, ÇİLLER’lere yakınlığıyla bilinen eski bankacı Adil ÖNGEN silahlı saldırıya uğruyor. ÖNGEN içinde bulunduğu zırhlı aracın arka koltuğuna yatarak saldırıdan kurtuluyor ama, koruması Hüseyin YOLCU saldırganlara karşılık verince yaralanıyor. Adil ÖNGEN’in MİT tarafından verilen 4 kişi tarafından korunduğu ve üzerinde yeşil pasaportla, başbakanlık kimliği taşıdığı öne sürülüyor. Saldırının ardından gazete ve televizyonları arayan bazı kişiler ise saldırıyı Alaattin ÇAKICI’nın yaptırdığını öne sürüyor. Peki, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Hanefi AVCI’nın komisyona adeta ihbar ettiği ve 12 Mart tarihinde tam anlamıyla doğrulanan olayın ardında yatan gerçekler neler? Hanefi AVCI komisyona verdiği ifadede bir bölümünden bahsediyor. Olayın ardında bir bankanın satışı işi var. İşte ortada dolanan iddialar.EKRANDA YAZILI OLARAK : MAFYA - PARA - SİYASİ ÜÇGENİERKEK SPİKER : Bu saldırının ardında Hanefi AVCI’nın açıkça ifade ettiği gibi bir banka satışı işi olduğu öne sürülüyor. İddiaya göre Alaattin ÇAKICI Bursalı bir işadamı olan Erol EVCİL’e Türk Ticaret Bankası’nı almak istedi. Ama Adil ÖNGEN bu satışı engelledi. Alaattin ÇAKICI bunun üzerine MİT’ten Mehmet EYMÜR’den yardım istedi ancak olumlu yanıt alamadı. Bir başka önemli iddiaya göre de Adil ÖNGEN Mehmet EYMÜR’ü MİT’e işe sokan kişi. Bunun için Mehmet EYMÜR ÖNGEN’e MİT’ten 4 tane koruma veriyor. Bu aşamada ÇAKICI’nın adamalarının tutuklanması ve EVCİL’in de asker kaçağı olduğu gerekçesiyle hapse konulması ÇAKICI’yı iyiden iyiye çileden çıkarıyor ve ÇAKICI ÖNGEN’e silahlı saldırı düzenletiyor. Ortada dolanan iddialar böyle. Anavatan Partisi Trabzon Milletvekili Eyüp AŞIK da iddiaların ciddiyetine dikkat çekiyor. Eyüp AŞIK’a göre Susurluk skandalından sonra çeteler faaliyetlerini tam gaz sürdürüyor. Eyüp AŞIK Adil ÖNGEN gibi birine MİT’in neden koruma verdiğini soruyor.EKRANDA YAZILI OLARAK : ÇETELER TAM GAZEYÜP AŞIK : Bunca rezalete rağmen, bunca skandala rağmen çeteler aynı işlemlerine devam ediyor. Bir yandan Emniyet Müdürü Sami Hoştan'ı koruduğunu bana bildiriyor, bir yandan bilmem Türk Ticaret Bankası’nın Ahmet’e yada Mehmet’e satılması için adam vuruluyor. O olayın içerisinde de birçok soru işareti kalıyor. Susurlukta meydana gelen kazayla, sizin bahsettiğiniz Adil’in vurulması olayında meydana gelen skandal farklı birşey değil. Adil denilen adama suikast düzenleniyor, veyahut ta işte vurulması isteniyor adamın arabasında MİT mensubu çıkıyor. MİT mensubu yaralanıyor. Vurulan adam MİT mensubu. Devletin görevlisi. Ben şimdi sormak istiyorum devletin görevlisinin Adil’in arabasında ne işi var. Ve yine iddiaya göre Adil’e yeşil pasaport verilmiş, Adile bilmem Başbakanlık Müşaviri belgesi verilmiş. Eğer bu iddialar doğruysa o zaman Susurluktan daha büyük bir skandalla karşı karşıyayız ve bu gergin ortamda dahi devam ediyor.ERKEK SPİKER : Anavatan Partisi Sinop Milletvekili Yaşar TOPÇU da Hanefi AVCI’nın komisyona verdiği ifadenin yaklaşık bir ay sonra doğrulanmasını hayretle karşılıyor. Yatar TOPÇU Hanefi AVCI’nın komisyona verdiği ifadeyi anlatıyor.EKRANDA YAZILI OLARAK : TOPÇU ANLATIYOR.YAŞAR TOPÇU : Hanefi AVCI aktardı bize gelip verdiği ifade de bir işadamından bahsederek bunun çok geçmişi olmayan bir işadamının servetinin derinliği zaman itibariyle derinliği olmayan bir işadamının banka kurmaya kalktığını, buna bankalar birliğinden bir takım engeller çıktığını bunu işte yanlış hatırlamıyorsam söylediğiniz gibi sayın ÇAKICI’nın, yo pardon Alaattin ÇAKICI’nın şeyini vererek, ismini vererek onun o kişi tarafından Alaattin ÇAKICI’yla anlaşıldığını, bunun üzerine gönderilmek istendiğini ve şeyin de bu banka işinin de geri kalan bölümünün yine ÇİLLER’lerin adını vererek bunları araya sokmak suretiyle bu bankayı kurmaya çalıştığının istihbarat bakımından kendilerine geldiğini belirtmişti Hanefi AVCI.ERKEK SPİKER : Adil ÖNGEN’e yapılan silahlı saldırı olayının gerisinde yatan bir de gizli rüşvet iddiası var sevgili izleyiciler. Bu rüşvet iddialarına yönelik ilk sinyalleri Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüsamettin CİNDORUK verdi. Hüsamettin CİNDORUK bir banka açabilmek için bir bakanın yakınına rüşvet vermek gerektiğini söylüyordu.EKRANDA YAZILI OLARAK : CİNDORUK’TAN ŞOK AÇIKLAMAHÜSAMETTİN CİNDORUK : Siz müteahhitsiniz, siz bankacısınız, şube açacaksınız, iş alanı açacaksınız, bu işi almak için Başbakanın eşine, Dışişleri Bakanının eşine gidip komisyon veriyorsanız, ancak komisyonla banka şubesi açabiliyorsanız, ancak komisyonla ihale alabiliyorsanız bu devletin ekmeğini, parasını, bu devletin zenginliğini, halkla nasıl yüzleşirsiniz, nasıl paylaşırsınız. Bu nasıl demokrasi?ERKEK SPİKER : Evet Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüsamettin CİNDORUK, banka açmak için bir bakanın yakınına rüşvet vermek gerektiğini öne sürüyor. Anavatan Partisi Trabzon Milletvekili Eyüp AŞIK’ta CİNDORUK’u destekleyen açıklamalarda bulunuyor 23. Saat’te. Eyüp AŞIK bir bakanın yakınına banka açmak için rüşvet istendiğini öne sürüyor. Peki kim bu rüşveti alacak bakan yakını.EKRANDA YAZILI OLARAK : PARALARI KİM ALACAK?EYÜP AŞIK : Türk Ticaret Bankası bu işte Adil’in vasıtasıyla birisine verilmek isteniyor. Ama oradan 20 milyon dolar rüşvet isteniyor.ERKEK SPİKER : Kim istiyor efendim rüşveti?EYÜP AŞIK : Şimdi Adil’in vasıtasıyla isteniyor ama, yani fevkalade önemli kişilere, devlette şu anda halen görevli bakanlık konumundaki kişilerin yakınlarına gideceği söyleniyor bu paranın. Ha birbirine zincirleme de bağlı sadece ondan ibaret değil. Efendim Kanal 6 televizyonu bilmem kime pazarlanacakmış, bilmem kim kimin arsasını yeşil sahadan çıkartacakmış veyahut ta bilmem imar durumunu düzeltecekmiş yani birbirine zincirleme bağlı birçok vaatler. Ama en önemlisi Türk Ticaret Bankası’na Hazine’den 20 milyon dolar yardım yapılacağı Türk Ticaret Bankası’nın sermayesinin arttırılacağı ve bunun birisine devredileceği ve bu devir olayı karşılığında da 20 milyon dolar rüşvet isteniyor. Ve bu rüşvet verilmeyince o devir işlemi Erol denilen işadamından vazgeçiliyor bundan, başka bir işadamına pazarlanıyor ve bunun üzerine de orada Adil’e suikast düzenleniyor, onun yanındaki devlet görevlisi vuruluyor. Adil dediğiniz aracı kişi vasıtasıyla paranın yalıya gideceği iddiasıyla 20 milyon dolar isteniyor.ERKEK SPİKER : Sevgili izleyiciler şimdi bu banka satışıyla ilgili karanlık ilişkileri bir kenara bırakıyoruz ve bir başka iddiaya geçiyoruz. İddianın sahibi öldürülen kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal’ın eti Safiye Topal. Bu iddiaları dile getiren kişi ise Ömer Lütfi Topal’ın Avukatı Ekrem MARAKOĞLU. Ekrem MARAKOĞLU Susurluk komisyonuna verdiği ifadede şok açıklamalarda bulunuyor. Ve işte Yaşar TOPÇU’da bu ifadeyi anlatıyor.EKRANDA YAZILI OLARAK : 2. İDDİA.YAŞAR TOPÇU : MARAKOĞLU geldi çok enteresandır olay. Şimdi diyor ki eşi bizi Safiye yemeğe çağırdı. Ne zaman çağırdı sorduk, dedik ki yani tarih neydi. Susurluk olayından üç gün sonra. Susurluk 3 Kasımdır biliyorsunuz. 6 Kasım akşam diyordu yemekte televizyon seyrediyoruz, televizyonda da Susurluk kazasını gösteriyor. Safiye TOPAL diyor televizyona baktı baktı döndü bana dedi ki, Ekrem Bey TOPAL’ın kanı yerde kalmadı. Şimdi bu söz doğru çıkıyor. Nasıl Doğru çıkıyor? Bu susurluk kazasından 1,5 - 2 ay sonra yapılan emniyetin yürütmekte olduğu bu cinayetle ilgili sorutturma sırasında Abdullah ÇATLI’nın parmak izi Ömer Lütfi TOPAL cinayetinde kullanılan iki tane Kalaşnikof tüfekten bir tanesinin şarjöründeki bantta aynen çıkıyor. MARAKOĞLU diyor ki kendisine sordum Sami HOŞTAN’dan mı şüpheleniyorsun, isim zikrederek, Ali Fevzi BİR’den mi şüpheleniyorsun işte Ömer Lütfi TOPAL’ın katillerine katledilmelerine azmettirici olarak karıştığı bir çok isimleri saydıktan sonra bunlardan mı şüpheleniyorsun sorusuna hayır diyor. Onlardan değil. TOPAL’ın öldürülme olayında, katil olayında Özer ÇİLLER’in parmağından şüpheleniyorum.ERKEK SPİKER : Evet bu iddialar son derece ciddi. Ama şimdi yine ülkeyi sarsacak iddialara geçiyoruz. Bu olayı daha iyi anlayabilmeniz için Adil ÖNGEN’in İstanbul Balmumcu’da nasıl silahlı saldırıya uğradığını hatırlatıyoruz sizlere.EKRANDA YAZILI OLARAK : MAFYA KANUNUERKEK SPİKER : Tarih 12 Mart 97. İstanbul Balmumcu’da bazı MİT mensupları tarafından korunduğu iddia edilen eski bankacı Adil ÖNGEN kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğruyor. Adil ÖNGEN içinde bulunduğu zırhlı Mersedes’in koltuğuna yatıp saldırıdan kurtuluyor. Ama araçtan inip saldırganlara karşılık veren ÖNGEN’in koruması emekli polis memuru Hüseyin YOLCU göğsünden ve batından yaralanıyor. Saldırının ardından gazeteleri arayan kimliği belirsiz kişiler, saldırıyı Alaattin ÇAKICI’nın yaptırdığını iddia ediyor. Ve yine Anavatan Partisi Trabzon Milletvekili Eyüp AŞIK’ın bu olayı ilgili iddialarına geçiyoruz sevgili izleyiciler. Eyüp AŞIK bu silahlı saldırı olayının ardında bir banka satış işinin yattığını, ancak bu işin içinde de başka işler olduğunu öne sürüyor. İşte Eyüp AŞIK’ın iddiaları.EKRANDA YAZILI OLARAK : KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?EYÜP AŞIK : Türk Ticaret Bankası’nı almak isteyen kişiden vazgeçilip başka bir kişiye verilmeye kalkınca işte o Adil denilen adam vuruluyor, onu vururken arabası zırhlıymış, zırhlı araba olduğu için ona birşey olmamış ama onun koruması vuruluyor. Ona koruma niçin veriliyor? Ondaki koruma ne sıfatla ona verilmiş? Ona verilen diğer belgeler ne sıfatla verilmiş? Ve pazarlıklar nasıl yürüyor, öteden beri bu işler nasıl geliyor, maalesef araştırma şansımız da olmuyor.ERKEK SPİKER : Kanal 6’nın satışı olayı nasıl gelişiyor?EYÜP AŞIK : Efendim Kanal 6 bu işte biraz detay. Yani Kanal 6’nın da pazarlık içerisine sokulduğu daha sonra da o işin olmadığı bir hadise. Yani bu Türk Ticaret Bankası’nın verilmesi karşılığında Kanal 6’nın da el değiştireceği ve işte parti paralelinde yayın yaptırılacağı, o da pazarlık içindeydi. O daha sonra çıktı. Anlatma olamayınca o çıkartıldı.ERKEK SPİKER : 20 milyon dolar rüşvet isteyen kişiyi yalı olarak tanımladınız. Yalı çetesi olarak...EYÜP AŞIK : Yalıya verilmek üzere söyleniyor, yani iddia bu.ERKEK SPİKER : Yani isim, isim, şahıs ismi kim? Yalı olarak şahıs ismi kimi vereceksiniz?EYÜP AŞIK : Yahu burada birçok aracı var, ben şimdi doğrudan doğruyaERKEK SPİKER : Aracıların isimlerini verin, deşifre edelim.EYÜP AŞIK : Aracılar da birisine verecek muhtemelen. Ben diyorum ki mahkemeye intikal etsin birlikte araştıralım. Biz bizdeki bilgileri verelim mahkeme de bunları araştırsın neticede çıkartsın meydana.ERKEK SPİKER : Peki biz sizdeki o bilgileri, aracılar dahil biz isimleri öğrenmek istiyoruz.EYÜP AŞIK : Şimdi bağlantısını ben bugün söylediğim zaman, ismi söylediğim zaman, ispatlamam lazım.ERKEK SPİKER : Peki, böylesine önemli iddialar neden medyada yer almıyor sevgili izleyiciler? Aslında bu konu daha önce Show TV’ de Kadir ÇELİK tarafından gündeme getirilecekti ama Show TV’ye ve sahibi Erol AKSOY’a baskı yapıldığı ileri sürülüyor. Peki, kim baskı yapıyor. Bu soruyu Eyüp AŞIK’a soruyoruz. Aldığımız yanıt işte.EKRANDA YAZILI OLARAK : BASINA SANSÜR.EYÜP AŞIK : Kamuoyundan bu haberler saklanıyor. Yani bir televizyonda bunu haber yapmak isteyen kişiye de baskı yapılıyor, televizyona baskı yapılıyor, televizyonun sahibine baskı yapılıyor yayınlattırılmıyor.ERKEK SPİKER : Yani Erol AKSOY’a baskı yapıldı ve Show TV’ de yayınlanmadı.EYÜP AŞIK : Erol AKSOY’a baskı yaptırılıyor, Show TV’de yayınlattırılmıyor. Özer ÇİLLER tarafından yayına sokulmayan bu ikinci yayındır.ERKEK SPİKER : Yani biraz önce tarif ettiğiniz kişi Özer ÇİLLER mi? Dışileri Bakanı Tansu ÇİLLER’in eşi Özer ÇİLLER mi?EYÜP AŞIK : Dışişleri Bakanının eşi Özer ÇİLLER bu yayına engel oluyor. Daha evvel çünkü Özer ÇİLLER vasıtasıyla benim bir televizyon programına, Star’da bir televizyon programına çıkışım engellenmişti biliyorum.ERKEK SPİKER : Evet sevgili izleyiciler bu konu daha önce Kadir ÇELİK tarafından programda işlenecekti. Ancak her nedense yapılamadı bu yayın. Hatta bir akşam Kadir ÇELİK’in arabasına evinin önünde kurşun yağdırıldı.EKRANDA YAZILI OLARAK : KADİR ÇELİK’E SALDIRI.ERKEK SPİKER : Bu konu daha önce Kadir ÇELİK tarafından Show TV’de Objektif programında gündeme getirilecekti ama, bir akşam Kadir ÇELİK’in otomobiline kurşun yağdırıldı.KADİR ÇELİK : Olayı anlatıyor.ERKEK SPİKER : Kadir ÇELİK bu konuyu gündeme getiremedi ama Hürriyet gazetesi yazarı Emin ÇÖLAŞAN bu konuyu 01 Nisan tarihinde köşesinde ele aldı. İşte 01 Nisan 1997 Hürriyet gazetesi Emin ÇÖLAŞAN’ın köşesinde bu konuyla ilgili yazılanlar. Alaattin ÇAKICI’nın Hürriyet gazetesi yazarı Emin ÇÖLAŞAN’la görüştüğü, ÇÖLAŞAN’ın 01 Nisan’daki yazısından da anlatılıyor. ÇÖLAŞAN 01 Nisan’da köşesinde bakın neler yazmış. “Çakıcı telefonda inanılmaz olaylar anlatıyordu. Anlattığı herşeyin doğru olup olmadığını elbette bilemezdim. Ancak çocuğu üzerine yemin verip her şeyin doğru olduğunu ısrarla belirtiyordu. Sözünü ettiği konu bir bankanın satışı olayı idi. Bu yüzden İstanbul Borsasının danışmanı olan Adil ÖNGEN geçtiğimiz günlerde öldürülmek istenmiş ancak arabası zırhlı olduğu için mermiler sekmiş ve kurtulmuştu. Çakıcının anlattığı sadece bir tek olaydı. Bir banka satışı ile ilgili idi. Burada hepimizin çok yakından tanıdığı isimler geçiyordu. Ve ayrıca çok önemli bir politikacı yakını. Çakıcı, kendisinden “Enişte" diye söz ediyordu. Çakıcı şöyle diyordu: "Sadece bu olayda 20 milyon dolar avanta döndü. Eğer bildiklerimi açıklarsam hükümet düşer. Açıklamaya da hazırım". Madem açıklamaya niyeti vardı niçin konuşmuyordu. Çakıcı bununda yanıtını veriyordu. Bu işlerin içindeyim. Bildiklerimi anlatmak ve elimdeki belgeleri açıklamak için yürekli bir televizyon kanalına, yürekli bir programcıya ve yürekli bir patrona ihtiyacım var. Ben canlı yayına telefon ile katılacağım ve bu olayın içinde yaşadıklarımı anlatacağım. Her şeyi Kadir ÇELİK’in programında açıklayacaktım. Ancak son dakikada bu önemli kişinin baskısı ile programa sansür uygulandı. Bu konuyu geçen gün Kadir ÇELİK’te anlatmıştı. Programı sansür edilmediği taktirde bu olayların perde arkasında o kişinin olduğunu kanıtlayacağını söylemişti. Programı geçen hafta izledim. Bu konu gündeme gelmedi. Demek ki sansür mekanizması çalışmıştı. Burada ÇAKICI’nın bana her söylediğinin doğru olduğunu iddia etmiyorum. Ancak en kötü olasılıkla bile anlattıklarından çoğunun doğru olduğuna inanıyorum."ERKEK SPİKER : Sevgili izleyiciler Şu anda hattımızın diğer ucunda Alaattin ÇAKICI var. Alaattin Bey iyi geceler.Alaattin ÇAKICI : Hayırlı akşamlar.ERKEK SPİKER : Çok önemli açıklamalarınız olacak ama daha önce ben size bir soru yöneltmek istiyorum. Dün akşam Metin ASLAN sizin yeğeniniz olduğu söyleniyor, öldürüldü, sizinle bir ilişkisi var mıydı, gerçekten yeğeniniz mi?Alaattin ÇAKICI : Metin ASLAN benim ne yeğenim ne de akrabamdır. Bunu Dündar KILIÇ da bilir, kendisine sorabilirsiniz. Metin ASLAN 1,5 yıldır Mehmet Ali YILMAZ’ın yanında bulunmaktadır. Metin ASLAN benim Belçika’dan yakın bir arkadaşımın kardeşidir. Bu cinayetle ilgili hiçbir şey bilmiyorum, yorum da yapamam.ERKEK SPİKER : Peki, şimdi çok önemli açıklamalar yapacaksınız, ben hemen bu Türk Ticaret Bankası işinde dönen bazı iddialara geçmek istiyorum. Bu konuda neler söyleyeceksiniz, çok çarpıcı iddialarınız olacak sanıyorum.Alaattin ÇAKICI : Evet. Milletimize iyi akşamlar diler saygılarımı sunarım. Sözlerim ne bir milletvekiline ne de bir parti üyesine değildir. Demokrasinin ve insan haklarının rafa kaldırıldığı bir ülkede yaşamaktasınız. Bugün ülkeyi yönetenler milletimizi kaosun içine itmiştir. Sözde demokrasi adına yola çıkmış ÇİLLER ve Çetesi, ülkeyi kan, gözyaşı, yetim hakkı, çileli insanımızın emeğini, vatan savunmasının top mermisinin parasını gasbetmiştir. ÇİLLER ve çetesi iktidara geldiği günden bugüne kadar hegemonyasını ayakta tutabilmek için devletin çeşitli birimlerinde kendine bağımlı, Stalin dönemindeki Beria’lar gibi, demokrasiye ve insan haklarına düşman işler grubu oluşturmuştur. Sayıları 50’yi geçmeyen bu işler grubu medya patronlarına ve gazete sahiplerine baskı ve terör uygulamaktadırlar. ÇİLLER yanlısı yayın yapan medya ve basın kuruluşlarına farklı, aleyhte yayın yapanlara da ekonomik ve psikolojik terör uygulamaktadırlar. Evet, size anlatmak istediğim, günlerdir medya ve basına koyulan sansürü delmiş bulunmaktayım. Önce Flash TV’ye ve mensuplarına, Sayın Emin ÇÖLAŞAN’a, Kadir ÇELİK’e, dünya görüşlerimiz farklı olan Sayın Doğu PERİNÇEK’e teşekkür ederim. Demek ki basın ordusunda yiğit kalabilenler bunlarmış. Bu ifadeyi kullandığım için tüm basın mensuplarından özür dilerim. Basın mensupları ne yapsın, Özer ÇİLLER ve çetesi babalarının çiftliği gibi devlet bankalarından, gazete ve medya patronlarına krediler verip kendi denetiminde bir basın oluşturmuşlar. Basın mensupları ekmeğinden olmamak için ciddi konuların üzerine gidememektedir. Sayın Mesut YILMAZ, Kadir ÇELİK’le ilgili Erol AKSOY’u arıyor. Kendisine Kadir ÇELİK’in programını neden yayınlamadınız? Erol AKSOY’un cevabı şudur. Yapamam efendim. Yayınlarsam 64. Madde uygulanıp bankamı iptal edecekler diye Mesut YILMAZ’a ifade etmiştir. Bazı medya patronlarına devletin bankalarından kredi, bazılarına devlet ihalesi verilip basın susturulmuştur. Aylar evvel üst düzey bir emniyet görevlisi Susurluk Komisyonunda vermiş olduğu ifade şudur. Erol EVCİL isimli işadamı Ticaret Bankası ile ilgili ÇAKICI’yı kiralamış, ÇİLLER’e yakın Adil ÖNGEN’i tehdit etmiş. Beni ne bir siyasi idare, ne bir holding patronu parası satın alamaz. Adil ÖNGEN yeşil pasaport taşır. Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı kimliği kullanır. ÇİLLER’in bankalar konusunda müşaviridir. Mehmet EYMÜR’ü de MİT’e aldırıp çeteye dahil edendir. Soruyorum, Adil ÖNGEN eski bir Devlet Başkanı mı, yoksa emekli bir MİT Müsteşarı mıdır? Zırhlı araca biniyor, Mehmet EYMÜR’ün dört MİT görevlisi tarafından aylardır korunuyor. Yalı Çetesinin MİT’teki gözü, kulağı, eli olan EYMÜR ne yapsın? Çeteye olan vefa borcunu ödemektedir. Ticaret Bankası’nın alımıyla ilgili önce istenen Kanal 6’nın alınması, Ufuk SÖYLEMEZ, Ahmet ÖZAL ve Erol EVCİL bir araya gelip konuşuyorlar. “Kanal 6’yı alıp ÇİLLER yanlısı yayın yaparsanız, bankayı size vereceğiz." Bunun üzerine ben devreye girip Mehmet KURT’u, Ahmet ÖZAL’ı bir araya, bir ağabeyim olan Mehmet KOCABAŞ tarafından getiriliyor. Mehmet KURT Kanal 6’yı tekrar Ahmet ÖZAL’a vereceğini söyleyince, ben daha sonra yalı çetesinin, bilemiyorum, perde arkası lideri Mehmet ÜSTÜNKAYA mıdır, Özer ÇİLLER midir? Mehmet ÜSTÜNKAYA’yı aradım, Mehmet Bey, dedim, biz Kanal 6 işini bitirdik, Adil Bey bizden Özer Bey’e verilmek üzere 20 Milyon Dolar istedi, biz onlarla böyle anlaşmadık ki, yalı komşunuza lütfen konuşun, bu iş bitmezse, sonu kötü olur. Mehmet Bey’in bana ifadesi şu: “ÇİLLER Ailesi seni sever." Ben de dedim ki, bana bir banka değil, on tane de verseler ben onları sevmiyorum. Çünkü onlar Türkiye Cumhuriyeti’ni ve demokrasiyi sattılar. Ortadoğu’da dünya düzenine çomak sokmak isteyen, Mustafa Kemal düşmanlarını sırtına alıp, ortak hükümet oluşturdular. Bu nedenle sevmediğimi söyledim. Evet, burada Türk Milleti’nin bilmesi gereken bir şeyi açıklıyorum: Yosmanın biri sürekli Türk Milleti’nin bacısı olduğunu ifade etmektedir. Milletimizde bacılık önemli bir makamdır. Tarihte örnekleri vardır, Nene Hatun, Halide Edip ADIVAR gibi. Mekanları cennet olsun. Soruyorum, kendi namusunun korumayan, milletin namusunu nasıl korur? Namusunu koruyamaz lafından dolayı, ÇİLLER basına eğer cevap verirse, konuyu açıklayacağım. Diyorum ki, bir yosma ile, Mustafa Kemal düşmanı olan Aynaroz kadısının birleşmesinden doğan çocuk, Türk Milleti’ne fayda getirmez. Burada milletimize söz veriyorum. Ya yalı çetesini yok edeceğim, ya öleceğim. Saygılar sunar, esenlikler dilerim. Ah, özür dilerim, bir de notum var.ERKEK SPİKER : Buyurun.Alaattin ÇAKICI : Bir askeri paşanın Fenerbahçeli Ali ŞEN’e ve Yavuz KAYRAL’a söylediği, zenci bir astsubayla ilgili, ÇİLLER’in kayboluş hikayesi. Nedenini, bunlara anlatmış. Birleşmiş Milletler’de ÇİLLER’in konuşması gerekirken, Büyükelçi niçin konuşmuştur? ÇİLLER ve astsubayın nereye gittiğini, Ali ŞEN’e ve Yavuz KAYRAL’a sorulmasını istiyorum. Saygılarımla, Türk Milleti’nden özür dilerim. Başka, siz bana başka bir şey sormak istiyor musunuz?ERKEK SPİKER : Tabii, benim size sorularım olacak. Ben şimdi Türk Ticaret Bankası,Alaattin ÇAKICI : Anlayamadım...ERKEK SPİKER : Buyurun. Şimdi Türk Ticaret Bankası işine gelmek istiyorum ben.Alaattin ÇAKICI : Efendim?ERKEK SPİKER : Türk Ticaret Bankası işine gelmek istiyorum ben. Siz Adil ÖNGEN’i vurdurdunuz mu? Çünkü sizin vurdurduğunuz söylendi, siz mi yaptınız bunu?Alaattin ÇAKICI : Evet, benim arkadaşlarım tarafından vuruldu ve bunu da kabul ediyorum.ERKEK SPİKER : Bu banka satış işiyle alakalıydı, bu arada 20 Milyon dolarlık bir rüşvetten bahsettiniz biraz önce satır arasında.Alaattin ÇAKICI : Evet.ERKEK SPİKER : Bu 20 milyon dolar rüşveti kim istedi ve nereye gidecekti bu rüşvet?Alaattin ÇAKICI : Adil ÖNGEN, Erol EVCİL’den istiyor, Özer ÇİLLER’e verilmek kaydıyla, az evvel zaten bu konuya ben açıklık getirdim. Mehmet ÜSTÜNKAYA ile görüşüyorum, diyorum ki yani bizim anlaşmamızda 20 Milyon dolar yoktu, “Kanal 6’nın işini halledin, biz veriyoruz" dediler bize.ERKEK SPİKER : Evet. Bu Kanal 6 işi nasıl. Yani Kanal 6...Alaattin ÇAKICI : Vallahi, Kanal 6’yı, Ahmet ÖZAL’ı, Ufuk SÖYLEMEZ arıyor, diyor ki “senin arkadaşın banka almak istiyormuş, Erol, Alaattin’in de arkadaşı. Bu Kanal 6’yı Mehmet KURT’ tan alıp, tekrar siz ÇİLLER politikası yayın yaparsanız, biz size bu bankayı, Ticaret Bankası’nı", orada İhsan Fevzi BEYOĞLU var, ÇİLLER’in yine ekibinden, yani aynı çetenin oluşturduğu halkaların bir zinciri, “ben" diyor, “ona imzayı attıracağım". Tabii, neticede ben çok yakın bir dostum ve ağabeyim olan Mehmet KOCABAŞ’ı arıyorum, lütfen Mehmet KURT Beyi arayın, Ahmet ÖZAL bir araya gelin, bu konuya bir çözüm getirin. Sağ olsun, Mehmet KURTTEPE diyor ki, ben diyor, bana verdiğim parayı ödesinler, ben vereyim diyor.ERKEK SPİKER : Evet.Alaattin ÇAKICI : Onun üzerine ben tekrar Mehmet ÜSTÜNKAYA’yı arıyorum ve konuyu anlatıyorum. Tabii, biz bu 20 Milyon doları vermeyince, Adil ÖNGEN, Tansu ÇİLLER’in müşaviri olduğu gibi, Ali BALKANER’in de müşaviridir, yani özel müşaviridir. Bu bankayı Ali BALKANER’e pazarlıyor ve onun neticesinde baktık biz alamıyoruz, biz alamıyor iken, kimse alamasın yani.ERKEK SPİKER : Evet.Alaattin ÇAKICI : Benim amacım banka değil.ERKEK SPİKER : Peki neydi?Alaattin ÇAKICI : Bazı bilinmesi gereken şeyleri kamuoyuna aktarmaktı. Peki, ben size iyi aksamlar dilerim. Allah’a emanet olun, saygılar efendim.ERKEK SPİKER : Peki, peki, iyi akşamlar, sağ olun. (Telefon kapanıyor) Sevgili izleyiciler, evet, Alaattin ÇAKICI’nın iddiaları son derece önemli. (Program kapatılıyor.) [Çakıcının konuşmasını sesli dinlemek için tıklayınız]Çakıcı'nın Kanunsuz İşlerinin TakipçileriMesut Yılmaz grubu ile Çete Reisi Alaattin Çakıcı'nın yakın işbirliğini açık bir şekilde gösteren bu ibret belgesini özellikle bir bütün olarak yayınladık.Bu bir utanç belgesi.Mafya Şefi istiyor, bu ülkede Başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz onun isteği doğrultusunda açıklama yapıyor, televizyona çıkıp konuşuyor, Mafya Şefinin açıklamalarına yer vermedi diye Show TV'nin sahibi Erol Aksoy'u arayıp hesap soruyor.İş bununla kalsa, yanıldı, kandırıldı, alet edildi diye düşünebilirsiniz.Kısa bir süre sonra Mesut Yılmaz Başbakanlık makamına geliyor. Yaptığı ilk iş, Türk Bank'ı Alaattin Çakıcı'nın işaret ettiği kişiye satmak."Çetelerle mücadele ediyormuş". Hadi canım sende, gülerler adama.Bu ülkede bakanlık yapmış Eyüp Aşık, sanki Çete Reisi'nin avukatı.Yakın tarihte belki "Genel Başkan" olurum ümidiyle, saç ektirdi, lens taktı, bıyıklarını kesip şeklini değiştirdi ama, düşük karakterini yenileyemedi.ANAP'ta ümidini yitirince, bir zamanlar Alaattin Çakıcı'ya televizyon kanallarından küfür ettirttiği Tansu Çiller'in yanına yamandı. Utanmadı, sıkılmadı, kendini ve kapasitesini hiç bilemedi.Onu partisine kabul eden Tansu Çiller'i de anlamak mümkün değil.Herhalde bizim kavrayamadığımız bu oyuna "politika" diyorlar.Şimdi Eyüp Aşık'a soruyoruz:- Türkiye Cumhuriyeti'nde Bakanlık yapmış bir milletvekili olmana rağmen, o televizyona Mafya Şefinin sözcüsü gibi çıkıp sana ezberletilen sözleri söylemekten utanç duymadın mı?- "O Adil denen adam" diye bahsettiğin Adil Öngen, o tarihte İstanbul Menkul Değerler Borsası'nın müşaviriydi. Bindiği zırhlı Mercedes otomobil Borsa'ya aitti. Şöförü ve koruması da Borsa'nın personeliydi. Adil Öngen, meslek hayatı temiz, hiç bir şaibeli işi olmayan, çevresince sayılan ve sevilen bir kişi. Yani senin eline su dökemeyeceğin bir kimse. Sen daha konumunu dahi bilmediğin ve araştırma ihtiyacı duymadığın bir kişi hakkında televizyona çıkıp nasıl bu kadar kesin iddialarda bulundun? Adil Öngen, kendisi ile hiç bir bağlantısı bulunmayan ve o tarihte satılması mümkün olmayan Türk Bank'ın satışı için kimden, ne zaman, nerede 20 milyon dolar rüşvet istemiş? Neden bu iddialarını Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanırken gündeme getirmedin, geçiştirdin?- Adil Öngen'e yönelik saldırıda arabasından MİT mensubu çıktığını ve bu MİT mensubunun vurulduğunu iddia ediyorsun. Halbuki o olayda vurulan emekli bir polis ve Adil Öngen'in özel bir tanıdığı. Keza Adil Öngen'de yeşil pasaport olduğunu da iddia ediyorsun. Başka yayınlarda da kesin bir dille Adil Öngen'e MİT'den 4 adet koruma tahsis edildiğini, bu tahsisin Mehmet Eymür tarafından yapıldığını belirtiyorsun. Bütün bu sözlerin Çete Reisi Çakıcı'nın sözleri ile aynı. Sen Çakıcı'nın her ay maaşa bağladığını söylediği milletvekillerinden biri misin? Değilsen, böyle bir yalanı uydurmakla ve olaya MİT ve Mehmet Eymür adını karıştırmakla neyi amaçladın? İddialarını ispat edemeyenlerin ne şekilde adlandırıldığını biliyor musun?- Hayatı suç işleyerek geçmiş bir Çete Reisini, itibarlı bir adam gibi televizyon karşısına çıkartıp, devleti yönetenlere küfrettirmek, onların şeref ve hasiyetlerinle oynatmak, tehdit ettirtmek sana haz verdi mi?Gelelim Alaattin Çakıcı'nın Flash TV'de Tansu Çiller'in namusuna yönelik iddialarına ve bu dedikoduyu ortaya atan "askeri paşa"ya.O tarihte Çakıcı ve Erol Evcil ile ilişkili iki paşa vardı. Zaten Çakıcı ve Evcil aralarında bunlara isim takmışlar.Biri "Rakamlı", yani Çevik Bir.Diğeri "Çörekçi", yani Ahmet Çörekçi...Çiller'le ilgili dedikoduda, Fenerbahçeli Ali ŞEN ve Yavuz KAYRAL ismi geçtiğine göre bahsedilen paşanın, Çevik Bir olduğu anlaşılıyor.Çevik Bir, İşbankası Genel Müdürü Ünal Korukçu ilişkileri ve İşbankası'ndan Erol Evcil'e verilen yüksek krediler, Çakıcı-Evcil konuşmalarında bandın bir kopyesinin Bir'de olduğu hususları ve Mehmet Ağar, Turgay Ciner, Alaattin Çakıcı, Abdullah Çatlı ilişkileri dikkate alınırsa organizasyon daha iyi anlaşılır.Şimdi bir soru geliyor akla.Mafya'nın Mesut Yılmaz'dan tayinini istediği komutan acaba kim di? (Hürriyet 02 Ekim 1998)Sözünü Tutmazsan YakarımHaziran 1997'nin son günleri. Mesut Yılmaz, askerin, medyanın, köşkün desteği ile Başbakanlığa taşınıyor.Bol vaad, "Çeteleri bitireceğim, Türkiye'ye çağ atlatacağım" gibi süslü sözler. Havası yerinde.Kuvvet elinde, artık Çakıcı'ya ihtiyacı yok.Ama bilmiyor ki Çakıcı zor lokma.Esasında Çakıcı'nın istediği de atla deve değil.MİT'te , Poliste bazı nokta tayinleri, Türkbank'ın satışı ve ve af kanunu ile suçlarından arınmak...Çakıcı Ocak 1998'e kadar sabrediyor. Ondan sonra basın organlarına telefon ederek elinde hükümeti düşürebilecek bantlar olduğunu yaymaya başlıyor.Mesaj yerine ulaşıyor.Müsteşar Atasagun ile Yavuz Ataç devreye girip aracılık yapıyorlar. Sözler yenileniyor ve Çakıcı'nın tansiyonu düşürülerek uzlaşma sağlanıyor.TepetaklakHer şey yoluna girmiş, Türkbank Çakıcı'cının adayı Korkmaz Yiğit'e satılmış, MİT'teki nokta tayinleri gerçekleştirilmeye başlanmıştır.Birden her hey tepetaklak olur. Çakıcı 18 Ağustos 1998tarihinde, Türk-Fransız polisinin işbirliği neticesinde, Fransa'da yakalanır.Mesut Yılmaz ve avenesinin "Çakıcı'yı biz yakalattık teranelerine bakmayın. Kesinlikle haberleri yoktu ve Çakıcı yakalanınca şoka girdiler.Zaten Mesut Yılmaz, Çakıcı'nın ileride de başına bela olacağını düşündüğünden onun canlı yakalanmasını istemiyordu.Peki Başbakan Mesut Yılmaz ve tayfasına rağmen bu operasyonu hangi güçler gerçekleştirdi.Bu olayı çözebilmek için Mehmet Ağar'ın DYP'nin başına geçme operasyonu ve Çevik Bir ile Mesut Yılmaz'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı yarışını dikkate almak gerekir. Bu operasyona belli kesimlerden iç ve dış destek verildiği muhakkak.Gerçi bu operasyon beklenen neticeleri getirmemiştir ama, Mesut Yılmaz'ın fena bir şekilde deşifre olmasına ve Çakıcı'nın cezaevini boylamasına neden olmuştur.İki Kasetlik Yılmaz HükümetiHikayenin devamı malum.Önce, Eyüp Aşık - Çakıcı kaseti ile Eyüp Aşık bakanlıktan olmuş, sonra ortaya çıkan Korkmaz Yiğit - Çakıcı kaseti ile Mesut Yılmaz hükümeti düşmüştür.Bu arada Mesut Yılmaz ve ekibinin, hem yönlendirip hem de bütün suçu üzerine yüklemeye çalıştıkları Korkmaz Yiğit'in açıklama kaseti de tuzu, biberi.Kasetler piyasaya çıktıktan sonra görüntü tam bir tiyatro.Başbakanlıkta kaybolan gizli evraklar,Basınla sohbet toplantıları,Açık oturumlar,"Çetelerle mücadele" edebiyatı, MİT'den alınan belgeler, ve saire, ve saire.Bütün taktikler geri tepti. Millet uyanmıştı.25 Kasım 1998'de, Muhalefetin Türkbank'ın ihalesine fesat karıştırıldığı gerekçesiyle Başbakan Yılmaz için verdiği gensoru önergesi, TBMM'de 314 oyla kabul edilince, 55'inci hükümet düştü.Böylece Yılmaz, Cumhuriyet tarihinin yolsuzluk suçlamasıyla hükümetten düşen ilk Başbakanı ünvanını kazandı.KapanışTarih 29 Aralık 1999 Çarşamba.Meclis'te kavgalı bir kapanış."TBMM'deki 2000 Mali Yılı Bütçesi üzerindeki son görüşmeler sakin başladı, ancak DYP lideri Tansu Çiller ve Başbakan Bülent Ecevit'in sert sözleri üzerine siyasi restleşmelerle bitti. Karşılıklı eleştiriler nedeniyle Çiller ve Ecevit kürsüye ikişer kez çıktılar....Çiller'in, hükümete sert eleştirileri, Mavi Akım projesi ve Yılmaz'ı ima ederek "Hükümette olmayanlar birisinin yanına kardeşini de alıp Moskova'ya iş bağlamaya gitti" sözü Genel Kurul'u karıştırdı....Çiller'in Mavi Akım projesi konusunda "Hükümet olmayan birinin, yanına kardeşini de alıp iş bağlamaya gittiği hangi AB ülkesinde görülmüş" biçimindeki suçlamalarına yanıt vermek için söz alan ANAP lideri de sert üslup kullandı. Rusya'ya Moskova Belediye Başkanı'nın davetlisi olarak gittiğini belirten Yılmaz, "Mavi Akım'la ilgili hiçbir resmi görüşme yapmadım. Bu proje ile gönül borcum var. Ama bu proje ile benim değil, 3. derece akrabalarımın organik bağı olduğunu söyleyenler bunu kanıtlasınlar tüm sıfatlarımdan istifa edeceğim" dedi."Bu konudaki gelişmeleri biliyorsunuz. Mesut Yılmaz'ın bu sözlerinin tamamiyle yalan olduğunu da.Ama o pişkin bir şekilde yerinde oturuyor.Toplumlar layık oldukları şekilde idare edilir derler.Bizce Türk insanı buna layık değil. Türkiye'de yaşayan insanların, her anı yalan dolan ile dolu, beşeri hırslarından başka bir şey düşünmeyen idarecilere mahkum olması sadece büyük bir talihsizlik.-Bitti-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901306365470693?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901306365470693/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901306365470693' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901306365470693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901306365470693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/mesut-ylmaz-ve-yolsuzluk.html' title='Mesut Yılmaz ve Yolsuzluk'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901264857106348</id><published>2006-05-30T11:10:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T11:10:48.596-07:00</updated><title type='text'>MNG binası buroktrat-işadamı-yolsuzluk sembolu</title><content type='html'>Bir yangın, bir kulüp... Lüp, lüp... Yeni yangın, suikast mı var falda? Bir gece vakti, Ankara'nın en mutena semtinde, en akıllı binasında, binanın sonradan ilave çatı katında bir yangın çıktı.MNG Binası olarak anılan binanın öyküsünü yıllar önce ilk ben yazdım. O haberle de Sedat Simavi Yılın Gazetecisi Ödülü'nü aldım. 1991'de Yıldırım Akbulut'u Başbakanlık'tan ve ANAP'ın başından götüren, Mesut Yılmaz'ı getiren binadır o bina.O devirde kendi mülkünü 20 yıl vadeli, yüzde 3 faizli kredi vererek Türk Lirası mukabili satan Özelleştirme İdaresi'nin, dolar üzerinden, üç yıllık kira peşin olmak kaydıyla ve Başbakan - Bakan imzalarıyla 'kiralama' kararı aldığı, helikopter pistli, yüzme havuzlu, jakuzili heybetli, güç timsali bir binadır o bina. Siyasetçi - Bürokrat - İşadamı işbirliğinin simgesidir o bina. Hem Başkent'in en 'akıllı' binasıdır, hem de bir gecede en tepesinden tutuşan, çatısındaki bakırları, içindeki çelik şifreli kasaları eriyiveren, şayialara göre pek çok mühim belge - bilgi - dosyanın yanıverdiği, ama akıllı alarmların, akıllı - otomatik - elektronik yangın söndürme sistemlerinin çalışmadığı, binadır o bina. Dünya Bankası, IMF temsilcilikleri, AB Büyükelçiliği'nin de bulunduğu, en korumalı binadır o bina. Turusgaz'ın ofiside mi o binadaydı? Bilmem ama öyle diyorlar. Akıllı bina, akılların ermediği bir yangınla yanıverdi. Rivayet olunur ki, kasalarda etkili - bir devirde kudretli siyasilere matuf ve mahsus belgeler vardı ve yandı.Binanın maliki Mehmet Nazif Günal Bey ile Ruslar'la gaz pazarlığında 'arabulucu' mevkiindeki Ali Şen Bey'ler 'özel uçakla' gelip, ağızlarında purolarıyla seyrettiler yangını. Üzgün görünmüyorlardı. Hatta kendi aralarında 'Yahu uçaktan göründüğü kadar da büyük ve kötü değilmiş yangın' tarzında konuşmalar geçtiğini söylüyorlar tanık olanlar.Bir de sabahın ilk saatine kadar evrakların, dosyaların yanıp havaya uçtuğu o yangını seyredenler arasında MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç vardı. Kılınç'ın purosu yoktu, biraz düşünceliydi ve sanki yüzündeki ifadeye bakılırsa 'Tüh, belgeleri yok ettiler' der gibiydi.Bu yazı yazıldığında henüz Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü'nün 'Yangın Raporu' belli olmamıştı. Başkent kulislerinde, özellikle enerji ihaleleri, doğalgaz antlaşmaları, yüzde 4.5 'hamiline komisyondan' 396 milyon doları bulan ve imzalayanların hepsinin 'Türkiye'nin kazıklandığını' kabul ettikleri, ama neden imzaladıklarını hatırlamayıp, 'topu birbirlerine attıkları' özel belgelerin 'yakılarak imha' edildiği şayiaları yayılıyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, yangın çıkan yerden de evrak - belge çıkmaz. TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu raporu tanzim edilene kadar daha başka yangınlar, yanan evraklar, kaza sonucu ölüler, ceset halinde bulunmalar olabilirmiş. Bak hele, hele... Ortalıkta fitne - fücur mu yok. Çok. HHHBu ünlü ve heybetli binada, bir de ünlü, üyeliği ve girişi özel ve pahalı, herkese açık olmayan, üyelik için referans ve tavsiye mektupları gereken, 'sırların paylaşıldığı' işlerin takip edildiği, ihalelerin bölüşüldüğü, kredilerin üleşildiği, bakanlar, siyasetçiler, bürokratlar - işadamları - bankacılar ve tavsiyeye şayan sınırlı sayıda gazetecinin buluştuğu, şişesi bin yuro Petrus'ların uçuştuğu bir kulüp var. Ankara Şehir Kulübü.Saunası, fitnes sentırı, yüzme havuzu, Fin hamamı, buhar hamamı, jakuzisi, masajcısı, makyajcısı, beş yıldızlı restoranı, bilardo masaları hazır ve nazır. Müsteşarlara, umum müdürlere, devlette kilit bürokratlara, kamu bankacılarına, hazinecilerine, bila bedel üyelik verildiği, teklifle davet edildiği, masalarda buluşulup, memleket ahvalinin konuşulup, hususi ve hemdem dost oluşulduğu, mes'ud, bahtiyar bir kulüp. Yazık, yangın münasebetiyle kapanmış.Enerji Bakanı 'Milletin morali bozulur' dese de vurgun 40 milyar doların üzerindeymiş. TBMM Komisyon Başkanı Azmi Ateş ise milli gelirin üçte birine varan vurgun - soygun rakamına ulaşıldığını (GSMH 200 milyar dolar olduğuna göre bu hesapla 65 - 70 milyar dolarlık vurgun, soygun var demektir), ama ticari sır - devlet sırrının aşılamadığını, kimi bürokratların komisyona bilgi vermediğini, 'bürokratın bildiği sırrı, milletin vekilinin bilmesinin, yasak olmasını' ise anlamadığını söylüyor. Acaba bu 'sır vermeyen' bürokratlar, Ankara Şehir Kulübü'ne de aza mıdırlar? İşçi, memur kardeşler, namuslu işadamları, kur kurbanı ihracatçılar, kulüp üyesi olamamış, Petrus'un yanına varamamış bürokratlar, bırakın sıfır zammı, düşük faizi, yatırıma teşviği, indirimli elektriği, gelin bir özveriye daha katlanalım, milli gelirin üçte birine varmış yolsuzluk paralarını sayalım, memleket ihya mı olur, abad mı olur, görelim, anlayalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901264857106348?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901264857106348/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901264857106348' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901264857106348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901264857106348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/mng-binas-buroktrat-iadam-yolsuzluk.html' title='MNG binası buroktrat-işadamı-yolsuzluk sembolu'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114901194577798774</id><published>2006-05-30T10:58:00.000-07:00</published><updated>2006-05-30T10:59:05.790-07:00</updated><title type='text'>Atasay Kuyumculuk ve Siyaset -1-</title><content type='html'>Erdoğan’ın kuyumcusuna büyük kıyak 2.5 milyar metreküplük gaz ithal edecek olan Atasay’a müşteri garantisi verildi. Atasay, Başbakan Erdoğan’ın kuyumcusu olarak adını duyurmuştu. Erdoğan’ın kuyumcusuna büyük kıyak BOTAŞ’ın doğalgaz kontrat devri ihalelerinin 2.5 milyar metreküplük kısmını Başbakan Erdoğan’ın kuyumcusu Atasay aldı. Doğalgaz ithal edecek olan Atasay’ın sıkıntı yaşamaması için ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), “müşteri garantisi” verdi. BOTAŞ kendi müşterilerini de Başbakan’ın kuyumcusu Atasay’a devredecek. Türkiye’de şu anda tüketimde olan ve BOTAŞ’ın ithal ettiği 25 milyar metreküp doğalgazın 4 milyar metreküplük kısmının özel sektör tarafından ithal edilmesi için ihaleler düzenlendi. Yapılan ihalelerde 4 milyar metreküplük gazın 2.5 milyar metreküpünü ithal etmek için en yüksek teklifi Başbakan’ın kuyumcusu olarak bilinen Atasay’ın şirketi Enerco verdi. İhaleye teklif veren diğer şirketler ise Ali Şen’in ortak olduğu Bosphorus Gas Corporation, Kent Şeker’in sahibi Tahincioğlu’nun ortağı olduğu Avrasyagaz ve Shell’di. Türkiye’de tüketime sunulan doğalgazı BOTAŞ ithal ettiği için bölgesel dağıtım yapan şirketler de BOTAŞ ile anlaşma yapıyorlar. İhalelerin ardından gazın bir kısmı özel sektör tarafından ithal edilecek. EPDK, özel sektörün ithal ettiği gazın satılması için de BOTAŞ’ın müşterilerinin bir kısmını özel sektöre kaydıracak. EPDK, şirketlerin daha çok kazanması için kamu kuruluşu olan BOTAŞ’ın müşterilerini Başbakan’ın kuyumcusu Atasay’a devredecek. EPDK Başkanı Yusuf Günay bu durumu, “BOTAŞ 21 milyar metreküplük doğal gazın 4 milyar metreküpünün müşterisini de özel sektöre verecek” diyerek açıklamıştı. BOTAŞ’ın kontrat devri ihalesine giren şirketler, dağıtımcı olan büyük müşterilerin BOTAŞ’ın portföyünde olmasından duydukları rahatsızlığı sürekli dile getiriyorlardı. Atasay başta olmak üzere Ali Şen’in şirketi Bosphorus, Avrasyagaz ve Shell’e EPDK’nın verdiği müşteri garantisiyle büyük bir kazanç sağlanmış oldu. EPDK Başkanı Günay, özel sektörün mağdur olmayacağını kendilerinin şirketlere müşteri ayarlamak ve BOTAŞ’ın müşterilerini devretmek için çalışma başlattıklarını dile getirdi. Devredilen kontratlarBOTAŞ sadece Turusgaz olarak bilinen ve Batı Hattı üzerinden alınan gaz ile ilgili sözleşmeyi 4 ayrı özel şirkete devretti. Mavi Akım, batı hattı üzerinden alınan ve Rusya ile yapılan ilk sözleşme, İran, Nijerya ve Cezayir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sözleşmeleri ise devredilmedi. İhaleye çıkılan 16 milyar metreküplük gazın 4 milyar metreküpü şirketler tarafından ithal edilecek. İthalat hakkı kazanan Bosphorus, Shell, Enerco ve Avrasyagaz şirketlerinin her biri için tedarikçi ülke ile anlaşma imzalaması amacıyla 2 aylık süreleri bulunuyor. BOTAŞ bu süreyi 1 ay daha uzatabiliyor. Mevcut devirlerin sonucu da en erken 6 aylık bir sürede görülecek. Şu anda doğal gaz ithalat pazarının yüzde 10’undan fazlası serbestleştirilmiş durumda. --------------------------------------------------------------------------------ÖNCE ELEKTRİK İTHALATI İZNİ ALDIKamer, doğalgazdan önce elektrik ithalatı yapmaya başladı. Bakanların karşı çıkmasına rağmen Başbakan’a yakınlığıyla elektrik üretimi fazlası olduğu halde Kamer’in Şavk Elektrik şirketine İran’dan elektrik ithal izni verilmişti. Kamer Başbakan’a yakınlığı nedeniyle izni aldığı söylentileri nedeniyle iznin verilmesinden kısa süre önce Şavk Elektrik’in ortaklığından ayrılmıştı. Ancak Şavk Elektrik’le Kamer’in ortaklığı Aydın’da faaliyet gösteren 4 adet şirketle sürüyor. Şavk Elektrik’e izin verildiği dönem elektrik fazlası olduğu için devletin santrallerinde üretim kısıtlanmış, barajlardan su salınmıştı. Ayrıca Bulgaristan’dan alınan elektrik yine fazlalık nedeniyle kesilmişti. Şavk Elektrik’in EPDK’ya verdiği İstanbul telefon numarası arandığında Atasay Kuyumculuk çıkıyordu. --------------------------------------------------------------------------------ERDOĞAN’IN YAKIN DOSTUAtasay Kuyumculuk’un sahibi Cihan Kamer, Başbakan Erdoğan’ın yakın dostu olarak biliniyor. Kamer, Erdoğan’la birlikte tatile çıkıyor ve Erdoğan’a sadece bir telefon kadar uzakta. Erdoğan’ın evine rahatlıkla girebilenler listesinin başında da Cihan Kamer geliyor. Yoğun programı olmasına rağmen Erdoğan, Atasay’ın hiçbir etkinliğini kaçırmıyor. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın düğününde takılan takıların hepsi de Atasay Kuyumculuk’un üretimiydi. Atasay, Erdoğan’ın memleketi Rize’de Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan adına bir sağlık ocağı da yaptırmıştı. Erdoğan iktidarının yarattığı işadamlarının en büyük temsilcisi Cihan Kamer. Kamer, Erdoğan’ın “gayriresmi ekonomi danışmanı” olarak da biliniyor. Kamer, Erdoğan’ın ABD gezisinde de en ön plandaki adamdı. Erdoğan hediyelerini Cihan Kamer’in firması Atasay Kuyumculuk’tan seçiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114901194577798774?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114901194577798774/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114901194577798774' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901194577798774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114901194577798774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/atasay-kuyumculuk-ve-siyaset-1.html' title='Atasay Kuyumculuk ve Siyaset -1-'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114864627819423932</id><published>2006-05-26T05:24:00.000-07:00</published><updated>2006-05-26T05:24:38.206-07:00</updated><title type='text'>ertugrul ozkok ve gundem</title><content type='html'>Kilit adam Ertuğrul Özkök.. mü?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Yıldırım'ın gündem değiştiren istifası konusunda Kutsal İttifak medyasından nedense doğru dürüst tek haber, dikkate değer tek yorum gelmeyince, iş başa düştü..&lt;br /&gt;Gazetecilik merak mesleğidir.. Merak ettiğimi soruşturmaya, araştırmaya başladım. Fenerbahçe muhabiri değilim. Bu yüzden bağlantılarım az.. Buna rağmen oldukça önemli bilgilere ulaştım.. Bunlara görevi Fenerbahçe'yi izlemek olan bir gazetecinin ulaşması çok daha kolaydı oysa.. Ulaşmamış olamazlar.. O zaman mesleğim açısından durum daha acı..&lt;br /&gt;Yazmıyorlar.. Ya da yazamıyorlar.. Yazdırılmıyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolu çok iyi bilen, çok da iyi Fenerbahçeli olan dostum anlattı..&lt;br /&gt;"Bir gün evvel başkan beni aradı.. Transferleri konuştuk.. Özel olarak da bir futbolcu hakkında benden uzun uzun bilgi ve yorum aldı. Konuşma boyunca, ayrılmayı düşündüğünü ima dahi etmedi.. Benimle hep gelecek sezonu konuştu.."&lt;br /&gt;"Peki sonra ne oldu?.."&lt;br /&gt;"Konuşmamızdan 16 saat sonra Ertuğrul Özkök'le bir sabah kahvaltısı yaptı.. Ayni gün akşamı Hürriyet'in tüm medyayı atlatan istifa haberli sayfaları hazırlandı." Fenerbahçe'nin en içinde olan, en iyi bilen bir dostum anlattı..&lt;br /&gt;"Aziz Yıldırım bazı şeyleri durdurmak için istifa etti. Konunun şampiyonluğun kaybı, ya da Fenerbahçe ile ilgisi yok.. Özel bir şey bu.."&lt;br /&gt;"Askerlik meselesi mi?.. Hani Aziz Yıldırım'ın çürük raporunun aslında çürük olduğu iddiaları herkesin ağzında.." "Hayır.. O konu ortaya atıldı, kapandı. Bir daha ilgi çekmez.. Bu daha önemli bir şey ki, başkan çekilmek zorunda kaldı.. Sanıyorum Ertuğrul Özkök'le yapılan ani kahvaltıda tutulması gereken yol belirlendi ve Yıldırım istifasını açıkladı.." İkisi de Fenerbahçe'nin kalbinden iki adamın işaret ettiği ortak olayın Ertuğrul Özkök'le yapılan kahvaltı olması ilginç..&lt;br /&gt;Özkök bu kahvaltıdan iki gün önce, Aziz Yıldırım'ı alkışlayan bir başyazı kaleme almıştı.. Tam da başkanla ilgili eleştirilerin medyamızda rastlanmadık bir şekilde yoğunlaşmaya başladığı dönemde..&lt;br /&gt;Eleştiriden nefret eden başkanın, bu kadar güzel bir yazı kaleme alan, ülkenin en çok satan gazetesinin başyazarı ve genel yayın müdürü ile bir kahvaltıda buluşup teşekkür etmesi doğaldı.. Ne var ki, o doğal kahvaltının ardından beklenmedik olaylar gelişti..&lt;br /&gt;Hürriyet hemen hepsi Aziz Yıldırım'la çok yakın ilişkiler içindeki tüm medyayı atlattı.. Yıldırım'ın en yakınlarının bile farkına varmadıkları istifa haberini duyurdu. Ardından da Aziz Yıldırım'ı destekleyen haber ve yorumlara başladı.. Hatta birinci sayfasının sürmanşetinden Aziz Yıldırım'ı yere göğe koyamayan bir haber bile yayınladı.&lt;br /&gt;Gördüklerim ve duyduklarımın özeti bu.. Ötesi Fenerbahçe muhabiri olduklarını iddia edenlere kalmış.. Ya da hala "Tarafsızlık" şarkıları söyleyen gazetelere ve onların spor şeflerine..&lt;br /&gt;Olup biteni tüm ayrıntıları ile yazabilecekler mi, yoksa gazeteciliklerinden utanıp kenara mı çekilecekler..&lt;br /&gt;Bu kadar yeri yerinden oynatan bir istifayı dahi çözemeyenlerin adı "Gazeteci" olur mu?.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114864627819423932?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114864627819423932/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114864627819423932' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114864627819423932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114864627819423932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/ertugrul-ozkok-ve-gundem.html' title='ertugrul ozkok ve gundem'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114863249684227027</id><published>2006-05-26T01:34:00.000-07:00</published><updated>2006-05-26T01:34:56.853-07:00</updated><title type='text'>saran brothers</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/233723.jpg"&gt;http://www.ntvmsnbc.com/news/233723.jpg&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114863249684227027?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114863249684227027/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114863249684227027' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114863249684227027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114863249684227027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/05/saran-brothers.html' title='saran brothers'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114641004890782621</id><published>2006-04-30T08:12:00.000-07:00</published><updated>2006-04-30T08:14:08.916-07:00</updated><title type='text'>Medya - Rant</title><content type='html'>TURKİSH DAİLY NEWS GAZETESİNİN ORTAKLARINDAN İLNUR ÇEVİK GAZETESİNDE TALABANİ VE BARZANİ'Yİ ÖVDÜKÇE İHALE ÜZERİNE İHALE ALIYOR!İlnur Çevik gazetesinde Talabani ve Barzani'yi övdükçe ihale alıyor. K.lrak'taki ihalelerinin toplamı 109 milyon dolara ulaştı Amerikan Los Angeles Times gazetesi, Kuzey Irak'taki Kürt bölgesine yatırım yapan Türk şirketlerinin sayısının 341'i aştığını yazarak, bu durumun ikili ilişkileri güçlendireceğini ifade etti. Kuzey Irak'taki pastanın en kremalı dilimini alan kişi Turkish Daily News gazetesinin ortaklarından gazeteci İlnur Çevik oldu. Türk gazetecinin Çevikler adlı şirketinin, Süleymaniye Havaalanı ve Selahaddin Üniversitesi kampus inşaatı dahil aldığı ihalelerin bedeli 109 milyon doları buldu. Çevik 'başarısının' sırrını gazeteci sıfatıyla tanıştığı Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı Barzani ve Celal Talabani ile kurduğu sıkı bağlara borçlu olduğunu vurguladı. Çevik, gazeteye yaptığı açıklamayı şöyle sürdürdü:"Hain ilan edildim""Barzani ve Talabani ile editör olduğum dönemde tanıştım. Türk hükümeti ve Kürtler arasında aracı konumundaydım. Bu yüzden bazıları beni hain ilan etti, bazıları ise mali açıdan bizi yok etmeye kalktı... 2003 harekatından sonra ise Erbil'de Barzani ve Talabani'yle buluştum. Oturup konuştuk.. Benden Kürdistan'a güvenilir Türk yatırımcılar getirmemi istediler. Ben de ortaklıklar kurarak bunu yaptım." Los Angeles Times aracılığıyla Türk iş adamlarını Kuzey Irak'a yatırım yapmaya çağıran İlnur Çevik, kurucusu olduğu The New Anatolian gazetesinde dün yayınlanan köşe yazısında ise Türk hükümetine bir 'mesaj' gönderdi. Çevik "Neden Barzani'yi anlamaya çalışmıyoruz?" başlıklı makalesinde şu ifadeleri kullandı:"İstese müdahale eder" "Benim gibi Barzani'yi tanıyanlar, Ankara'nın Erbil'de iyi bir dostu olduğunu bilir. Barzani yönetimi Recep Tayyip Erdoğan hükümetini gönülden destekliyor. Barzani, yıllardır Ankara'nın kendisine saygı duymasını ve bir partner olarak görmesini talep ediyor. Buna rağmen bazı yüksek konumdaki kişiler, Barzani'yi PKK'ya karşı mücadelede kullanılan bir aşiret lideri gibi görüyor. Oysa bu kişiler Kürt liderlerin dünya standartlarında bir yönetim anlayışına sahip olduğu anlamıyor. Öte yandan Türk medyası Barzani'ye karşı kampanya başlattı. Basında Barzani'nin Güneydoğu'daki ayrılıkçı akımların yanında yer aldığına yönelik yorumlar çıkıyor.Eğer Iraklı Kürtler, Türkiye'nin içişlerine müdahale etmek istese bunu özellikle Güneydoğu'da yapabilirler. Ancak bu gündemlerinde yok çünkü, böyle bir durumun uzun vadede kendilerine zarar vereceğini biliyorlar. Peki biz neden bizle iyi dost olmak isteyen bir adamı düşman yapmaya çalışıyoruz? Iraklı Kürtler daha iyi bir gelecek istiyor ve bunun sadece Türkiye ile dost olurlarsa gerçekleşeceğinin farkındalar."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114641004890782621?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114641004890782621/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114641004890782621' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114641004890782621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114641004890782621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/medya-rant.html' title='Medya - Rant'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114579150988606386</id><published>2006-04-23T04:24:00.000-07:00</published><updated>2006-04-23T04:25:09.886-07:00</updated><title type='text'>Tas Yapı - Dogan Insaat</title><content type='html'>Tas Yapı hurriyet gazetesinde iki gun ust uste haberi cıktıktan sonra mecidiyekoydeki  insaatta d-yapı ile ortak mı oldu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114579150988606386?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114579150988606386/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114579150988606386' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114579150988606386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114579150988606386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/tas-yap-dogan-insaat.html' title='Tas Yapı - Dogan Insaat'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114579143691764509</id><published>2006-04-23T04:23:00.000-07:00</published><updated>2006-04-23T04:23:56.926-07:00</updated><title type='text'>Nemir Kirdar'in hikayesi</title><content type='html'>Kirdar Nemir A.&lt;br /&gt;Founder, President and Chief Executive Officer, Investcorp, United Kingdom&lt;br /&gt;Investcorp Acts as a principal and an intermediary in international investment transactions. It specializes in facilitating the flow of capital from individual and institutional clients in the Arabian Gulf into investments in the United states and Western Europe. Pursues a highly focused approach, specializing in four lines of business: corporate investment in North America and Western Europe, technology investment in North America and Western Europe, real estate investment in North America and global asset management. This range of alternative investment products are offered to institutional and individual clients in the Gulf states and internationally.&lt;br /&gt;Personal Profile: Graduate in Economics, College of the Pacific; MBA, Fordham Univ., NY; SMP, Harvard. Formerly with: Allied Bank Internat'l, covering South East Asia and Japan; 1974, joined Chase Manhattan Bank as Vice-President and 1986-81, posted to the Middle East. 1982, founded Investcorp and currently, President and Chief Executive Officer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114579143691764509?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114579143691764509/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114579143691764509' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114579143691764509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114579143691764509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/nemir-kirdarin-hikayesi.html' title='Nemir Kirdar&apos;in hikayesi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114573885672192951</id><published>2006-04-22T13:46:00.000-07:00</published><updated>2006-04-22T13:47:36.730-07:00</updated><title type='text'>Ordu - siyaset - yonetim - demokrasi - oligarşi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Akşam Yazarı Şakir Süter, Orgeneral Hilmi Özkök'ün Başbakan'ı ziyaretinde dile getirdiği iddia edilen istekleri yazdı. Bakın listedeki maddelerin hangileri yapıldı, ne kadarı yapılmadı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir haber ki, yazmayıp okuru haberdar etmesen için yanar, görevini yapmamış hissedersin kendini..Yazdın...'Yalan yazıyor' diyerek, haddini aşan 'sözcü-müsahhih' kimlikli insanların 'özel yalanlarını' içine sindirmek durumunda kalırsın.Arkadaş...Bu henüz bir 'haber' değil...Altı ısrarla çizilerek 'kulis notudur' diyelim.Doğru çıkmama ihtimali zayıf da olsa vardır ama doğruya fevkalade yakındır.Bekletilmeye gelmez, hem çürür, hem de yarına bırakılırsa ahaliye hiçbir yararı olmaz.Alınan bilginin 'doğrulanma' ihtimali en azından bu aşamada imkansızdır.Sadede ve 'henüz haber formatına sokulamamış kulis notlarına' geçelim.........Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 'Şemdinli İddianamesi'nin yayınlanmasının ardından, 6 Mart 2006 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı makamında ziyaret eder.Daha önce bu sütunda bir bölümünü yazdığımız gibi...Özkök Paşa; Kuvvet ve ordu komutanları ile birlikte, 22 orgeneralin isteği üzerine, Başbakan Erdoğan'a 'bazı hususları iletmek üzere' ziyarete gider.Ordu içinde hava son derece gergindir.Özkök Paşa'nın, Başbakan'a yazılı değil, şifahi olarak ilettiği iddia edilen 'hususlar' şunlardır:1- İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun derhal görevden alınmalı. (Alındı.)2- Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya atılmalı. (Atıldı.)3- Şemdinli Raporu, bir hukuk metni gibi yeniden ele alınmalı. (Ele alınıp değiştirildi.)4- Terörle Mücadele Yasası derhal çıkarılmalı. (Çıkarılıyor.)5- Meclis Şemdinli Komisyonu Başkanı Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu ile Diyarbakır AKP Milletvekili Cavit Torun, partinizden ihraç edilmelidir.6- Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga görevlerinden alınmalıdır.7- Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik azledilmelidir.......Siz isterseniz yukarıda kaleme aldığımız 'iddiaya' bir tür 'Sözlü Muhtıra' da diyebilirsiniz ama...'Yalan' demek için sakın acele etmeyin!Biraz daha sabredin!'7 Madde'den oluşan hususların' dördünün hükümet tarafından yerine getirildiğini gözardı etmeyin.Geriye kaldı 'Üç Husus...'Eğer Başbakan Tayyip Erdoğan, bu 'Üç Husus'u da yerine getirirse..Yani iki milletvekilini ihraç eder...İki müsteşarının görevine son verip...İki bakanını da azlederse...Seçimler zamanında (2007/Kasım) yapılacak demektir.Yok hayır...Ordunun işaret ettiği 'hususlardan' geriye kalan 'Üç hususu' yerine getirmezse...Bilesiniz ki...Önümüzde bir 'baskın seçim' var demektir!.......Bazı ek bilgiler de verelim.Etkin bir dini cemaatin rüzgarının hissettirildiği gazetelerden birinde 'Baskın Seçim' başlıklı bir yazı, AKP kurmaylarınca 'Hükümete okyanus ötesi iyiniyetli uyarı' olarak algılandı!- Acele seçime git, yoksa hep birlikte başımız çok ağrıyacak!Yine birileri şu günlerde 'İkinci 28 Şubat' sözlerini sıkça etmeye başladı; duydunuz mu?!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114573885672192951?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114573885672192951/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114573885672192951' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114573885672192951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114573885672192951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/ordu-siyaset-yonetim-demokrasi-oligari.html' title='Ordu - siyaset - yonetim - demokrasi - oligarşi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114566470600627970</id><published>2006-04-21T17:10:00.000-07:00</published><updated>2006-04-21T17:11:46.013-07:00</updated><title type='text'>kuresellesmeyi elestirebilmek</title><content type='html'>Gorunmez elin ekonomileri duzgun yoneticegi tezine alternatif bir bakıs acısı: &lt;a href="http://www.gonewiththeworld.com/"&gt;http://www.gonewiththeworld.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114566470600627970?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114566470600627970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114566470600627970' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114566470600627970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114566470600627970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/kuresellesmeyi-elestirebilmek.html' title='kuresellesmeyi elestirebilmek'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552805502129164</id><published>2006-04-20T03:13:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:14:15.023-07:00</updated><title type='text'>Vicdanınız sızlamıyor mu?</title><content type='html'>Rant hırsı’ kıyılarımızda!&lt;br /&gt;Kıyılarla ilgili kanun taslağı tartışma konusu oldu. Koylarda başlatılan tahsislere tepki gösteren pek çok sivil toplum örgütü, ‘karşı kampanya’ başlattı.&lt;br /&gt;NTV-MSNBC&lt;br /&gt;Güncelleme: 17:30 TSİ 31 Mart 2006 Cuma&lt;br /&gt;İSTANBUL - Hükümet tarafından hazırlanan kanun taslağına tepki gösteren sivil toplum örgütlerinden biri de Mimarlar Odası.&lt;br /&gt;reklam&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/ads/adredir.asp?ciid=10197&amp;crid=10208&amp;amp;url=http://www.cnbce.com/dizi.asp?ID=45" target="_top"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/ads/adredir.asp?ciid=10032&amp;crid=10043&amp;amp;url=http://www.ntvmsnbc.com/news/345831.asp" target="_top"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;--&gt;&lt;br /&gt;Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu tarafından yayımlanan açıklama şöyle:Kıyı Yasasında Değişiklik Taslağı, ülkeyi 40 yıl geri götürüyor; kıyılarımızdaki tüm hukuksal ve kamusal haklar tehlikede…Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan KIYI YASASINDA DEĞİŞİKLİK TASLAĞI, her tarafı denizlerle çevrili ülkemizdeki kıyı politikasının, bu zenginliğin korunması yerine “tahrip ederek kullanılması” yönünde devam ettiğini gösteriyor. Kıyılarımız için bugüne kadar, örneğin “deniz taşımacılığının yaygınlaşması”; “balıkçılığın teşviki ve düzenlenmesi”; “kentlerde deniz yaşamı ve kültürü; “plajların geliştirilmesi”; “rekreasyon amaçlı kullanımlar” vb. gibi işlevler için yeni yasalar gündeme bile gelmezken, yıllardır hep “ilave imar hakları”nı içeren düzenlemelerin yapılması, egemen siyasetin kıyılarımıza bakışında sadece “imar rantı hırsı”nın öncelik taşıdığını açıkça kanıtlıyor…Nitekim, kıyılarımızın toplum ve turizm konukları tarafından eşit koşullarda ve herkese açık konumda korunarak kullanılmasını hedefleyen Anayasal ilkelere aykırı bu yasal düzenleme geleneği, son tasarıda da sürdürülüyor. Üstelik bu kez, geçmişten kalan, uygunsuz ve çağdaş kıyı hukukuna aykırı yapılaşmaları bile “yeni ve benzer yapılaşmalara” yasal dayanak tutulmak üzere…Şöyle ki;1-KIYILAR ve HATTA DENİZ; “İMAR ARSASI” YAPILIYOR: Kıyı hukukumuzun temel ilkesi, deniz kenarında ancak “iskele”, “balıkçı barınağı”, “plaj” vb. gibi, işlevi gereği kıyıda yer almaları zorunlu tesislerin yapılabileceğidir. Bunlar dışında sadece park ve dinlence alanları düzenlenebilir… Tasarıda ise yasanın bu en önemli kuralı değiştirilerek, yine öteden beri kesin imar yasağı getirilen dolgu alanları; hatta “su alanı” bile, kıyıda bulunmaları asla zorunlu olmayan yapılaşma arsalarına dönüştürülmektedir.2- KIYI DOLGULARI ÖZENDİRİLİYOR:Bu yaklaşım, deniz kenarının tümüyle ve “uygunsuz yapılaşmayla işgali”ni getireceği gibi, esasen ekolojik açıdan da sakıncalı olan ve zorunlu olmadıkça kesinlikle başvurulmaması gereken “kıyı dolgularını” daha da özendirecek, yatırımlar için uygun olmayan ya da yer bulunamayan kıyılarda, “rant ve spekülatif amaçlı yeni dolgu alanları yaratılması”nı teşvik edecektir…3- OTELLER “DENİZE” BİLE YAPILACAK: Aynı anlayışın tasarıda “doruğa çıkan” rant hırsı ise “kruvaziyer limanları” (yolcu gemileri) ile bağlantılı “ticari yapılar”la birlikte (çarşılar, ofisler), “konaklama tesisleri”nin bile kıyı kuşaklarında gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Yani, topluma açık ve herkesin özgürce kullanımına ayrılması Anayasal kural olan deniz kenarları, “liman tesisi” gerekçesi altında turistik tesislerle işgal edilebilecektir. Dahası bu oteller “su alanında”, yani denizin üstünde bile yükselebilecektir.4- YATIRIMCIYA, “TAPULU ARAZİLERE EL KOYMA” DESTEĞİYine yıllardır hemen hiçbir ranta dönük kıyı yasası düzenlemesinde “akla bile gelmeyen” en vahim kurallardan biri de “özel mülkiyetteki kıyı arazilerinin yatırımcıdan alınacak paralarla kamulaştırılıp, sonra da aynı yatırımcıya tahsisi”dir. Kıyılardaki özel arazilerini satmayan ya da kendisi değerlendirmek isteyen vatandaşlarımızı “yatırımcı çıkarları adına devlet aracılığıyla cezalandırmak” anlamına gelen bu kuralın nasıl bir hukuk devleti anlayışıyla tasarıya yansıdığını tanımlamakta bile güçlük çekmekteyiz. 5- 40 YIL GERİYE GİDİLECEK:İşte böylesine bir “devlet” anlayışına sahip olanlarca kaleme alınan tasarının, kıyı düzeninde ülkeyi 40 yıl geriye götürecek önermesi ise “kıyıya imar yaklaşma sınırlarının eskiden kalma yapılar esas alınarak” belirlenmesi…Oysa, söz konusu eski yapılar, vaktiyle ve o dönemin yasalarına göre izinli uygulamalar olsalar bile, kıyı yaklaşma sınırlarını 50. ve 100 m. ye çıkartan çağdaş düzenlemelerde bunların “tekrar edilmemesi” esas alınmıştı. Tasarı ise bu kuralı kaldırırken, “çağdışı kalmış” uygulamaları temel alan bir kıyı düzenini, “40 yıl geriye gidilerek” Türkiye’ye yeniden getirmek niyetindedir. 6-İMAR PLANLARINI BİLE YATIRIMCI YAPACAKBütün bu talana ve tahribata dönük uygulamalar, hiç değilse “çevreye ve topluma karşı sorumlu mimarlık ve şehircilik kuralları”yla bir ölçüde bile olsa önlenebilecekken; tasarı bu olanağı bile yok ediyor. Öngörülen talan kurallarını esas alacak imar planlarının yapımını da “girişimcilere” bırakarak, kamusal ve mesleki denetimin gerçekleşmemesini sağlıyor…7- YEREL YÖNETİMLER DEVRE DIŞINDA;Tasarının, çağdaş çevre ve imar anlayışının temel kuralı olan “yerel ve demokratik karar hakları”nı da yok etmesi; tüm kıyılarda bu kanuna göre başlayacak yağma uygulamaları için belediyelerin, il özel idarelerinin ve diğer ilgili kurumların denetim, müdahale ve engelleme olanaklarını geçersiz kılması; bunu sağlamak için de tüm kıyılarda tek söz ve karar sahibinin “merkezi hükümet” olması; ülkedeki tüm değerlerin “engelsiz pazarlanması” politikalarında hangi düzeylere gelindiğinin de açık göstergesi… SONUÇ OLARAK; Mimarlar Odası da diğer duyarlı kurum ve kuruluşların bu tasarıya tepkilerine katılmakta ve kamu yararı ile ulusal hak ve çıkarlarımızı savunan tüm kurumlarla birlikte herkesi, tasarının yasalaşmaması yönünde etkin tutum almaya davet etmektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/367384.asp"&gt;http://www.ntvmsnbc.com/news/367384.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552805502129164?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552805502129164/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552805502129164' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552805502129164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552805502129164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/vicdannz-szlamyor-mu.html' title='Vicdanınız sızlamıyor mu?'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552799352960459</id><published>2006-04-20T03:12:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:13:13.530-07:00</updated><title type='text'>Medyanın icyuzu</title><content type='html'>Rusvet aracı olarak reklam. Sus payı olarak reklam. Tehdit aracı olarak reklam.&lt;br /&gt;-----&lt;br /&gt;MEHMET ALİ ILICAK TÜRKİYE İŞ BANKASI DAVASI'NDAN BERAAT ETTİMehmet Ali Ilıcak, “Türkiye İş Bankası'nı çıkar sağlamak için tehdit ettiği” iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti. İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz sanık Ilıcak katılmadı. Taraf avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada tanık olarak dinlenen Elif Yetkin, İş Bankası'nda Genel Müdür Sekreteri olarak görev yaptığını belirterek, Mehmet Ali Ilıcak'ın 2004 yılı Mart ayında telefonla arayarak Genel Müdür Ersin Özince ile görüşmek istediğini söyledi.Kendisinin Özince'nin toplantıda olduğunu belirttiğini anlatan Yetkin, bunun üzerine Ilıcak'ın “uzun zamandır bankadan reklam almak için görüşmeye çalıştıklarını, Genel Müdür Özince'den cevap alamamaları durumunda tavırlarının farklı olacağını” söylediğini öne sürdü. Esas hakkındaki görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, “sanık hakkında mahkumiyetine yeterli kesin, açık, inandırıcı delil ve emare elde edilemediği” gerekçesiyle beraatına karar verilmesini istedi. Hakim de, “suçun unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle Mehmet Ali Ilıcak'ın beraatına karar verdi.İDDİANAMEDEN İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, müşteki Türkiye İş Bankası'nın bazı gazete ve yayın organlarına reklam vermek için bütçe ayırdığı, Mehmet Ali Ilıcak'ın imtiyaz sahibi olduğu Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi'nin de reklam almak istediği, ancak banka tarafından şimdilik bu gazeteye reklam verilmesinin düşünülmediğinin bildirildiği anlatılıyordu. Bunun üzerine Ilıcak'ın, 15 Mart 2004 tarihinde Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince ile telefonla görüşmek istediği, Özince'nin yoğun olması nedeniyle sekreter Elif Yetkin ile konuştuğu belirtilen iddianamede, bu görüşme sırasında Ilıcak'ın, tehditkar bir tavırla ”eğer reklam kampanyasında yer almayacaklarsa banka ile ilişkilerini farklı bir çizgide götüreceklerini, farklı bir tavır takip edeceklerini” söylediği kaydediliyordu. İddianamede, eyleminin “çıkar sağlamak için tehdit etmek” suçunu oluşturduğu bildirilen Ilıcak'ın, 1 ile 3 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a class="fixed" href="http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=17396" target="_blank"&gt;http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=17396&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552799352960459?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552799352960459/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552799352960459' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552799352960459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552799352960459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/medyann-icyuzu.html' title='Medyanın icyuzu'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552791626654084</id><published>2006-04-20T03:10:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:11:56.266-07:00</updated><title type='text'>Cifte standartın bu kadarı...</title><content type='html'>Turban hakkında ozgurluk diyenler kupeye takarlarsa !!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Küpeli'nin zoruna bak'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AP üyesi Cem Özdemir’den Erivan ağzı: Türkiye’de Ermeni anıtı dikilmeli&lt;br /&gt;ORHAN Pamuk’un ardından Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Üyesi Cem Özdemir de bir garip konuşma yaptı. Özdemir, Türkiye’nin tarihi ile yüzleşmesi gerektiğini belirterek “Türkiye’de yakınlarını yitirmiş Ermeniler’in de üzüntülerini ifade eden bir anıt olmalı” dedi. Özdemir, ABHaber’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin “soykırım”ı tanımasının Kopenhag kriterlerinin arasında yer almadığını ancak müzakere sürecinde Türkiye’in kendi tarihi ile yüzleşmesi gerekeceğini söyledi. 6-7 Eylül olaylarının Türkiye’de on sene içinde tarih kitaplarına gireceğini ifade eden Özdemir, “Bunlar utanç verici olaylar. Tüm bu olaylar Türkiye’deki çocuklar tarafından bilinmeli. Ermeni konusu için de aynısı geçerli” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.tercuman.com/v1/haber.asp?id=22596&amp;baslik="&gt;http://www.tercuman.com/v1/haber.asp?id=22596&amp;amp;baslik='K%C3%BCpeli'nin%20zoruna&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552791626654084?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552791626654084/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552791626654084' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552791626654084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552791626654084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/cifte-standartn-bu-kadar.html' title='Cifte standartın bu kadarı...'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552780346767267</id><published>2006-04-20T03:09:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:10:03.473-07:00</updated><title type='text'>Medya ve zenginlik</title><content type='html'>Doğan'ı neden Midas'a benzetti?&lt;br /&gt;Yenişafak gazetesi yazarı Taha Kıvanç, Doğan Holding'in patronu Aydın Doğan'ı Frigya Kralı Midas'la karşılaştırdı ve ikili arasındaki ortak benzerliği bugün köşesine taşıdı.&lt;br /&gt;22 Mart 2006 11:42&lt;br /&gt;Yazı boyutunu büyütmek için         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenişafak gazetesinden Taha Kıvanç'ın yazısı&lt;br /&gt;Kral Midas&lt;br /&gt;Anadolulu bir kral olan Midas'a Yunan mitolojisinde atfedilen özelliği herhalde bilirsiniz: Neye dokunursa altın olur... Ne müthiş bir güçtür o. Türk medyasının en büyük patronu Aydın Doğan da Kral Midas ile aynı özelliğe sahip: O da bu dönemde neye dokunsa altın oluyor... Son örneği burada yazmıştım: Sadece beş ay önce yüzde 44 hissesini 600 küsur milyon dolara satın aldığı Petrol Ofisi'nin yüzde 34 hissesini 1 milyar doların üzerinde bir bedelle Avusturyalı bir şirkete sattı Aydın Bey... OMV şirketinin hisse değeri bu pahalı alış yüzünden düştü; Avusturya Borsası Petrol Ofisi'ne ödenen bedeli yüksek bulmuş... Buna karşılık, Doğan Holding'in borsa değeri bir çırpıda arttı. Ne güzel değil mi? Aydın Doğan Benzer bir güzellik Dışbank'ın satışında da yaşanmıştı. Bir ara alıcı bulunamıyordu Türk bankalarına ve Dışbank da kapanın elinde kalacağı görüntüsünü veriyordu. Sahibi Aydın Doğan o duruma ne kadar üzülüyorsa, emin olabilirsiniz, ülkemizin bir bankası üç otuz paraya gidecek diye benim de içim içimi yiyordu. Neyse, Türkiye'nin artan itibarı sayesinde banka değerleri tavan yaptı ve Dışbank da Fortis Bank haline dönüşeceği bir satışa konu oldu. 1 milyar 200 milyon dolara hem de... Benim böyle bir durumda ağzımdan derhal çıkan "Maşallah, maşallah" sözcükleridir. Gerçekten maşallah. Kral Midas'ın gıpta duyacağı bir durum söz konusu... Dışbank Fortis'e satıldığında eline geçen parayı Aydın Doğan'ın ne yapacağını ben de merak ediyordum. Aydın Bey her iyi aile babası ne yaparsa onu yaptı ve hisselerini eşi ile dört çocuğu arasında paylaştırdığı bir mülk satın aldı: İstanbul Hilton Oteli... İstanbul Hilton halen aynı isimle hizmet veren en eski Hilton oteli bugün. Türkiye'nin de en eski beş yıldızlı oteli İstanbul Hilton. Tam 50 yıldır kapılarını yerli ve yabancı misafirlere açık tutuyor. Birkaç kez ben de kaldığım için biliyorum; müthiş manzarası Hilton'u tercih eden müşterilerin gözlerini kamaştırıyor... Aydın Doğan 255 milyon dolar ödeyerek Hilton'u satın aldı. İstanbul'un en mutena semtinde 68 bin metrekarelik bir saha üzerine kurulu otel için ödenen bedel yine de az sayılmaz. Yatırım danışmanları her yıl en fazla 2 milyon dolar kâr getiren bir otele ödenen parayı yüksek bile bulmuşlardı. Bir yatırım danışmanı, "Tabii, otel olarak tutmak yerine, o değerli arsayı başka amaçla kullanmayı tercih etmezlerse" demişti bana. Kast ettiği, şimdilerde İstanbul'da biraz parası olanların ilgi gösterdiği 'rezidans' türü akıllı konutlardı. "O arsayı konuta döndürdüğünde koyduğu paranın dört katını çıkarır" demişti aynı uzman... Partisine yönelik medya saldırılarına cevap verirken, Başbakan Tayyip Erdoğan, "Bizden beklentileri var da ondan" gibi bir cümle sarf etmişti de, bazıları, o cümleyle Hilton Oteli'nin rezidansa çevrilmesi projesi arasında irtibat kurmaya kalkışmıştı. Çünkü, otelin yıkılması ve arsanın başka amaçla kullanılmak istenmesi, ancak belediyenin izniyle gerçekleşebiliyor... Karamehmet Mehmet Emin Karamehmet'in patronu olduğu Tercüman gazetesi Hilton'un üzerinde bulunduğu arsanın farklı bir amaçla kullanılacağını haberleştirdi. Habere göre, arsanın üzerine büyük bir çarşı, bir alış-veriş merkezi kurmayı düşünüyormuş Aydın Bey... 200 bin metrekare kapalı alana sahip olacakmış dev alış-veriş merkezi. Şehrin göbeğindeki çarşının şakır şakır para kesmesi bekleniyormuş... Aydın Doğan'ın, tıpkı Kral Midas gibi, her dokunduğunu altın yapan şanslı biri olduğuna Tercüman'ı çıkartanlar da inanıyor olmalı... Haberi yazan Orhan Pala, Doğan Grubu'na "Doğru mu?" diye sormuş, sonrasını şöyle aktarıyor: "Gazetemizin konuyla ilgili sorularını cevapsız bırakan Doğan Holding yöneticileri, sadece Hilton'u Doğan Aile'sinin satın aldığını ve yatırımı ve oradaki arsayla ilgili tasarruflara da aile fertlerinin karar vereceğini söylemekle yetindiler..." Size garip gelebilir, ama Aydın Bey'in Hilton'u alış-veriş merkezi yapmayı düşüneceğini sanmıyorum ben. İki sebepten: Daha mâkul ve daha kârlı olan rezidans projesidir; ayrıca, Taksim'e çok yakın bir yere trafiği daha da arap saçı haline getirecek kocaman bir çarşı yapılmasına hiçbir belediye geçit veremez... Tarihî sayılabilecek bir önemde, İstanbul'un gözbebeği sayılabilecek mutena bir yerdeki Hilton Oteli'nin yıkılıp yerine sıra sıra konutlar yapılmasına belediye izin verir mi? Bir dostum, "Normal durumda vermez, ama Türkiye anormal durumlara o kadar kolayından giriyor ki... Meselâ seçime beş kala..." deyiverdi. Böyle bir yola tevessül eder mi Aydın Bey, sanmam... Kimsenin parasında gözüm yok. Aydın Doğan'ın her tuttuğunun altın olması, ne yalan söyleyeyim, benim göğsümü kabartıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=145375"&gt;http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=145375&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552780346767267?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552780346767267/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552780346767267' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552780346767267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552780346767267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/medya-ve-zenginlik.html' title='Medya ve zenginlik'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552751752562342</id><published>2006-04-20T03:02:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:05:17.530-07:00</updated><title type='text'>Kapkacın ic yuzu</title><content type='html'>Üç noktalı dövme Puma spor pabuç Altın zincir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülden AYDIN&lt;br /&gt;Büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da kapkaçın önlenemeyen yükselişi, her olay olduğunda yeniden gündeme geliyor. Peki kim bu kapkaç, nereden geliyor, nasıl yaşayıp nasıl çalışıyor? Bir kapkaç çetesine girmek için hangi aşamalardan geçmek gerekiyor?&lt;br /&gt;Çete kanunu, hiyerarşisi nasıl işliyor? Asayişten Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Tayfur Erdal Ceren ile kapkaççı operasyonlarına katılan Asayiş ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi polislerinin verdiği bilgilere, Emniyet’in elindeki verilere bakarak bu soruların cevabını bulmaya çalıştık.İstanbul’daki kapkaççıların üçte ikisi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan geliyor. Yaşları 15-17 arasında değişiyor. İlkokul mezunu ya da ortaokuldan terk. Köyündeki ailesi işsiz, yoksul ve eğitimsiz. Çocuğunun İstanbul’da normal bir işte çalıştığını sanıyor. Memleketinden ‘büyük kente gidip kapkaç çetesine gireceğim’ diye gelen çok az. Ama şehre geldiklerinde kapkaççı hemşeri ya da akrabaları bağlantı kuruyor ve bu yolla çetenin eline düşüyor. Çeteler, 18 yaşından küçükleri tercih ediyor. Çünkü yakalandıklarında mahkemece serbest bırakılıyorlar. Emniyet çocukları ailelelerine teslim etse de tekrar kapkaça dönüyorlar. Aralarında çok az kız çocuğu var.Meslek inceliklerini kıdemliler öğretiyor. Bir haftalık eğitimle kapkaç nasıl yapılır, hızlı davranma, mağduru etkisiz hale getirme, kaçma yolları, kapkaça uygun cadde ve sokaklar öğretiliyor.Sanılanın aksine tiner kullanmıyorlar ama ‘işe’ çıkmadan önce Dolapdere ve Tarlabaşı’nda yasadışı yollarla satılan yeşil reçeteli haplardan alıyorlar. Çete mensubu kapkaççı, eğlenmek için türküevine gidiyor. Kendi aralarında bol bol kumar oynuyorlar. Şık giyinmek için Puma marka spor ayakkabı yetiyor. Güneydoğu kökenli ise mutlaka altın zincir alıyor. Gömlek düğmelerini açmayı seviyor. Bekar odalarında yaşıyor. 2 odalı izbe bir evde 15-20 kişi barınıyorlar. Duvarlarda Yılmaz Güney, Ahmet Kaya, Doğuş ve bazen de Che Guavera’nın posterleri asılı. Ama siyasi olay ve fikirlere ilgi duymuyor. Çaldığı parayı biriktirip yatırım yapmak gibi mefhumu yok. Gelecekten tamamen umutsuz. Üç noktalı (görmedim, duymadım, bilmiyorum) dövme yaptırmak kapkaççılar arasında moda. Sıradan kapkaççı ile elebaşı arasındaki ortak özellik ikisinin de vücutlarındaki jilet izleri. ‘Psikopatım’ mesajı vererek karşısındakini korkutmak için kendilerini jiletliyorlar.Nereden geliyorlarDiyarbakırBingölSiirtMuşMardinBingölAdıyamanMalatyaÇETE NASIL ÇALIŞIYOR?n DAYANIŞMA Grup içi ilişkide ‘Hırsızsın, sabıkan var. Geleceğin bu işte. Memleketinde kalsaydın şimdi dağa çıkmıştın’ inancı telkin ediliyor. Çete elemanı dışlanmaktan korkuyor, çünkü kendi grubundan bağımsız ‘iş’ yapması imkansız. Tüm kapkaççılarda çıkar birliği ve kár-zarar psikolojisi hakim. Çete Anayasası’nın birinci maddesi mutlak itaat. Ödülü ise para getiremediği günlerde karnının doyurulması, hapse girdiğinde bakımının üstlenilmesi. Aralarındaki dayanışma çok güçlü. ‘Bugün bana, yarın sana’ sözleşmesine herkes uyuyor. Hapse girenin her türlü masrafı mutlaka karşılanıyor. n SİLAH ZORUYLA TRANSFER İstanbul’un birçok semti çeteler arasında paylaşıldığından hiçbir kapkaççı, başka çetenin semtinde icraatta bulunmuyor. Kapkaç şebekeleri ‘kaliteli’ yani gözükara, bacağı sağlam ve iyi kaçan eleman transfer ediyor. Ancak bu transferin ücreti yok. Silah zoru ve tehditle bir başka çeteden kapkaççı alınıyor.n SIKI BİR HİYERARŞİ Çete lideri kapkaççıya, o gün çalıp getirdiği miktar üzerinden para veriyor. Polis operasyonuna karşı geliştirdikleri tedbir uyarınca sıradan eleman, en tepedeki yöneticiyi tanımıyor, en çok iki kademe üstündekini biliyor. Örgüt hiyerarşisinde aşağıya doğru inildikçe elemanın fiili suçları artıyor. Yükseldikçe fiili suçları bırakıyor. Lider, işleri büyüttükçe, silaha sadece namının hiçe sayıldığı durumlarda başvuruyor. Örgüt; en tepede lider, altında kurmayları ve en altta elemanlardan oluşuyor. Liderin sahiplenmesi ne kadar fazlaysa sadakat o kadar fazla oluyor. Deli Fırat’ın yarış atları vardı koruması bir polisti Akın Şimşek, Rus sevgilisine milyarlar harcadıİstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, 4422 Sayılı Organize Suçlarla Mücadele Yasası uyarınca iki büyük kapkaç çetesine operasyon düzenledi. Fatih Küçük Pazar ve Aksaray’da faaliyet gösteren Siirtli Naci Yılmaz ve 300 elemanı 6 Kasım 2003’te, Beyoğlu’nda kapkaç terörü estiren çetenin lideri Fırat Delibaş (lakabı Deli Fırat) ve 150 adamı da 28 Ekim 2003’te yakalandı. Delibaş ve Yılmaz, şimdi Kandıra F Tipi Cezaevi’nde yatıyor. Delibaş’ın 41, Yılmaz’ın 38 adamı çeşitli hapis cezalarına mahkum edildi.Deli Fırat, 1971 Diyarbakır-Hazro doğumlu. On yıl önce Aksaray’da sıradan bir hırsızdı, Aksaray Karakolu’na sık sık düşerdi. Zamanla Güneydoğu’dan 300 civarında çocuk getirerek kapkaç örgütünün kurucusu ve lideri oldu. Yasal yollara değil, Delibaş’a başvuranların sayısı arttı. Evlenen ya da işleri kötü giden esnafa maddi yardım ve arabuluculuk yapmaya başladı. Robin Hood rolünü iyice benimsedi. At yarışlarına olan tutkusu arttı, yarış atı satın aldı. Deli Fırat zenginleştikçe İstanbul gecelerinde boy gösterdi, sahnelerin tanınmış yüzleriyle dostluk kurdu. Bir yanda legal görünen bir hayat sürerken kurduğu yankesicilik, evden hırsızlık, kapkaç, kasa hırsızlığı ekipleri Beyoğlu civarında son sürat işe çıkıyordu. Polis operasyonunda ‘askeri kanat’ kurduğu da ortaya çıktı. Kapkaç çetesi yöneticilerinin servetleri hakkında kesin rakam yok. Ancak polis ve adliye kayıtlarına geçen bazı ifadeler, ipucu niteliğinde. Hepsi bonkör ve gece kulüplerinde büyük paralar harcıyor. Rus sevgili, tercih sebebi. Kapkaç çetesi lideri Akın Şimşek yakalandığında Rus sevgilisine 900 milyar lira harcadığı da ortaya çıktı. Fırat Delibaş Çetesi mensubu olmaktan yargılanan M. Şerif Güren ise Delibaş’ın 300 bin dolara Talimhane’de 14 dükkanlı pasaj satın almak için anlaştığını anlattı. Delibaş, yakalandığı günlerde müzik dünyasına girme hazırlığındaydı. Bestecisi de daha sonra kendisine yataklık etmek suçundan hapis yatan Cengiz İmren’di. Evinde ve Beyoğlu’nda ortağı olduğu barda, türkü kayıtları da ele geçti. Delibaş’ın yakın koruması ise açığa alınan bir polis memuru çıktı. Devlet lakaplı polis Efraim Yücel aracılığıyla rüşvet verdiği beş polis memuru da adliyeye sevk edildi.TAYFUR ERDAL CEREN (Asayişten Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı)İhbar mekanizması çalışmalı, insanlar tanıklık yapmalıBazı önlemler alıyoruz. Devlet Demiryolları kamera sistemleri kuracak. Polis memurlarının trende ücretsiz yolculuk yapması için karar alınacak. Ayrıca Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) ile İstanbul’un değişik noktalarını 500 kamerayla denetleyeceğiz. Özel sigortanın yaygınlaşması da kapkaç ve gaspın azalmasında etkili rol oynayacak. Suçu kolaylaştıran karanlık sokakları aydınlatma görevi de belediyelere düşüyor.Vatandaş duyarlı olsun, ihbar mekanizması çalışsın, tanıklık yapsın. Avustralya Sydney’de tanık olduğum bir gasp olayını örnek göstereyim: Sokakta yürüyen 16 yaşındaki kız çocuğunun bıçakla 20 doları gasp ediliyor. Çocuk ağlayarak gidiyor. 75-80 yaşlarında bir kadın yanına yaklaşıp nereye gittiğini soruyor. Kız çocuğu, ‘eve’ diyor. ‘Başına ne geldiğini gördüm. Eve gitmiyorsun. İkimiz birlikte karakola gidiyoruz. Tanıklık yapacağım.’ Kızı ikna ediyor. Karakolda albümlerdeki fotoğraflardan gaspçıyı teşhis edip yakalanmasını sağlıyorlar. Keşke bizde de böyle olsa.Kapkaç mı, gasp mı?Kapkaç iki türlü yapılıyor. Birincisi, otomobilden uzanarak ya da yaya olarak yürümekte olan birinin çantasını almak. Her şey çok hızlı olup bittiğinden sanığın teşhis edilmesi güç oluyor. Kapkaç, zor kullanma ve mağdurun yaralanması durumunda gasp haline dönüşüyor. Kapkaççılar kısa süre öncesine kadar TCK’nın 313. Maddesi’ne göre yani ‘Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmaktan’ altı aydan bir yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyorlardı. Altı ayı aşmayan cezalar paraya çevrildiğinden kapkaççı serbest kalıyordu. Kapkaç çetelerinin fütursuzca cinayet işlemesi, kamuoyunun tepkisi savcıları da harekete geçirdi. Yakalanan kapkaççılar, 313. Madde yerine 4422 Sayılı Kanun’a göre yargılanıyor. Yani, organize suç işledikleri için 20 yıldan başlayan ceza istemiyle haklarında dava açılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~227@nvid~502455,00.asp"&gt;http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~227@nvid~502455,00.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552751752562342?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552751752562342/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552751752562342' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552751752562342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552751752562342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/kapkacn-ic-yuzu.html' title='Kapkacın ic yuzu'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552736095122323</id><published>2006-04-20T02:53:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T03:02:40.953-07:00</updated><title type='text'>Belediyeler cok iyi bilir: "fabrikalar doyurdu" kavramını</title><content type='html'>Belediyelerin fabrikalardan rusvet alıp, kanunsuzluga goz yummaları bilinen bir seydir. Heralde belediye baskanı alıskanlıktan olsa bu sefer karsı tarafı  bakın nasıl rusvetle sucluyor&lt;br /&gt;-------------&lt;br /&gt;STAR'DA YAYINLANAN OBJEKTİF PROGRAMININ YAPIMCISI VE SUNUCUSU KADİR ÇELİK DİLOVASI BELEDİYE BAŞKANI TARAFINDAN MAKAMINDA TOKATLANDIStar TV'de ekrana gelecek "Objektif"te çirkin ama çirkin olduğu kadar da "önemli" bir olay ekrana taşınıyor. Kadir Çelik belediye başkanı tarafından neden tokatlandı! Vatan Gazetesi Televizyon eleştirmeni bu soruya yanıt veriyor: Bu akşam Star TV'de ekrana gelecek "Objektif"te çirkin ama çirkin olduğu kadar da "önemli" bir olaya şahit olacaksınız. "Objektif" programının başarılı yapımcı ve sunucusu Kadir Çelik'in, haber araştırması yapmak üzere gittiği Dilovası'nda Belediye Başkanı Musa Kahraman tarafından yüzüne tükurülüp, tokatlandığı sahne bize çok şeyler anlatacak. Çelik ve ekibi üç hafta önce sanayi atıkları nedeniyle insanların hayatının tehlikede olduğunu iddia ederek Dilovası'nda röportajlar yapmış ve bunları yayınlamıştı. "Objektif" ekibi geçen pazartesi günü de Dilovası çöplüğünde bulunan insan sağlığına zararlı atıkları "Dilovası Kanser Yuvası" başlığıyla ekranlara taşımıştı. Ekip, son durumu inceleyip, araştırmak üzere yeniden bölgeye gitti. Ancak Belediye Başkanı Musa Kahraman'ın sitemiyle karşılaştı. Başkan, "Siz gelmeyince burada söylentiler çıktı. Objektif'i fabrikalar doyurdu, onun için gelmediler diye konuşuyorlar" sözleriyle Çelik ve ekibini karşıladı. Kadir Çelik ise "İşte geldik, buradayız. Bunu nasıl söylersiniz? Biz sizin beldenizdeki insanların sağlığını korumak için buradayız" diye karşılık verdi. Bu beklenmedik karşılama nedeniyle çekimleri yapmaktan vazgeçen ekip, geri dönerken Kadir Çelik tokalaşmak üzere Başkan Kahraman'a elini uzattı. Ancak Başkan buna tükürük ve tokat ile karşılık verdi.Bütün bu görüntüler bu akşam 23.40'da Star TV'de yayınlanacak "Objektif" programında ekrana gelecek.Bu arada "İyi ki televizyon habercileri var" diye düşünüyorum. Bu hafta yine "fazla mesai" yaptılar. "Haber Özel"ciler Tuzla'daki zehirli varilleri ve Çavuşbaşı'nda yasadışı yollarla itlaf edilen köpeklerin toplu mezarlarını ortaya çıkarttılar. "Deşifre"ciler yurtlarda taciz, tecavüz ve baskılardan yılıp kaçan ve fuhuş mafyasının eline düşen kızları kurtardılar. "Arena"cılar tapu dairelerinde yaşandığı iddia edilen yolsuzluk ve rüşvet olaylarını gizli kamera ile görüntülediler. "Objektif "çiler Dilovası'nda halkın sağlığının nasıl tehdit edildiğini, çöplükten nasıl zehir fışkırdığını belgelediler.Basının dördüncü erk olduğunu hafta boyunca kanıtlayan, medyanın "denetleme" görevini büyük bir özveriyle yerine getiren tüm televizyoncu dostlarımı yürekten kutluyorum. Bazen "ödülleri" (!) bir tokat olsa da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=17903"&gt;http://www.superpoligon.com/oku.asp?id=17903&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552736095122323?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552736095122323/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552736095122323' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552736095122323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552736095122323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/belediyeler-cok-iyi-bilir-fabrikalar.html' title='Belediyeler cok iyi bilir: &quot;fabrikalar doyurdu&quot; kavramını'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552673678420446</id><published>2006-04-20T02:51:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T02:52:16.793-07:00</updated><title type='text'>Televole dunyası ve dejenerasyon</title><content type='html'>Yirmi bin dolara hangi ünlü sinema yıldızı işe çıktı??? Ünlü magazin duayeni Şenay Düdek'in şahit olduğu fuhuş olayındaki ünlü sinema sanatçısı kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programın sunucularından Ünlü magazin Duayeni Şenay Düdek "48 yaşındayım kimseye ben bu insanın arkasındayım yapmaz diyemem" dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanal D’de yayınlanan Şenay Düdek ve Müge Anlı’nın sunduğu “Dobra Dobra”  adlı sabah programının konuğu ünlü manken Tuğba Özay’dı. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen ünlü insanlara yönelik fuhuş operasyonunda emniyete götürülen Ece Gürsel hakkında konuşlarken Müge Anlı, Tuğba Özay’a “Ece Gürsel’in arkasında mısın?” diye sordu. Özay bu soruya “Evet” karşılığını verince, Programın sunucularından Ünlü magazin Duayeni Şenay Düdek “48 yaşındayım kimseye ben bu insanın arkasındayım yapmaz diyemem” diye karşılık verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şenay Düdek, yıllar önce gözlerinin önünde gerçekleşen bir olayı şöyle anlattı. Yılar önce çok ünlü bir işadamı ve  birkaç kişi ile Bebek sahilinde yatta sohbet ederken, iş adamı O dönemin en ünlü sinema sanatçılarından birinin parayla işe çıktığını iddia eder. Şenay Düdek bu iddiaya inanmayınca, işadamı sinema yıldızını arayarak 20 bin dolara anlaşır ve çağırır. Sinema Oyuncusu yata gelir, kamarada işadamı ile yattıktan sonra çıkışta Şenay Düdek’i görünce şok olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şenay Düdek bu olayı anlattıktan sonra, Müge Anlı olaya “Hatta o sanatçı daha sonra evlenip Lady oldu” yorumunu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim aklımıza bu tarif üzerine birileri geliyor ama isim şimdilik Şenay Düdek’te saklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.medyafaresi.com/News.asp?NewsID=2132"&gt;http://www.medyafaresi.com/News.asp?NewsID=2132&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552673678420446?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552673678420446/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552673678420446' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552673678420446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552673678420446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/televole-dunyas-ve-dejenerasyon.html' title='Televole dunyası ve dejenerasyon'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552599060308654</id><published>2006-04-20T02:38:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T02:39:50.613-07:00</updated><title type='text'>ÇIKAR GRUPLARI VE RANT KOLLAMA -Prof.Dr.C.C.Aktan</title><content type='html'>Rant kollama olayında iki kesim ya da taraf söz konusudur: Bunlar rant yaratan ve dağıtan kesim ile rant elde etmeye çalışan kesimdir. Rant yaratan –suni rantı kastediyoruz- kesim "devlet" tir. Rant, devletin bazı ekonomik faaliyetleri kendi monopolüne alması, bazı ekonomik faaliyetlere yasal engeller getirmesi (ithalatın yasaklanması, ithalatın izne bağlanması vb.), bazı sektörlere teşvikler (sübvansiyonlar) sağlaması gibi nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Kısaca, rant, devletin ekonomiye olan müdahalelerinin bir sonucudur.&lt;br /&gt;Rant kollayan kesimi ise iki gurupta toplamak mümkündür. Bireysel rant kollayanlar ve kurumsal (örgütlü) rant kollayanlar.&lt;br /&gt;Bireysel rant kollama, herhangi bir örgüt yada kurum kanalıyla değil, bireysel olarak devletten bir ekonomik transfer elde etme gayretine verilen isimdir. Örneğin, bir firma sahibinin kendi çabasıyla teşvik elde etmeye çalışması bireysel rant kollama olayına bir örnektir.&lt;br /&gt;Kurumsal ya da örgütlü rant kollama ise ortak menfaatleri etrafında birleşen ve bunları gerçekleştirmek için örgütlenen kesimin devletten ekonomik transfer elde etme gayretine verilen isimdir. Bu şekilde rant kollamaya çalışanlara siyaset biliminde "çıkar ve baskı grupları" adı verilmektedir.&lt;br /&gt;Belirli ortak çıkarlar etrafında bir araya gelme ve örgütlenme sonucu Çıkar Grubu (Interest Group) oluşur. Çıkar grubunun amaçları doğrultusunda siyasal iktidarın ve bürokrasiyi "etkileme" si ya da "baskı yapması" ile de Baskı Grubu (Pressure Group) oluşur. Bu ayırım şu açıdan önemlidir. Her çıkar grubu, baskı grubu değildir. Fakat her baskı grubu, mutlaka çıkar grubudur. Bu iki grubun tek çatı altında oluşması ile de Çıkar ve Baskı Grubu adı verilen kesim ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Çıkar ve baskı grupları amaçlar yönünden "Ekonomik Çıkar ve Baskı Grupları, Kültürel Çıkar ve Baskı Grupları" gibi ayırımlara tabi tutulabilir. Konumuz açısından bizi ilgilendiren ekonomik çıkar ve baskı gruplarıdır. Bunlara örnek olarak; özel şirketleri, sendikaları, odaları, dernekleri, basını, uluslararası iktisadi ve mali kuruluşları vb. kurum ve kuruluşları gösterebiliriz.&lt;br /&gt;Ekonomik çıkar ve baskı grupları rant kollamada siyasal iktidarı ve bürokrasiyi çeşitli yollardan etkilemeye çalışırlar. Bu "baskı yöntemleri" ni şu şekilde özetleyebiliriz:&lt;br /&gt;1. İkna: Ortak çıkarları doğrultusunda rapor araştırma-inceleme vb. doküman yayınlamak suretiyle siyasal iktidarı ve bürokrasiyi etkilemeye çalışabilirler.&lt;br /&gt;2. Lobicilik: Ekonomik çıkar ve baskı grupları; hükümet üyeleri, yasama organı üyeleri ve bürokratlarla gizli görüşmeler yaparak kendi çıkarları doğrultusunda yasal düzenlemeler yapılmasını sağlayabilirler. Lobicilik ya da "kanun simsarlığı" yapanlar; milletvekilleri, bürokratlar, profesyonel yöneticiler vb. kimseler olabilir.&lt;br /&gt;3. Seçim Kampanyası Yardımları: Seçim öncesinde ve sonrasında siyasal iktidara parasal veya ayni yardımlar yapılabilir.&lt;br /&gt;4. Rüşvet: Hükümet üyelerine, bürokratlara ve diğer kamu görevlilerine rüşvet vermek suretiyle rant sağlanabilir.&lt;br /&gt;5. Tehdit: Siyasal iktidarı bir dahaki seçimlerde desteklememe tehdidinde bulunma, bir başka siyasal partiyi destekleme tehdidinde bulunma veya medya yoluyla siyasal iktidarı yıpratmaya çalışma tehdidinde bulunma söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;6. Sabotaj: Hükümetin çalışmalarını baltalama ve köstekleme söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;7. Toplu Eylem: Grev, boykot, mitingler, gösteri yürüyüşleri vb. yollarla toplu eylemlere girişilebilir.&lt;br /&gt;8. Medya: Kitle iletişim araçları ile siyasal iktidarı destekleme kampanyası yürütülebilir.&lt;br /&gt;Kaynak: C.C.Aktan, "Rant Kollama", Amme İdaresi Dergisi, Aralık-1993.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552599060308654?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552599060308654/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552599060308654' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552599060308654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552599060308654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/ikar-gruplari-ve-rant-kollama.html' title='ÇIKAR GRUPLARI VE RANT KOLLAMA -Prof.Dr.C.C.Aktan'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114552562171596989</id><published>2006-04-20T02:32:00.000-07:00</published><updated>2006-04-20T02:33:41.723-07:00</updated><title type='text'>AKP Sozunde duruyor mu?</title><content type='html'>AKP'nin verdigi sozler asaga, ne kadar sozunde durdugu ise bir muamma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasetin kirlenmesini önleyen yasal düzenlemeler yapılacaktır.&lt;br /&gt;Siyaset bir rant aracı görüntüsünden kurtarılacaktır.&lt;br /&gt;Seçimle gelen herkesin kanunen vermek zorunda olduğu mal bildirimi şeffaf olarak kamuoyunun bilgisi ve denetimine sunulacaktır.&lt;br /&gt;Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak; dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir.&lt;br /&gt;Siyasetin alanının daraltılmasına ve saygınlığının gölgelenmesine dönük tüm teşebbüslere karşı kararlı bir politika izlenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: &lt;a href="http://www.belgenet.com/parti/program/ak_1.html"&gt;http://www.belgenet.com/parti/program/ak_1.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114552562171596989?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114552562171596989/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114552562171596989' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552562171596989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114552562171596989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/akp-sozunde-duruyor-mu.html' title='AKP Sozunde duruyor mu?'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-26522227.post-114548659615354822</id><published>2006-04-19T15:37:00.000-07:00</published><updated>2006-04-19T15:43:16.163-07:00</updated><title type='text'>Siyaset - Rant İlişkisi</title><content type='html'>Kultur ve Turizm bakanı Atilla Koç, bakir kıyıların imara açılıp, yatırımcılara tahsis edilmesi konusunda bir yasa taslağı hazırlamış. Şimdi soruyorum:&lt;br /&gt;1-) Bakir kıyıların imara acılıp yatirimcilara tahsis edilmesinde kamu yararı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Geriye kalan az sayıda dogal kıyılarımızda imara acılınca dogal kaynaklarımızdan geriye ne kalıcak? Bu gorulmuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) Turizm bakanı kanunlara uygun demiş. Peki kanunlar her zaman hakka ve vicdana uygun oluyorlar mı? Bu ulkede yolsuzluk yapan herkesin agzından tek soz geciyor: kanuna uygun! Emre Yılmaz'ın dedigi gibi kanunlar hırsızları korumak icinmis!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset ve rant iliskisi hakkında sayın Can Aktan'ın ufak bir yazısı:&lt;br /&gt;Tam istihdamı sağlamak, ekonomik büyüme ve kalkınmayı gerçekleştirmek, yerli sanayii korumak, kaynak kullanımında ve kaynak dağılımında etkinliği sağlamak, ekonomide dengeyi tesis etmek ve daha pek çok amaç için devletin ekonomiye yapacağı müdahalelerin kaçınılmaz bir sonucu vardır: SUNİ RANT&lt;br /&gt;Ekonomide rantlar yaratan, bu rantları dağıtan, rant kollama faaliyetlerinin toplumda yaygınlaşmasına neden olan devlet müdahaleciğidir.&lt;br /&gt;Rant kolama teorisinin ve konuda yapılan ampirik çalışmaların bize öğrettiği şudur: Devletin büyümesi, görev ve fonksiyonlarının genişlemesi rant kollama faaliyetlerinin artmasına neden olur. Rant kollama, aşırı devlet müdahalesinin bir sonucudur.&lt;br /&gt;Rant kollamanın sosyal maliyeti israf, hırsızlık ve yağmacılıktır.Serbest ticareti engelleyen tarifeler, kotalar, lisanslar; yatırım ve ihracat  teşvikleri;  vergi imtiyazları, mali tekeller, transfer harcamaları ve daha bir çok müdahaleci iktisat politikası araçları "yasal soygun"ın gerçekleştirilmesine imkan sağlarlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/26522227-114548659615354822?l=havadis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://havadis.blogspot.com/feeds/114548659615354822/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=26522227&amp;postID=114548659615354822' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114548659615354822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/26522227/posts/default/114548659615354822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://havadis.blogspot.com/2006/04/siyaset-rant-ilikisi.html' title='Siyaset - Rant İlişkisi'/><author><name>oldfashioned</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
